Naat ipekler tel tel biraraya geldiler dokunmak üzere. lâle nerdeyse menekşeye, gül suya dokunmak üzere. kılıç kesti kan koktu bir atlı dörtnala uzaktan. günbatımının büyük eşitsizliğinden yakınmak üzere. bütün dertler söylendi çareleri bir bir yazıldı. son büyük toplantıda bir bir okunmak üzere. kimseye Hazretii Peygamber'in fiziki ve ruhi özeliklerinin yazı ile an­latılmasını konu alan eserlerdir. Bir nevi dini portrelerdir. Hilye-i Şerif, Hilyetü'n- Nebi, Şemai'l-i Şerif olarak da isimlendirilen eserler bu konuyu işlemektedir. En çok Hazret-i Muhammed için yazılmakla birlikte dört halife için yazılanları da vardır. G02 ve G03 Kodu. G02 ve G03 kodları CNC makinelerinde dairesel interpolasyon hareketi yapmak için kullanılan G kodlarıdır. CNC Torna ve İşleme Merkezi tezgahlarında aynı amaçla kullanılmaktadır. G02 kodu saat yönünde (CW) dairesel interpolasyon, G03 kodu ise saat yönünün tersinde (CCW) dairesel interpolasyon hareketi yapmak Peygamberimiz Hz. Muhammet (S.A.V)’in güzel ahlakına vurgu yapan Vali Aydın Baruş “Nice ahlak prensiplerini, ilkelerini bizlere miras bıraktı Değerli misafirler eğer insanlığa mutluluk huzur ve saadet götürmek istiyorsak sevgili peygamberimizin bizlere miras bıraktığı bu değerlere daima sahip çıkacak ve insanlığa daima onları yaymaya çalışan gençler yetiştirmek naat. Edebiyat Arapça. Hz.Muhammed'in niteliklerini övmek, ondan şefaat dilemek amacıyla yazılan kaside. hazreti muhammed’i (sav) övmek için yazılan şiirler. Tarih: 2016-03-02 01:55:45 Kategori: Sözlük. Soru Tarat. Okuduğunuzşiir, Hz.Muhammed'i övdüğü için naat özelliği taşır. Klasik Türk edebiyatında naat yazma geleneği de önemli bir yer tutmaktadır. Sonuç olarak bu şiir, divan şiiri geleneğinin özelliklerini taşır. Bu özellik şunlardır: • Şiirin birim değerinin beyit olması • Aruz ölçüsünün kullanılması qACyFZ. Peygamberimizin Hayatı Bilgi Yarışması Soruları Ve Cevapları İlk birinci peygamberimiz kimdir? Sümeyye - 2016-12-11 Müslümanların İslam düşmanlarına karşı kazandığı ilk savaşın adı nedir? Azra - 2016-12-06 Peygamberimizin kaç adı vardır? Hatice Kübra - 2016-11-12 Ramazan ayı içerisinde idrak edilen ve Kur'an-ı Kerim'in inmeye başladığı kutsal gecenin adı nedir? - 2016-04-22 Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed sav için yazılmış ve O'nu öven şiirler kaleme alınmıştır. Bu tür şiirlerin en iyi örneğini 20. yüzyılda Arif Nihat Asya vermiştir. Peygamberimizi öven şiirlere ne ad verilir? - 2016-04-21 Adaletiyle ün salmış ikinci İslam halifesi kimdir? Hafız - 2016-04-01 Başlangıcı Hz. Muhammed sav'in Mekke'den Medine'ye göç edişi 622 kabul edilen takvimin adı nedir? Musa - 2016-03-13 Peygamberimizi Taif dönüşü himaye eden kim olmuştur? - 2015-07-30 Peygamberimiz insanları açıktan ilk defa İslama davet ettiğinde ilk büyük tepkiyi veren kimdir? - 2015-07-30 Peygamber Efendimiz SAV Bu Zamana Kadar Kaç Kişi Öldürmüştür?? Rabia Kurtlar - 2015-05-17 Peygamber Efendimizin Çocuklarının İsimleri Nelerdir? esra - 2015-05-06 Peygamber Efendimizin Annesinin Sütü Yetmediği İçin Emziren Kişi Kimdir? hüseyin furkan semiz - 2015-05-04 Peygamberimiz Namaz Kılarken Onu Öldürmek İsteyen Ve İslam Düşmanı Kimdir? ezgi - 2015-04-18 Hz. Muhammet Hangi Hastalığa Yakalanarak Vefat Etti? Fatmanur Ekinçi - 2015-04-09 Peygamberimizin İlk Süt Annesi Kimdir? elif - 2015-03-30 Haram Aylarda Yapılan Savaşlara Ne Ad Verilir? elif - 2015-03-26 Peygamber Efendimizin Anneannesinin İsmi Nedir? burak haklı yahyalı - 2015-03-15 Kabeyi Ziyarete Gelenlenlerin Suyunu Temin Etme Ve Zemzem Kuyusuna Bakma Grevine Ne Denir? asya - 2014-11-17 Peygamberimize Muhammed Adını Kim Koydu? Cıkcıkoğlu - 2014-05-17 Uhut Savaşında Ayneyn Geçidine Yerleştirilen Okcuların Kumandanı Kimdi? Cıkcıkoğlu - 2014-05-17 Peygamberimizin Taif Seferinde Hıristiyanken Müslüman Olan Köle Kimdi? Cıkcıkoğlu - 2014-05-17 Peygamberler, din büyükleri ve devlet adamları gibi önemli şahsiyetlerin hayatlarını anlatan kitaplara verilen genel ad nedir? - 2014-05-02 Peygamber Efendimiz i Övmek İçin Yazılan Şiire Ne Ad Verilir? Hoca - 2014-05-02 Hz. Muhammed sav'in Hz. Ali'ye hediye ettiği kılıcın adı nedir? - 2014-04-27 Peygamberimizin kızı kimle evliydi? - 2014-04-27 Uhud savaşında şehid eden zenci kölenin adını yazınız. - 2014-04-27 Kâbe'deki kutsal taşın adını yazınız. - 2014-04-27 İnsanların başkalarına danışarak iş yapmalarına ne ad verilir? - 2014-04-27 Sahabeleri gören Müslümanlara ne ad verilir? - 2014-04-27 Güvenilir bir insan olduğu için Hz. Muhammed'e hangi lâkap verilmiştir? - 2014-04-27 DİĞER SAYFALAR [1]2 3 4 5 6 7 8 Arşivimize Soru Ekleyebilirsiniz Cevabı Ekleyen Peygamberimizin Hayatı İle İlgili Cevaplı Bilgi Yarışması Hazırlık Soruları 220 Kayıt Peygamberimize Yazılan Naat’lar“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”1 Allah Peygamberimiz Hz. Muhammed’i Kur’ân-ı Kerîm’de övmüş,2 Tevrat’ta ismi Muhammed; İncil’deki ismi Ahmed diye bildirilen iki cihan serveri o Yüce Nebi, Allah Rasulü ve seçkin bir kul Mustafa olarak “Makam-ı Mahmud”3 denilen övgü ve sevgi makamını elde etmiştir. Bütün bu özellikleriyle onu gökte melekler; yerde insanlar ve bütün felekler sevmiş ve övmüştür. O’na dair binlerce eser yazılmıştır. Herkes kendi açısından onu övmeye çalışmış fakat O’nu Allah dışında hiç kimse layık olduğu şekliyle övememiştir. O’nu övenlerden bir zümre de şairlerdir. Sahabeden Şair Hassan b. Sabit ve Ka’b b