59haŞr suresi - 23. AYET Medine هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ
NisaSûresi Sesli Tefsiri. Nisâ Sûresi. 1. ve 2. Ayet Tarayıcınız audio elementini desteklemiyor. 2. ve 10. Ayet Tarayıcınız audio elementini desteklemiyor
HaşrSûresi Hakkında. Haşr sûresi Medine’de inmiştir. 24 âyettir. İsmini, ikinci âyette geçip “sevkiyat için bir yere toplama” mânasına gelen اَلْحَشْرُ (haşr) kelimesinden alır. “Benî Nadr Sûresi” ismi de vardır. Çünkü sûrede onların sürgün edilmelerinden bahsedilmektedir
SüleymanAteş. HAŞR 59:22 - O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilir. O çok esirgeyen, çok acıyandır. O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilir. O çok esirgeyen, çok acıyandır.
Haşr Suresi Tefsiri. Elmalı Tefsiri. 1. Göklerde ve yerde bulunan her şey, Allah’ı tesbih ile tenzih etti ve etmektedir. O’nun şânı, kendisinin her türlü lekeden uzak olduğunu ve kirli şeylerin O’na yaklaşamayacağını isbat etmektedir. Bu yüzden her şey O’nun hakkı uğrunda çarpışır, hepsi O’nun ordusudur.
HaşrSuresi mp3: Haşr Suresi yüksek kalitede dinlemek ve indirmek için okuyucuyu seçerek. Ahmed El Agamy. Bandar Balila. Khalid Al Jalil. Saad Al Ghamdi. Saud Al Shuraim. Salah Bukhatir. Abdul Basit. Abdul Rashid Sufi.
WWLIi. haşr suresi okumak, ezberlemek veya anlamı öğrenmek isteyenler, haşr suresinin son 3 ayetinin huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve. haşr suresinin son 3 ayeti Haşr Suresinin son üç ayeti HÜVALLAHÜLLEZİ LA İLAHE İLLA HÜ, ALİMÜLĞAYBİ VEŞŞEHADEH, HÜVERRAHMANÜRRAHİM. HÜVALLAHÜLLEZİ LA İLAHE … Haşr Suresi son 4 Ayeti Arapça Okunuşu. HÜVALLAHÜLLEZİ SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU Haşr suresinin son 4 ayeti Türkçe Meali Bismillahirrahmanirrahim – Lev enzelnâ hâżâ-lkur-âne alâ cebelin leraeytehu … Haşr Suresin Son 5 Ayeti Lâ yestevî Arapça Oku. Bismillâhirrahmânirrahîm. Haşr Suresi Lâ yestevî eshâbun-nâri ve eshâbul cenne. Eshâbul cenneti humul fēizûne. Haşr Suresi 21. Ayet Lev enzelnē hezel Gur’âne alē cebelil leraeytehû [k]hâşiam-mutesaddiam-min [k]haşyetillēh. Vetilkel emsēlu nedribuhē linnēsi leallehum yetefekkerûn. Photoshop indir gezginlerDizipal gibi sitelerBir dükkanda envanter tutmakViranşehir için namaz vakitleri Haşr Suresi Türkçe, Arapça Oku Dinle. Haşr Süresi Son 3 Ayetin Tefsiri Huvellahullezi - Haşır süresi son üç ayetin tefsiri 22. Şanı yüce olan O Allah, gerçek O, mülkün gerçek sahibi, kutsal her türlü eksiklikten uzak, barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. 59-Haşr Suresi … iyyil aliymi mineşşeytanirracim Kovulmuş şeytanın şerrinden hakkıyla işiten ve her şeyi bilen Allaha sığınırım.; Dedikten sonra Haşr suresinin sonundan üç Halk arasında Huvallahullezi Suresi ismi verilen ve Esmaü'l-Hüsna'dan, Allah'ın 15 isminin zikredildiği bu bölüm, kimi alimler tarafından son 4 ayet … Haşr Suresi Son 4 Ayet Haşr Suresi - Türkçe Sure Ayet Okunuşu Anlayalım Öğrenelim Haşr Suresi 6-10. Ayet Tefsiri. Allah’ın başka beldeler halkından alıp resulüne fey olarak verdikleri, Allah’a, peygambere, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir; servet içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın diye böyle hükmedilmiştir. Haşr Suresi Son Üç Ayet yeni öğrenenler için HÜVALLAHÜLLEZİ - Haşr Suresi Son 3 Ayeti 20 Defa Ezberle İçinizi Titretecek Tilavet 6 Haşr Suresi Huvallah Bu da fasıkları rezil etmesi içindir. 59. Sure. Haşr Suresi 5. Ayet Meali, Haşr 5, 595. Savaş gereği, hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut kesmeyip Haşr Suresi – 10. Ayet – Dualar May 26, 2019 Haşr Suresinin Son 3 Ayeti ve Fazileti. Sabah 3 defa, “Eûzü billahis-semî'il alîmi mineşşeytânirracîm” diyerek Haşr suresinin son üç âyetini Hadislerde, Haşr Suresi'nin son üç ayetinin okunmasının fazileti ifade edilmektedir. Tesbihatlarda son beş ayet yazılmasının hikmeti nedir? Cevap Değerli Kardeşimiz; Bazı hadis-i şeriflerde Haşir Suresinin “son üç ayeti” bazılarında “son ayetleri” diye zikredilmektedir Cv maker iletişim Haşr suresinin son 3 ayeti ne için okunur? Haşr suresinin son 3 ayeti hangileri? Haşr Suresi toplam kaç ayet? Hüvallahüllezi la ilahe illa hu ne demek? Hüvallahüllezi Ne duası? Lev enzelna kaç ayet? haşr suresi okumak, ezberlemek veya anlamı öğrenmek isteyenler, haşr suresinin son 3 ayetinin huvallâhullezî lâ ilâhe illâ huve. haşr suresinin son 3 ayeti Yenilmez 4 full izle türkçe dublaj tek parça film makinesiGülseren gürsaçerFarmasi giriş yap60x100 mutfak masası Haşr Suresinin Son Dört Ayeti Arapça Ve ... - Dinimizde Yanlış İddia 8. Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.”. O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız. Ayrıca Nisa Suresi … Haşr suresi kaç ayet? Haşr suresi ne anlatıyor? Haşr suresi meali ve Arapça. Haşr suresi okunuşu, anlamı ve fazileti. Haşr Suresi, Medine döneminde nüzul olmuştur. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “ el-Haşr ” kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Hadislerde, Haşr Suresi'nin son üç ayetinin okunmasının fazileti ifade edilmektedir. Tesbihatlarda son beş ayet yazılmasının hikmeti nedir? Cevap Değerli Kardeşimiz; Bazı hadis-i şeriflerde Haşir Suresinin “son üç ayeti” bazılarında “son … Haşr Suresi Türkçe Meali Kur'an-i Kerim Yanlış İddia 8. Haşr Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır “Elçi size ne verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa ondan da sakının.”. O halde geleneklerin ve hadis külliyatının bize öğreti olarak verdiklerini kabul etmeli, bizden yasakladıklarından kaçınmalıyız. Ayrıca Nisa Suresi … Haşr suresi kaç ayet? Haşr suresi ne anlatıyor? Haşr suresi meali ve Arapça. Haşr suresi okunuşu, anlamı ve fazileti. Haşr Suresi, Medine döneminde nüzul olmuştur. 24 âyettir. Sûre, adını ikinci ayette geçen “ el-Haşr ” kelimesinden almıştır. Haşr, toplamak demektir. Hadislerde, Haşr Suresi'nin son üç ayetinin okunmasının fazileti ifade edilmektedir. Tesbihatlarda son beş ayet yazılmasının hikmeti nedir? Cevap Değerli Kardeşimiz; Bazı hadis-i şeriflerde Haşir Suresinin “son üç ayeti” bazılarında “son … Yüce kitabımız Kuranı Kerim surelerinden Haş Suresi son 3 ayeti anlamı Hüvallahüllezi, Haş suresi son 3 ayeti arapça yazılışı ve Haş suresi son 3 ayeti arapça okunuşu bu sayfada derledik. İşte Haş suresi son 3 ayeti tefsiri, fazileti ile tüm ayrıntılar. Haşr suresi … Jun 26, 2019 HAŞR Suresi Son 3 Ayeti,HAŞR Suresi اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ
TEFSİR Saîd b. Cübeyr’den rivayete göre ashâb-ı kirâm “Sizi pek acı bir azaptan kurtaracak çok kârlı bir ticaretin yolunu size bildireyim mi?” Saff 61/10 âyet-i kerîmesi nâzil olunca “Bu ticaretin hangisi olduğunu bilsek mallarımızı onun yolunda versek” dediler de Allah Tealâ “Allah’a ve Rasûlü’ne gerektiği gibi inanır...” âyet-i kerîmesini indirdi. Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl, II,167 Mukâtil şöyle anlatıyor Bu âyet-i kerîmeler Osman b. Maz’ûn hakkında nâzil oldu. Bir gün Resûlullah “Bana izin versen de hanımım Havle’yi boşasam, rahip gibi yaşasam. Bunun için kendimi hadım etsem, eti kendime haram kılsam, hiçbir gece uyumasam, oruçsuz hiçbir gün geçirmesem” demişti. Resûlullah da ona “Nikâh benim sünnetimdendir. İslâm’da rahiblik yoktur. Benim ümmetimin rahibliği Allah yolunda cihaddır, ümmetimin hadımlığı da oruçtur. Allah’ın size helâl kıldığı hoş ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın. Benim sünnetimdendir ki gece uyurum, kalkıp ibâdet de ederim, bazı günler oruç tutarım, bazı günler de oruç tutmam. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” buyurdu. Osman “Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi ticaret Allah’a daha sevgili, bilsem de o ticareti yapsam” dedi ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerîmeler nâzil oldu. Kurtubî, el-Câmi, XVIII, 57 Allah yolunda gösterilen gayretin ve dökülen terin ne kadar kıymetli olduğunu Ziyâ Paşa şöyle dile getirir “Her katresi bir gevher-i yektâdan e’azdır. Allah için ol yaş ki akar dîde-i terden.” “Allah için, Allah’ın dinine hizmet yolunda insanın ter gözeneklerinden dökülen her bir ter damlası, eşsiz güzellikte kıymetli bir cevherden daha yüce ve değerlidir.” Mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad edenlere iki mükâfat müjdelenmiştir Birincisi; âhiret mükâfâtı Bunlar günahların bağışlanıp içinden ırmaklar akan cennetlere varmak, sonsuz nimet ve ebedî mutluluk yeri olan Adn cennetlerindeki çok hoş ve çok güzel saraylara, köşklere yerleşmek. İkincisi; dünya mükâfâtı Allah’ın yardımı ve yakın bir fetih. “Yakın fetih”ten maksat sahâbe-i kirâm için müjdelenen Hudeybiye anlaşması, Mekke’nin fethi, Allah’ın müslümanlara nasip edeceği ganimetler, daha sonra İran ve Bizans ülkelerini fethedilmesi vs. olabilir. Nitekim bu sûreden sonra inen fetih sûresinde Resûlullah “Açık bir fetih” verildiği bildirilir. Feth 48/1 Bu fetih, daha çok Hudeybiye anlaşması olarak tefsir edilir. Yine o sûrede “feth-i karîb” yani yakın bir fetih ve ganimetlere de işaret edilir. bk. Fetih 48/18-19 Müjdelenen bu yardımlar, fetihler ve zaferler hem Resûlullah zamanında, hem de sonraki dönemlerde bir bir gerçekleşmiştir. Yine de gerçekleşmeye devam edecektir. Dünyevî müjdelerin gerçekleşmesi, Kur’an’ın haber verdiği âhiret mükâfatlarının gerçekleşeceğinin de açık bir delilidir. “Allah’ın yardımı ve pek yakında gerçekleşecek bir fetih! Mü’minleri müjdele!” Saff 61/13 âyeti, târih boyu savaşlarda mü’min askerlerin morallerini ve savaş heyecanlarını artırıcı bir ifade olarak sık sık tekrarlanmıştır. Hususiyle Osmanlı’da ordunun mutlaka muzaffer olacağı inancını kuvvetlendirmek üzere mehteranın icra ettiği musiki eşliğinde coşkulu bir şekilde seslendirilmesi, manevî bir anane olarak devam ettirilmiştir. Size müjdelenen bu nimetlere ulaşmak istiyorsanız Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
59-HAŞR 10. Ayet وَالَّذِينَ جَاؤُوا مِن بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِّلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ Vellezîne câû min ba’dihim yekûlûne rabbenâgfir lenâ ve li ihvâninellezîne sebekûnâ bil îmâni ve lâ tec’al fî kulûbinâ gıllen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîmrahîmun. Bayraktar Bayraklı Onlardan sonra gelenler şöyle derler “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, inananlara karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin. Edip Yüksel Onlardan sonra gelenler, “Efendimiz, bizi ve bizden önce gerçeği onaylamış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi gerçeği onaylayanlara karşı kin beslemekten koru. Efendimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin“ derler. Erhan Aktaş Onlardan sonra gelenler “Rabb’imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb’imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin.” derler. Muhammed Esed Onlardan sonra gelenler, "Ey Rabbimiz!" diye yalvarırlar, "Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olanlardan hiçbirine karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat Sahibisin, rahmet kaynağısın!" Mustafa İslamoğlu Onlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin! Süleyman Ateş Onlardan sonra gelenler derler ki "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, Sen çok şefkatli çok merhametlisin!" Süleymaniye Vakfı Sonradan gelecek olanlar şöyle derler "Sahibimiz Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanıp güvenmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir kin oluşturma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin ve ikramın boldur". Yaşar Nuri Öztürk Onlardan sonra gelenler de şöyle derler "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi affet; kalplerimizde, inananlara karşı bir düşmanlık bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"
Taberi Tefsiri – HAŞR Suresi HAŞR SURESİHaşr suresi, Medine’de nazil olmuştur ve yirmi dört âyettir. Bu sure-i celile, göklerde ve yerde bulunan herşeyin, Allah tealayı teşbih ettiğini beyan ederek başlıyor. AUah tealanm, Hendek savaşı sırasında, müminlere ihanet eden Yahudileri, bu yaptıklarının cezası olarak yurtlarından çıkardığı açıklanıyor. Fethedilen memleketlerden alınan ganimet mallarının kimlere taksim edileceği beyan ediliyor. Münafıkların iki yüzlülükleri, onların kalblerine müminlerin korkusunun salındığı, müstahkem kalelere çekilmiş olmalarının onlara bir fayda sağlamayacağı ifade buyuruluyor. Sure-i edilenin sonunda, cennet ehli ile cehennem ehlinin eşit olmayacağı, cennet ehlinin mutlaka kurtuluşa ermiş olacağı haber veriliyor ve sure “O, yaratan, yoktan var eden, yarattıklarını şekillendiren AHahtır. En güzel isimler onundur. Göklerde ve yerde bulunan herşey onu tenzih ve teşbih eder. O, herşe-ye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.” âyetiyie sona eriyor.[1] Rahman ve rahim olan Allanın adıyla. 1- Göklerde ve yerde bulunan herşey A İlahı teşbih eder. O, herşeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah teala kerimede, göklerde ve yerde bulunan bütün varlıkların, kendisini layık olmayan şeylerden arındırdıklarını ve kendisini, layık olan sıfatlarla sıfatlandırdıklarını beyan etmektedir. Taberi, âyette geçen “Teşbih etme” ifadesini “Namaz kılmak ve secde etmek.” olarak izah etmiştir.[2] 2- Kitap ehlinden inkar edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O’dur. Oysa siz, onların çıkacaklarını sanmıyordunuz. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allanın azabından koruyacağını sanmışlardı. Ama hiç beklemedikleri bir yerden AI la hin azabı onları yakalayıvcrdi. Allah onların kalblcrinc şiddetli bir korku saldı da evlerini bizzat kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri bundan ibret alın. Mücahid, Katade, Zühri ve İbn-i Zeyd bu âyet-i kerimede zikredilen ehl-i kitabın, Resulullaha suikast teşebbüslerinden dolayı, onun tarafından Medine’den sürgün edilen ve gidip Hayber ve Şam’a yerleşen Nadr oğullan Yahudileri olduğunu söylemişlerdir. Bu olayın şöyle cerayan ettiği rivayet edilmektedir “Bi’r-i Maûne gazvesinde sahabe-i kiramdan yetmiş kişi şehid edilmiş, bunlardan sadece Amr b. Ümeyye ed-Damrî kaçıp kurtulmuştur. Amr Medine’ye dönerken yolda kendisiyle karşılaşan Âmir oğullarından iki kişiyi Öldürmüştür. Öldürülen bu iki kişinin, kendilerine dokunulmayacağına dair Resulullah ile bir antlaşmaları varmış. 4Amr ise bu antlaşmayı bilmiyormuş. Medine’ye gelince bu durumu Resuluilaha bildirmiş O da “Sen bu iki kişiyi öldürdün ben onların diyetlerini mutlaka Ödeyeceğim.” demiştir. Resulullah ile antlaşma yapmış olan Âmiroğullan, Nadr oğullan Yahudileriyle de daha önce antlaşma yapmışlarmış. Nadr oğulları Medine’nin doğusunda bir kaç mü uzakta yaşıyorlarmiş. Resulullah bunlara giderek, Âmiroğullarından öldürülen iki kişinin diyeti hususimde kendisine yardımcı olmalarım istemiştir. Zira Resuluİlah ile Nadr oğullan arasında bu tür hadiselerde birbirlerine yardım ettnek üzere bir antlaşma bulunuyormuş. Nadr oğullan Peygamberimize “Ey Ebu Kasım, bizden istediğin yardım hususunda sana istediğini vereceğiz,” dediler. Bu sırada Resulullah onların evlerinden birinin duva-. rının dibinde oturuyordu. Nadr oğullan bir suikast düzenleyerek birbirlerine şöyle demişlerdir “Siz bu adamı bir daha bu şekilde bulamazsınız. Kim şu evin üzerine çıkıp ta onun üzerine taş düşürerek bizi ondan kurtanr?” Bu teklifi içlerinden Amr b. Cehhaş b. Ka’b kabul etmiş ve “Bu işe ben varım.” demişti. Resulullah da içlerinde Hz. Ebubekir, Ömer ve Ali’nin de bulunduğu sahabilerden bir toplulukla orada otururken Amr taşı düşünmek üzere oraya çıkmış, o sırada Resulullaha bu suikast planı hakkında vahiy gelmiştir. Bunun üzerine Resulullah oradan kalkıp hissetti nineden ayrılmış ve Medine’ye dönmüştür. Resulullah tekrar duvarın dibine geri dönmeyince sahabiler onu aramaya başlamışlar ve Medine’den gelen birine onu’sonnuşlar o da Resulullah, Medine’ye girerken gördüğünü söylemiştir. Sahabiler oradan aynlıp Medine’ye gelmişler. Resulullah onlara Yahudilerin hıyanetini bildirmiş ve bu Yahudilerle savaş yapmak için hazırlanmalarını emretmiştir. Sonra Resulullah Nadr oğullan üzerine yürümüş onlar da kalelerine sığınarak orada yaşamaya başlamışlardır. Resulullah onların hunnala-nm kesmeyi ve yakmayı emretmiştir. Nadr oğulları, bulunduklan kalelerden “Ey Muhammed, sen yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı yasaklıyor ve bunu ayıplıyordun. Hunnalann kesilmesi ve yakılması nedir?” diye sesleniyorlardı. Avf oğullarından Abdullah b. Übey b. Selul, Vedia b. Malik, Süveyd ve Dâis, Nadr oğullarına bir kişi göndererek “Yerinizden aynimayın, kendinizi koruyun. Zira biz sizleri asla yalnız bırakmayız ve onlara teslim etmeyiz. Savaşırsanız sizinle beraber savaşırız. Çıkıp giderseniz sizinle beraber gideriz.” dediler. Nadr oğullan bu münafıklardan yardım beklediler fakat hiçbir yardım göremediler. İçlerine korku düştü. Bunun üzerine onlar Resululiaha, silahlannı bırakarak, develerinin taşıyabileceği kadar eşyalarını beraberlerinde alıp götürmeleri ve can güvenliklerinin sağlanması şartıyla Medine’den çıkıp gitmeyi teklif ettiler. Resuiulîah onların bu tekliflerini kabul etti. Bunun üzerine Nadr oğullan, develerinin taşıyabileceği kadar eşya alarak Medine’den ayrıldılar. Giderken evlerini kendi elleriyle yıkıyorlar, develerini yyükleyebilecekleriniyükleyip götürüyorlardı. Onların bir kısmı Hayber’e, diğer bir kısmı da Şam’a gitmiştir. Geride bıraktıkları gayr-i menkuller, savaşmadan elde edildiği için, Allah tealanın emriyle Resulullaha intikal etti. Resulullah bu mallan dilediği kimselere vermekte serbestti. Nadr oğullanndan sadece iki kişi müslüman olmuştu. Bunlardan biri, Resulullaha suikast yapacak olan Amr’ın amcası Yâmin b. Amr, diğeri ise Ebu Said b. Vehb idi. Bunlar müslüman oldular ve kendi mallarının başında kaldılar. İşte bu sure-i celile, bu kabile ve bu olay hakkında nazil olmuştur.[3] 3- Eğer Allah onları sürüp çıkarmayı yazmamış olsaydı onlara dün yadayken azap ederdi. Onlar için ahİrcttc cehennem azabı vardır. Eğer Allah, levh-i mahfuzda, Nadr oğulları Yahudilerinin, Medine’den sürülüp çıkarılmalarını takdir etmemiş olsaydı onlan dünyada iken müminlerin elleriyle Öldürtür ve esir düşürürdü. Böylece daha dünyadayken onlara azabı tattınnış olurdu. Fakat Allah onların asıl azabını âhirete bıraktı ki, o da cehennem ateşidir.[4] 4- Bunun sebebi, Allaha ve Resulüne karşı gelmeleridir. Kim Allaha karşj gelirse, şüphesiz ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. Allahın, Yahudileri böyle sürgün ettirmesi ve âhirette de cehennem azabına koymasının sebebi, onların, Allahın ve Resulünün emirlerine karşı gelmeleridir. Kim, Allahın emirlerine karş gelirse bilsin ki Allah, cezalandırması çetin olandır.[5] 5- Ey müminler kitap ehlinden inkar edenlerin yurtlarındaki hurma ağaçlarını kesmeni/ veya kökleri üzerinde dikili bırakmanız, Allahın iz-niylcdir. Ve Allahın emrinden çıkanları rezil etmesi içindir. Ey müminler, Medine’den sürgün edilen Nadr oğullan Yahudilerinin hurmalarından kestikleriniz veya kökleri üzerinde dikili bıraktıklarınız, Allahın em-riyledir. Bunu yapmanızdan dolayı üzerinize bir sorumluluk yoktur. Allah bunu, emrine karşı gelen Yahudileri rezil etmek için yaptırmıştır. Ayet-i kerimede geçen ve “Hurma ağacı” diye tercüme edilen kelimesi, İkrime, Yezid b. Ruman, Katade, Zühri ve Abdullah b. Abbas’a göre, “Acve” diye adlandırılan hurma ağaçlarının dışındaki bütün hurma ağaçlan için kullanılır. Mücahid, Amr b. Meymun ve İbn-i Zeyd’e göre ise kelimesi bütün humna ağaçlan için kullanılır ve Acve de buna dahildir. Abdullah b. Abbas’tan nakledilen diğer bir görüşe göre Özel bir renkte bulunan hurma ağaçlandır. Süfyan es-Sevriise sj kelimesinin, hurma ağaçlarının en güzeli için kulanıldığım söylemiştir. Yezid b. Ruman diyor ki “Resululllah Nadr oğullarının hurma ağaçlarını kestirip yaktırınca onlar “Ey Muhammed, sen, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayı yasaklıyor ve ayıplıyordun. Şimdi sana ne oldu da hurmalarımızı kestirip yaktırıyorsun?” demişler, bunun üzerine Allah teala bu ayet-i kerimeyi indirerek Resulullahın, bu işi Allahın izniyle yaptığını bildinniştir. Katade ve Mücahid ise diyorlar ki “Müslümanların bir kısmı Nadr oğulkırının hurma ağaçlarını keserken diğerleri, bu işin bir fesat çıkarma olacağım düşünerek ağaçlan kesmenin veya kesmeyip bırakmanın Alllllahın izniyle olduğunu bildirmiştir. Abdullah b. Ömer diyor ki “Resulullah, Nadr oğullarının “Buveyre” denen yerdeki hurmalarını kestirip yaktırınca Allah teala bu âyet-i kerimeyi indirmiştir[6] 6- Allahın, Resulüne ganimet olarak verdiği, kâfirlerden geri kalan mallar için, siz ne at ne deve koşturdunuz. Fakat Allah peygamberlerini Kullarından dildiğinc galip getirir. Allah herşeye kadirdir. Allahın peygamberine, Nadr oğullarının mallarından bıraktığı ganimetleri elde etmekte sizler yorulmadınız. Onlar için ne at koşturdunuz ne de deve. Bu itibarla bu mallar, Allahın Resulüne aittir. Allah, peygamberini, dilediğine galip getirir ve onların mallarını da ganimet olarak peygamberine bırakır, Allah herşeye kadirdir[7]. 7- Allahm, fethedilen şehir halkından ganimet olarak peygamberine verdiği mallar, Allaha, Peygambere yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlar içindir/Böylece mallar, içinizdeki zenginler arasında dönüp dolaşan bir şey olmasın Peygamber size ne verdiyse onu alın. Sîze neyi yasakladıysa ondan kaçının. Allahtan korkun. Şüphesiz ki Allah, cezası pek şiddetli olandır. *Bu âyette, fethedilen şehirden, Allahm Resulüne verdiği ganimetten bahsedilmektedir. Âlimler, bu ganimetten neyin kasdedildiği hakkında çeşitli izahlarda bulunmuşlardır. Bir kısım âlimler, âyette geçen ve “Ganimet” diye tercüme edilen “Fey” kelimesinden maksadın “Cizye ve haraç” olduğunu söylemişlerdir. Bu hususta Malik b. Evs b. ei-Hadesan diyor ki “Ömer b. el-Hattab şu âyeti okudu. “Zekat, Allahtan bir farz olarak ancak fakirlere, yoksullara, zekatı toplayan memurlara, kalbleri İslama ısındırılmak istenenlere, kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihad edenlere ve yolüa kalanlara verilir. Şüphesiz Allah, herşeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[8] ve dedi ki “İşte zekat bunlar içindir. Hz. Ömer daha sonra “Eğer Allaha ve hak ile batılın ayrıldığı gün, iki ordunun karşılaştığı o gün, kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz âyetlere iman ediyorsanız, bilin ki savaştan ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri, mutlaka Allanın, peygamberin ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah herşeye kadirdir.”[9] âyetini okudu ye “Bu âyette bunların hakkını bildirmektedir.” dedi. Daha sonra bu surenin sekiz, dokuz ve onuncu âyetlerini okudu ve sonra şöyle dedi “Bu âyet-i kerime bütün müslümanlan kapsamaktadır. Burada zikredilen ganimette payı olmayan hiçbir kimse yoktur. Yemin olsun ki eğer yaşayacak olursam bu ganimeti elde etmek için alnı terlemeyen çobana dahi, develerini sürerken payı kendisine ulaşacaktır.” Ma’merde bu görüştedir. Diğer bir kısım âlimler ise âyette zikredilen “Fey” kelimesinden maksadın, müslümanlann savaşarak fethettikleri ülkelerden elde ettikleri harp ganimeti olduğunu söylemişlerdir. Bu görüş, Yezid b. Rûman’dan nakledilmiştir. Bazı âlimler de bu ayette zikredilen “Fey” kelimesinden maksadın, müslümanlann at ve deve koşturarak savaş yoluyla aldıkları ganimet malları olduğunu söylemişler ve bunu izah ederken de şöyle demişlerdir “Önceleri ganimet, bu ve bundan sonraki âyetlerde zikredilen kimselere aitti. Savaşa girenlere ondan bir pay veriliyordu. Sonra bu hüküm Enfal suresinin kırk ikinci âyetiyle neshedildi. Ganimetlerin sadece beşte birinin, burada zikredilen âyetlerde belirtilen kimselere verileceği, geriye kalan beşte dördünün ise bizzat savaşanlara taksim edileceği bildirildi. Böylece düşmandan zorla elde edilen ganimet beş kısma ayrılır oldu. Beşte dördü bizzat savaşanlara taksim ediliyor, geriye kalan beşte biri de beş kısma taksim ediliyordu. Biri Allaha ve Resulüne, biri, Resu-lullah hayattayken mevcut olan akrabalarına, biri yetimlere, biri miskinlere, biri de yolda kalmışlara taksim ediliyordu. Resulullah vefat edince Hz. Ebu-bekir ve Hz. Ömer Resulullah ile akrabalarına ait olan iki payı, Allah yolunda, Resulullahm sadakası olarak ayırmışlardır. Başka bir kısım âlimler ise âyette zikredilen “Fey” kelimesinden maksadın, müslümanlarla sulh yapan düşmanın, vermeyi taahhüt ettiği mal olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre bu âyet-i kerime bundan önceki âyette zikredilen ganimetin nasıl taksim edileceğini göstennektedir. Taberi de diyor ki “Bu âyette zikredilen ganimet, bundan önceki âyette zikredilen ganimetten farklı bir ganimettir. Zira bundan önceki âyette zikredilen ganimetler, Allahm, sadece peygmaberine tahsis ettiği ganimetlerdir. Bu hususta Malik b. Evs bu Hadesan, Ömer b. el-Hattab’dan şu hadiseyi nakletmektedir. Malik b. Evs diyor ki “Ömer b. el-Huttab beni çağırmıştı. O antla içeriye kapıcısı Yerfâ girdi ve dedi ki “Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam ve Sa’d b. Ebi Vakkas içeri girmek için izin istiyorlar ne dersiniz?” Ömer “Evet içeri al.” dedi. Biraz sonra Yeıfâ tekrar geldi ve “Abbas ve Ali de içeri girmek için izin istiyorlar ne dersiniz?” dedi. Ömer “Onlar da girsinler.” dedi. Bunlar da içeri girince Abbas şöyle dedi “Ey müminlerin em iri, benimle şunun Ali’nin arasında hüküm ver.” Bunlar, Nadr oğullarının mallarından, Alİahın, Resulüne ganimet olarak vermiş olduğu mal hakkında kavga etmişlerdi. Ali ve Abbas birbirlerine ağır sözler söylediler. Orada bulunanlar “Ey müminlerin em iri sen bunların arasında hüküm ver ve birbirlerinden kurtar.” dediler. Hz. Ömer “Sakin olun. Sizi, gökler ve yer izniyle ayakta duran Allah hakkı için şahitliğe çağırıyorum. Sizler, Rcsulullah bizzat kendisini kastederek “Biz peygamberler, miras bırakan olmayız. Bizim bıraktığımız şeyler sadaka-dır.”buyurduğunu biliyor musunuz? diye sordu. Onlar da “Evet böyle söyledi.” dediler. Bunun üzerine Ömer, Ali ve Abbas’a yönelerek “Allah hakkı için söyleyin bana, Resulullah böyle söylediğini siz de biliyor musunuz?” dedi. Onlar da “Evet.” dediler. Bunun üzerine Ömer dedi ki “Şimdi ben bu meseleyi size anlatayım. Allah teala bu ganimette Rcsulullahı, hiçbir kimseye vermediği bir hakka sahip kıldı. Zikri yüce olan Allah şöyle buyurdu “Alİahın, Resulüne ganimet olarak verdiği kafirlerden geri kalan mallar için siz ne at ne de deve koşturdunuz. Fakat Allah, peygamberini, kullarından dilediğine galip getirir. Allah, herşeye kadirdir.”[10] Evet bu ganimet sadece Resulullaha aitti. Allaha yemin olsun ki o bu malı, siz olmadan elinde bulundurmalı ye bunu sizden ayrı olarak sadece kendisi kullanmadı. Bilakis onu size verdi ve aranızda bölüştürdü. Nihayet o mallardan bunlar kaldı. Resulullah bu maldan ailesinin yıllık nafakasını harcıyor, geriye kalanını, Alİahın malının konduğu yere Beytülmala koyuyordu. Resulullah hayatı boyunca böyle yaptı. Sonra vefat etti. Ebubekir gelince”Ben Resulullahın Halifesiyim.” dedi ve bu malı o aldı. O malı, Resulullahın kullandığı gibi kullandı.” Ömer, Ali ve Abbas’a dönerek “Sizler o zaman Ebu-bekir’in bu mal hakkında sizin söylediğiniz gibi olduğunu anlatıyordunuz. Allah biliyor ki o, bu mal hakkında doğru söylemişti. İyilikte bulunmuştu, olgun davranmıştı ve hakka uymuştu. Sonra Aziz ve Celil olan Allah, Ebubekir’i vefat ettirdi. Dedim ki “Ben Resulullahın ve Ebubekir’in Halifesiyim. Emirliğimin ilk iki yılında bu mallar hususunda Resulullahın ve Ebubekir’in davrandığı gibi davrandım. Allah da biliyor ki benim bu mallar hakkındaki sözüm hakti. İyilikte bulundum, olgun davrandım, hakka uydum. Sonra siz ikiniz, sözünüz bir, işiniz bir olarak bana geldiniz. Önce Abbas sen geldin. Ben sana eledim ki “Resulullah buyurdu ki “Biz peygamberler miras bırakan olmayız. Bizim bıraktığımız şeyler sadakadır.” Sonra kanaatim değişti. Bu malı size vermek istedim ve dedim ki “Dilerseniz bu malı size verebilirim. Ancak şu şartla ki, bu mal hakkında Alİahın Resulünün, Ebubekir’in ve halife olduktan sonra benim davrandığım gibi davranacağınıza dair Allaha ahd edip söz vereceksiniz. Aksi takdirde bu hususta bana bir şey söylemeyin. Siz bana demiştiniz ki “Bu şartla o malı bize ver.” Ben de onu size vermiştim. Şimdi sizler benden bunun dışında başka bir hüküm mü istiyorsunuz? Gökler ve yer, izniyle ayakta duran Allaha yemin olsun ki kıyamet kopuncaya kadar ben bu mal hakkindabundan başka bir hüküm vermem. Eğer siz o malı idare etmekten âciz iseniz onu bana verin, ben onu idare ederim.”[11] Bu hadis-i şerif göstermektedir ki, âyette zikredilen mal, bundan önce zikredilen maldan başka bir maldır. Zira önceki âyette zikredilen mal, sadece Resulullaha aittir. Burada zikredilen mal ise çeşitli zümrelere ait olan maldır. Âyette zikredilen “Akrabalar”dan maksat, Resulullahın, Haşimoğulların-dan ve Muttalib oğullarından olan akrabalarıdır. “Yetimier”den maksat, müslü-manlann, yetim kalan ve mallan olmayan çocuklarıdır. “Yolda kalan”dan maksat, Allaha isyan etme dışında herhangi bir yolculuk için yola çıkıp ve yolda malı tükenen kimsedir. Ayet-i kerimede “Peygamber size neyi verdiyse onu alın. Neyi de yasak-ladıysa ondan kaçının.” buyurulmaktadır. Taberi âyetin bu kısmım şöyle izah etmektedir “Peygamber size, Allanın kendisine, fethedilen yerlerden verdiği ganimetlerden neyi verirse onu alın. Ganimetlerden bir şeyi saklama gibi bir şeyi de yasaklarsa ondan kaçının.” Abdullah b. Mes’ud bu âyet-i kerimeyi genel bir şekilde izah etmiş ve Resulullahın emrettiği herşeye bağlı kalınmasını, yasakladığı her şeyden de kaçınılmasını ifade ettiğini şu olayı anlatarak beyan etmiştir. Alkame diyor ki “Abdullah b. Mes’ud şöyle dedi “Allah, vücutlara “Ben” yapan ve yaptıran, vücutlarından tüy alan kadınlara, güzelleştirmek için dişlerini töıpületen ve Allahın yarattığı vücudunu değiştiren kadınlara lanet eder.” İbn-i Mes’ud’un bu sözü EsedoğuHarından, Ümm-i Yakup denen bir kadına ulaştı. Kadm gelip İbn-i Mes’ud’a şöyle dedi “Bana şu ve şu şekilde olanlara lanet okuduğun haberi gel-tli.” İbn-i Mes’ud “Allahın Resulü lanetlediği ve Allahın kitabında lanetlediği mevcut olan kimseleri niçin lanetlemiyeyim ki?” dedi. Kadın “Ben Kur1 anın iki kapağı arasını okudum. Senin söylediğini orada bulamadım.” dedi. İbn-i Mes’ud, “Allaha yemin olsun ki sen onu iyi okumuş olsaydın bunu bulmuş olacaktın. Sen “… Peygamber size ne verdiyse onu alın. Size neyi de yasakla-dıysa ondan da kaçının…” âyetini okumadın mı?” dedi. Kadın “Evet okudum.” dedi. İbn-i Mes’ud “İşte Resulullah bunları yasakladı. ” dedi. Kadın “Ben senin ailenin, bunları yaptığını görüyorum.” dedi. İbn-i Mes’ud “Git de bak.” dedi. Kadın gidip baktı. Aradıklarından bir şey bulamadı. İbn-i Mes’ud bunun üzerine şöyle dedi “Eğer benim ailem öyle olsaydı, bizleri nikah birleştimıezdi.”[12] 8- Bu ganimet mallarında, bilhassa yurtlarından ve mallarından uzaklaştrılmış, Allahın lütuf ve rızasını isteyen, Allaha ve Resulüne yardım eden fakir muhacirlerin hakkı vardır. İşte samimi olanlar onlardır. Allahın, Resulüne ganimet olarak verdiği mallar, sadece zenginlerin ellerinde dönüp dolaşan bir maddi varlık olmasın diye, hicret edenlerin fakirleri için de verilir. Bu fakirler, Allahın lütfunu ve rızasını kazanma, Allaha ve Resulüne yardım etme uğrunda yurtlarından çıkarıldılar. Mal ve mülklerinden uzaklaştırıldılar, îşte verdiği sözlerde doğru olanlar bunlardır.[13] 9- Daha önceden Medine’yi yurt edinip imanı kalblcrine yerleştirenler, hicret edip kendilerine gelen müminleri severler. Onlara verilen ganimet mallarından dolayı içlerinde hiçbir çekemezlik duymazlar. İhtiyaç içinde olsalar bile, onları kendilerine tercih ederler. Nefsinin cimriliğinden korunmuş kimseler, işle onlar, kurtuluşa erenlerdir. Âyet-i kerime, Mekke’den ve diğer yerlerden hicret ederek kendilerine gelen müslümanlan himaye eden Medineli Ensar’ı övmektedir. Ensur, gerek ganimet mallarının muhacirlere verilmesi hususunda gerekse kendi öz mallarından onlara vermeleri hususunda son derece cömert davranmışlar ve nefislerinin cimriliğini yenmiş,ler, böylece Allah tealanın övgüsüne mazhar olmuşlardır. Âyet-i kerimede, Medine’de bulunan Ensar’ın, hicret edip kendilerine gelen miislümanlan sevdikleri ifade edilmektedir. Hicret eden sahabiler, kendilerine yardım eden Ensar’ın bu halini Resululhıha şöyle bildirmişlerdir Enes b. Malik diyor ki; “Resulullah Medine’ye gelince diğer muhacirler onun yanına gelip şöyle dediler “Ey Allanın Resulü, biz, gelip yanlarına yerleştiğimiz bu kavimden, çok olan malından daha çok harcayan ve az olan malından daha güzel yardım eden bir kavim görmedik. Bunlar bizim masraflarımızı üstlendiler. Kolayca elde ettikleri mallara bizi ortak ettiler. Öyle ki bizler, onların, bütün sevapları tek başlarına alacaklarından korkar okluk.” Resulullah buyurdu k i Onlar için Allaha dua ettiğiniz ve onları övdüğünüz müddetçe bundan Size sevap kalmayacağından korkmayın.[14] Âyet-i kerimede, Medineli Ensar’ın,’Mekke ve diğer yerlerden hicret eden müminlere ganimet ve zekat mallarından verilmesinden dolayı içlerinde herhangi bir burukluk hissetmedikleri beyan edilmektedir. Peygamber efendimiz Nadr oğullan Yahudilerin! sürgün ettikten sonra kendisine kalan ganimet mali arazilerini tamamen muhacirlere taksim etmiş, Ensafdan ise sadece takır okluklarım söyleyen iki kişiye vermiştir. Bunlar da Sehl b. Huneyt ve Ebu Dücane’dir. Âyet-i kerimede, Ensar’m şiddetli ihtiyaçlarına rağmen muhacir kardeşlerini kendilerine tercih ettikleri beyan edilmektedir. Ebu Hureyre diyor ki “Bir adam Resulullaha geldi ve ona “Ey Allanın Resulü, ben açlıktan bittim.” dedi. Resulullah, hanımlarına bir adam gönderdi. Adam onlarda hiçbir yiyecek bulamadı. Bunun üzerine “Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu? Allah ona rahmetini versin.” buyurdu. Bunun üzerine Ensar’dan bir kışı ayağa kalktı ve “Ben misafir ederim ya Resulallah.” dedi ve adamı alıp evine götürdü. Hanımına “Bu, Resulullahın misafiridir, bundan hiçbir şey esirgeme.” dedi. Hanımı “Vallahi evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yoktur.” dedi. Adam “Çocuklar akşam yemeğini istediklerinde onlan uyut gel, lambayı söndür. Bu gece karnımızı dürelim.” dedi. Hanımı bunları yaptı. Sonra ev sahibi hakkında sabahleyin Resulullah şöyle buyurdu “Allah falan adama ve falan kadına hayret etti. Onları takdir etti. “İşte bunun üzerine bu âyet nazil oldu.[15] Âyet-i kerimede, nefsinin cimriliğinden korunmuş kimselerin kurtuluşa erecekleri beyan edilmektedir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde, cimrilik hususunda şöyle uyurmaktadır “Zulümden kaçının. Zira zulüm kıyamet gününde onu yapan için zulumat dehşetler getirecektir. Siz cimrilikten kaçının. Zira sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir. Cimrilik, onların, birbirlerinin kanlarını akıtmaya ve mahremiyetlerini çiğnemeye sürüklemiştir.[16] Alimler, burada geçen cimriliği çeşitli şekillerde eizah etmişlerdir. Abdullah b. Mes’ud burada ifade edilen cimrilikten maksadın, kişinin, insanların malını haksız yere yemesi olduğunu söylemiştir. Enes b. Malik’ten nakledilen bir rivayete göre ise, zekatını veren, misafire ikram eden, felaketler zamanında yardımda bulunan kimse cimriliği yenen kimsedir. İbn-i Zeyd ise, Al I ahin haram kıldığı herhangi bir şeye el uzatmayan ve Allanın emrettiği şeyleri yerine getirmeyi, cimriliği engellemeyen kimse nefsinin cimriliğinden kurtulmuştur.[17] 10- Muhacirlerden ve Ensar’dan sonra gelen müminler şöyle dua ederler “Ey rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Müminlere karşı kalbimizde bir kin bırakma. Ey rabbimiz, şüphesiz ki sen, çok şefkatli ve merhametlisin.” Bu âyette zikredilen ve “Medine’yi kendilerine yurt edinen Ensar’dan sonra geldikleri beyan edilen insanlardan” kimlerin kasdedildiğı hakkında farklı görüşler zikredilmiştir. Bir kısım âlimlere göre bunlar, Medine’ye hicret eden muhacirlerdir. Buna göre âyetin manası şöyledir “Medine’yi kendilerine yurt edinen ve kalbîerine imanı yerleştiren Ensar’dan sonra Medine’ye gelen muhacirler de şöyle dua ederler “Ey rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Müminlere karşı kalbimizde bir kın bırakma. Ey rabbimiz şüphesiz sen çok şefkatli ve çok merhametlisin.” Mücahid’e göre bu âyette zikredilen insanlardan maksat, daha sonra müs-İüman olan insanlardır. Bunların kendilerinden önce geçen müslümanlan hayır ile anacakları zikredilmiştir. Katade’ye göre ise Allah teala, Resulullahın, muhacir ve Ensar’dan olan sahabilerini zikrettikten sonra bu âyette, onlardan sonra gelen müslümanlan zikretmiş ve bu müslümanlann, sahabileri hayırla anmalarını emretmiş, onlan dil uzatmayı yasaklamıştır. İbn-i Ebi Leyla diyor ki “İnsanlar üç zümre olarak değerlendirilmişlerdir. Önce hicret eden muhacirler. Onlardan sonra gelen ve onlara güzellikle uyan tabiler, bir de tabilerden sonra gelen müslümanlardır. İşte âyette bu son gurup zikredilmektedir.[18] 11-12- Görmez inisin o münafıkları ki kitap ehlinden inkar eden kardeşlerine şöyle derler “Yemin olsun ki eğer yurdunuzdan çıkarılırsamz elbette ki sizinle beraber biz de çıkarız. Sizin aleyhinizde hiçbir kimseye asla’ İtaat etmeyiz. Savaşa tutulursanız mutlaka size yardım ederiz.” Allah, onları yalancı olduklarına şahitlik eder. Yemin olsun ki eğer kitap ehli olanlar yurtlarından çıkarilsalar, münafıklar onlarla beraber çıkmazlar. Eğer bir savaşa tutuşsalar onlara yardım etmezler. Yardım etseler bile mutlaka geri dönüp kaçarlar. Sonra onlar yardım görmemiş olur. Ey Muhammet!, münafıkların, kitap ehli olan Yahudi kardeşlerine söyledikleri şu sözleri işitip, kalb gözünle onların halini görmedin mi? Münafıklar şöyle demişlerdi “Şayet sizler evlerinizden, yurdunuzdan çıkarılıp sürgün edilecek olursanız biz de yerimizi yurdumuzu bırakıp sizinle beraber çıkıp gideriz. Sizi tek başınıza bırakmamazı isteyen hiçbir kimsenin sözüne itaat etmeyiz. Şayet Muhammed v& arkadaşları size karşı savaşa girişecek olurlarsa size mutlaka yardım ederiz. Ey Muhammed, Allah şahitlik eder ki Abdullah b. Übey gibi münafıklar, Nadr oğulları Yahudilerine verdikleri bu sözlerinde yalancıdırlar. Şayet Nadr oğulları yerlerinden kovulacak olurlarsa münafıklar onlarla beraber çıkmazlar. Şayet Muhammed onlara karşı savaşacak olursa münafıklar onlara yardım etmezler. Münafıklar yardım etseler bile müslümanlara karşı direnemez gerisin geri dönüp kaçarlar. Böylece Allah, Resulüne karşı Nadr oğullan Yahudilerine yardım etmemiş olur. Âyet-i kerimede zikredilen “Münafıklardan maksat, Abdullah b. Übey b. Selul ve arkadaşlarıdır. “Kitap ehli”nden maksat, ise Medine’den kovulan Nadr oğullan Yahudileridir. Resulullahın bu Yahudileri kuşatması sırasında münafıklar bunlara adam göndererek yerlerinden ayrılmamalarını, müstahkem mevkilerinde kalmalarını, onları kimseye teslim etmeyeceklerini, savaşırlarsa onlarla beraber savaşacaklarını, Medine’den çıkarılırsa onlarla beraber çıkıp gideceklerini söylemişlerdir. Bu vaadleri bekleyen Yahudiler, münafıklardan hiçbir destek görmemişlerdir. Allah bunların kalblerine korku salmış ve develerinin götürebileceği kadar mal alıp şehri terketmek istemişler Resuullah da onlara bu şanla müsaade vermiştir.[19] 13- Ey müminler, kâfirlerin yüreklerine oturan korkunuz, Allah korkusundan daha şiddetlidir, lîu da onların, hakkı anlamayan bir kavim olmalarındandır.[20] 14- Onlar, si/.inlc toplu halde ancak surlarla çevrilmiş müstahkem yerlerden veya duvarların arkasından savaşabilirler. Onların kendi aralarındaki çekişmeleri pek çetindir. Sen onları birlik beraberlik içinde sanırsın. Halbuki onların kalblcrİ darmadağınıktır. Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan bir kavimdir. Ey müminler, Nadr oğulları Yahudilerinin sinesinde sizin korkunuz Al-lahın korkusundan daha şiddetlidir. Zira bu kavim, Allahın azametini anlamayan bir topluluktur. Bu nedenle Allaha karşı gelmeyi hafif görür, onun azabından çok, sizin onları cezalandırmanızdan korkarlar. Bu Yahudiler ve münafıklar sizinle karşı karşıya gelip savaşmaya cesaret edemezler. Bunlar ancak kalelerle tahkim edilmiş kasabalarda veya duvar arkalarından savaşabilirler. Bunların birbirlerine karşı olan düşmanlıkları da pek beterdir. Ey Muhammed, sen, münafıklarla kitap ehlinin birlik ve beraberlik içinde okluklarını sanırsın. Halbuki onların kalbleri birbirinden n efret etmektedir. Bunun sebebi ise Yahudi ve münafıkların, kentlileri için faydalı olanı zararlı olanlardan ayırmayı akıl edememeleridir. Zira bunların heva ve hevesleri birbirlerinden farklıdır.[21] 15- O kâfirlerin durumu, kendilerinden az önceki kâfirlerin durumu gibidir Onlar yaptıklarının cezasını tatmışlardı. Âhircttc de onlar için can yakıcı bir azap vardır. Nadr oğullarından olan Yahudi kâfirlerin ve münafıkların, Allanın azabına uğramaları bakımından halleri kendilerinden önceki kâfirlerin halleri gibidir. Âyette zikredilen “Önceki kâfirler”den maksat, İbn-i Abbas’a göre, Kay-nuka oğullan Yahudileridir. Zira bunlar, Nadr oğullarından önce sürgün edilmişlerdir. Mücahid’e göre ise bunlar, Bedir’de mağlup olan Kureyş müşrikleridir. Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesinin, zikredilen bu iki gurup kâfiri kapsadığı gibi bunların dışında olan ve Resulullaha, Nadr oğullarından önce karşı gelen bütün kâfirleri kapsadığını söylemiştir. Evet, Nadr oğullarının ve münafıkların durumu, kendilerinden önce gelen bütün kâfirlerin durumu gibi olacaktır. O kâfirler nasıl ki yaptıklarının cezasını gönnüşlerse bunlar da yaptıklarının cezasını görecekler, âhirette de kendileri için can yakıcı bir azap olacaktır.[22] 16- Yine onların durumu, insana “İnkar et.” deyip insan da inkar edince “Ben senden uzağım, âlemlerin rabbİ olan Allahtan korkarım diyen şeytanın durumu gibidir. Nadr oğulları Yahudilerine “Yemin olsun ki eğer yurdunuzdan çıkarılır-sanız elbette ki sizinle beraber biz de çıkarız. Sizin aleyhinizde hiçbir kimseye asla itaat etmeyiz. Savaşa tutulursanız mutlaka size yardım ederiz.” diyen sonra da sözlerinden dönen münafıkların durumu ve bu münafıkların yardım vaadleri-ne aldanarak gururlanan Nadr oğullarının durumu, şeytanın vesveselerine alda-nan sonra da ondan hiçbir yardım göremeyen günahkar insanın durumuna benzer. Zira şeytan insana “İnkar et” der. İnsan inkar edince de âhirette ona “Ben senden beriyim. Zira ben, âlemlerin rabbi olan Allahtan korkarım.” der. Âyette zikredilen “İnsan” Mücahid’e göre, bütün insanlardır. Bununla, şeytanın aldatmalarına kanan ve inkara düşaı herhangi bir insan misal verilmiştir. Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Abbas, Tavus ve Mukatil’deıı nakledilen diğer bir görüşe göre ise âyette zikredilen insandan maksat, Israilo-»ullanndan bir rahiptir. Bu rahip şeytana aldanarak fuhuş işlemiş sonra da zina ettiği kadının gebeliği ile bu çirkin işinin ortaya çıkmasından korkarak kadını öldürmüştür. Kadının akrabaları da onu öldürmeye kalkışınca şeytan kendisine görünmüş ve kendisine secde etmesi halinde onu kurtaracağını vaadetmiştır. Rahip ona secde ettikten sonra da kadının akrabaları onu öldürmek için yakalayınca bu defa da “Ben senden ben, âlemlerin rabbi olan Allahtan korkanın.” demiştir.[23] 17- Nihayet her ikisinin âkibeti de ebedi olarak içinde kalacakları ateşe girmektir. Zalimlerin cezası işte budur. Şeytanın da, ona itaat ederek inkara düşen insanın da akıbetleri, devamlı olarak cehennemde kalmaktır. Nadr oğulları Yahudilerinin ve münafıkların cezası da budur. Zira her zalimin cezası böyledir.[24] 18- Ey iman edenler, Allahtan korkun. Herkes yarın ne hazırlayıp gönderdiğine bir baksın. Allahtan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Ey, Allahı birleyen ve peygmaberini tasdik eden müminler, Allanın emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak ondan korkun. Herkes kıyamet günü için nasıl ameller hazırladığına bir baksın. Allanın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınarak ondan sakının. Zira Allah, işlediğiniz amellerden haberdardır. Sizi amellerinize göre cezalandıracak veya mükafaatlandıracaktır. Bu âyet-i kerimenin izahında,Cerir b. Abdullah diyor ki “Bir gün öğlenden önce biz Resulullahın yanında bulunuyorduk. O sırada Resulullahın yanına yalınayak, çıplak, ortası yarık cübbelerini başlarına geçirmiş, kılıçlarını kuşanmış bir gurup geldi. Bunların hepsi Mudar kabilesindendi. Resulullahın yüzündeki ifade onlarda gördüğü fakirlikten dolayı değişti. İçeri girip dışarı çıktı. Sonra Bilal’e emretti. Bilal ezan okudu kamet getirdi. Resulul-lah namazı kıldırdı. Sonra bir hutbe irad ederek şu âyetleri okudu “Ey insanlar, sizi tek bir candan yaratan, ondan eşini var eden ve her ikisinden de bir çok erkek ve kadın türetip yeryüzüne yayan rabbinizden korkun. Kendisinin adını öne sürerek birbirinizden dilekte bulunduğunuz AHahtan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz ki Allah, sizin üzerinizde devamlı gözetleyicidir.”[25] “Ey iman edenler, AHahtan korkun. Herkes yarına ne hazırlayıp gönderdiğine bir baksın. AHahtan korkun şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Bunun üzerine insanlar, dinarından, dirheminden, elbisesinden, buğdayından, bir humıanın yarısı kadar da olsa hurmasından sadaka verdiler. Ensar’dan bir kişi de eliyle zorla taşıyabildiği, hatta taşımakta âciz kaldığı bir para kesesi getirdi. İnsanlar onu takibettiler. Öyle ki ben, yiyecek ve elbiselerden iki yığın gör-llüm. Resulullah yüzünün de altın yaldızlı gümüş gibi parladığını gördüm. Sonra Resulullah şöyle buyurdu “Kim İslamda güzel bir çığır açarsa ona hem o işi yapmanın mükafaatı hem de kendisinden sonra o işi yapanların müka-faatı vardır. Bundan dolayı kimsenin mükafaatı da eksilmez. Kim de İslamda kötü bir çığır açacak olursa ona hem o işi yapmanın günahı hem de kendisinden sonra o işi yapanların günahı vardır. Bu, onların günahlarından hiçbir şeyi eksiltmeyecektir.”[26] 19- Allanın unutan, Allanın da kendilerini, kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte doğru yoldan çıkanlar bunlardır. Ey iman edenler, farz kıldığı emirleri yerine getirmeyerek onlan unutan kimselerden olmayın. Allah böyle insanlara hayırdan nasip almalarını unutturmuştur. Allahın itaatinden ayrılıp isyana düşen kimselerdir.[27] 20- Cehennemliklerle cennetlikler bir değildir. Kurtuluşa erenler sadece cennetliklerdir. Bu hususta başka âyetlerde de şöyle buyurulmaktadır “Yoksa kötülükleri işleyenler hayatlarında ve ölümlerinde tam eşit olarak, iman edip salih amel işleyenlerle kendilerini bir tutacağımızı mı sanırlar? Ne kotu hüküm veriyorlar.”[28] “Yoksa biz, iman edip salih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allahtan hakkıyla korkanları günahkarlar gibi mi tutacağız?”[29] 21- Eğer biz, bu Kur’nnı bir dağa indirseydik, Allanın korkusundan o dağın huşu ile boyun eğdiğini ve parça parça olduğunu görürdün. Biz, bu musallcri İnsanlara, düşünmeleri için veriyoruz. Ey Muhammed, eğer biz bu Kur’anı bir dağa indirecek olsaydık Kur’anin emir ve yasaklarını yerine getirememe korkusundan o dağın boyun eğdiğini, hatta parça parça olduğunu görürdün. Kur’an, Âdemoğluna indirildi. O ise Kur’ani hafife alır, ondaki emir ve öğütlerden yüz çevirir oldu. İşte biz, insanlara, hissetme duygusuna sahip olmayan dağların, Allanın emirlerine nasil boyun eğdiklerini misal veririz ki düşünsünler ve hakka boyun eğsinler.[30] 22- O, kendinden başka hiçbir ilah bulunmayan, görülmeyeni de, görüleni de bilen Allahtır. O, esirgeyen ve bağışlayandır.[31] 23- O, kendinden başka hiçbir ilah bulunmayan, hükümran, noksan sıfatlardan uzak, selamete erdiren, emniyete kavuşturan, gözetip koruyan, her şeye galip olan, istediğini zorla yaptıran, her şeyden yüce olan Allahtır. Allah müşriklerin ortak koştuklarından münezzehtir.[32] 24- O, yaratan, yoktan var eden, yarattıklarını şekillendiren Allahtır. En güzel isimler onundur. Göklerde ve yerde olan herşey onu tenzih ve tes-bih eder. O, herşeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir. Ma’kiI b. Yesar diyor ki “Resulullah bu âyetlerin fazileti hakkında şöyle buyurdu “Kim sabahladığında üç kere “Ben, kovulmuş olan şeytanın şerrinden, herşeyi işiten ve bilen Allaha sığınırım.” der de Haşr suresinin son üç âyetini okuyacak olursa Allah ona yetmiş bin meleği vekil kılar. Akşam oluncaya kadar o melekler onun için af dilerler. Şayet o gün ölürse şehit olarak Ölmüş olur. Kim akşamleyin bunu söyler ve bunları okursa bu dereceye ulaşmış olur.”[33] Âyet-i kerimede, en güzel isimlerin Allaha ait olduğu zikredilmektedir. Bu isimler, A’raf suresinin yüz sekseninci âyetinde zikredilmiştir. ——————————————————————————– [1] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/223. [2] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/225. [3] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/225-227. [4] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/227. [5] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/228. [6] Buhari, el- Kur’an,Sure59,bab2/ Tirmizi, el-Kur’an,Sure59, bab 1,Hadis no3302 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/228-229. [7] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/229. [8] Tevbe Suresi, 9/60 [9] Enfal Suresi, 8/41 [10] Haşr Suresi, 59/6 [11] Buhari, bab 14 [12] Buharı, el-KurPın, Sure 59, bab 4 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/230-234. [13] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/235. [14] Tirmizî, bah 44, Hadis no 24S7 / Ahıncd b. Ilanbel, Müsncd, [15] Buhari, el-Kur’an, Sure 59, bab 6 [16] Müslim, bab 56, Hadis no 2578/Ahmed b. Hanbel, Müsned,C2, [17] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/236-238. [18] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/239. [19] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/240. [20] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/241. [21] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/241. [22] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/242. [23] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/242-243. [24] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/243. [25] Nosn Suresi, 4/1 [26] Müslim, b;ıh 69, no 1017 / Ncsci, hab 64 / Aiımetİ h. Hantal, Müsııctl, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/243-244 [27] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/245. [28] Casiye Suresi, 45/21 13- Sâd Suresi, 38/28 [29] Sad Suresi, 38/28 Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/245. [30] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/245-246. [31] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/246. [32] Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/246. [33] Tirmizî, el-Kuran, bab 22, Hadis no 2922 / Ahıııcd b. Ilanhel, Müsııed, Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi 8/246-247.
Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an MealiOnlardan sonra gelenler şöyle derler "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, inananlara karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin; çok Okuyan Kur’an Meal-TefsirBunların arkasından gelenler şöyle dua ederler "Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçmiş bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla! İman edenlere kalplerimizde hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatlisin; çok merhametlisin!*Edip Yüksel Mesaj Kuran ÇevirisiOnlardan sonra gelenler, "Efendimiz, bizi ve bizden önce gerçeği onaylamış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi iman edenlere karşı kin beslemekten koru. Efendimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin" sonra gelenler "Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb'imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin." Vakfı Süleymaniye Vakfı MealiSonradan gelecek olanlar şöyle derler "Sahibimiz Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanıp güvenmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı bir kin oluşturma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen çok şefkatlisin ve ikramın boldur".Ali Rıza Safa Kur'an-ı Kerim GerçekVe onlardan sonra gelenler, şöyle derler "Efendimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla ve inananlara karşı yüreklerimizde düşmanlık bırakma!" "Efendimiz! Kuşkusuz, Sen, Sevecensin; Merhametlisin!"Mustafa İslamoğlu Hayat Kitabı Kur’anOnlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin!Yaşar Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim MealiOnlardan sonra gelenler de şöyle derler "Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi affet; kalplerimizde, inananlara karşı bir düşmanlık bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin!"Ali Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe AnlamıBir de onlardan sonra gelenler, derler ki "Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."Elmalılı sadeleştirilmiş Ve şunlar ki, onların arkalarından gelmişlerdir. Şöyle derler "Ey Rabbimiz, bizleri ve önceden iman ederek bizleri geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve gönüllerimizde, iman etmiş olanlara karşı kin tutturma! Ey Rabbimiz, şüphe yok ki, Sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!"Muhammed Esed Kur'an MesajıOnlardan sonra gelenler, "Ey Rabbimiz!" diye yalvarırlar, "Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve imana ermiş olanlardan hiçbirine karşı kalplerimizde yersiz ve uygunsuz düşünce veya duygulara yer bırakma. Ey Rabbimiz! Sen şefkat Sahibisin, rahmet kaynağısın!"Diyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe MealiOnlardan sonra gelenler ise şöyle derler "Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin."Elmalılı Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiVe şunlar ki arkalarından gelmişlerdir, Şöyle derler ya Rabbena bizlere ve önden iyman ile bizi geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur ve gönüllerimizde iyman etmiş olanlara karşı kin tutturma ya Rabbena şübhe yok ki sen raufsun, Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiOnlardan sonra gelenler derler ki "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalblerimizde inananlara karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, Sen çok şefkatli çok merhametlisin!"Bir de onlardan sonra gelenler derler ki "Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde inananlara karşı bir kin bırakma rabbimiz; gerçekten sen çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."Hasan Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i KerimBunların arkasından gelenler şöyle derler "Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile daha önden bizi geçmiş olan din kardeşlerimizi yarlığa iman etmiş olanlar için kalblerinizde bir kin bırakma. Ey Rabbimiz, şübhesiz ki sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin".Onlardan sonra gelenler ise derler ki Rabbımız, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Ve iman etmiş olanlar için kalblerimizde kin bırakma. Rabbımız, muhakkak ki Sen; Rauf'sun, Rahim' Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe AnlamıOnlardan sonra gelenler de -Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma! Rabbimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin! Yıldırım Kuran-ı Kerim ve MealiOnlardan sonra gelenler başta muhacirler olarak, kıyamete kadar gelecek müminler "Ey kerim Rabbimiz, derler, bizi ve bizden önceki mümin kardeşlerimizi affeyle! İçimizde müminlere karşı hiçbir kin bırakma! Duamızı kabul buyur ya Rabbena, çünkü Sen raufsun, rahimsin!" şefkat ve ihsanın son derece fazladır.Ahmed Hulusi Türkçe Kur'an ÇözümüOnlardan, sonra gelenler şöyle derler "Rabbimiz! Bizi ve imanda bizden öne geçmiş olan kardeşlerimizi mağfiret et, kalplerimizde iman etmiş olanlar için hatalı düşünce ve duygu oluşturma... Rabbimiz! Muhakkak ki sen Rauf'sun, Rahıym'sin. "Edip Yüksel Eski Baskı Mesaj Kuran ÇevirisiOnlardan sonra gelenler, 'Rabbimiz, bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizi inananlara karşı kin beslemekten koru. Rabbimiz, sen şefkatlisin, Rahimsin,' Aktaş Eski Baskı Kerim Kur'anOnlardan sonra gelenler "Rabb'imiz! Bizi ve bizden önce iman ile göç etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabb'imiz! Kuşkusuz Sen Çok Şefkatli, Rahmeti Kesintisizsin." Khalifa The Final TestamentThose who became believers after them say, "Our Lord, forgive us and our brethren who preceded us to the faith, and keep our hearts from harboring any hatred towards those who believed. Our Lord, You are Compassionate, Most Merciful."The Monotheist Group The Quran A Monotheist TranslationAnd those who came after them saying "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us to the faith, and do not place in our hearts any animosity towards those who believed. Our Lord, You are Compassionate, Merciful."Edip-Layth Quran A Reformist TranslationThose who came after them saying "Our Lord, forgive us and our brothers who preceded us to the acknowledgement, and do not place in our hearts any animosity towards those who acknowledged. Our Lord, You are Kind, Compassionate."
haşr suresi 10 ayet tefsiri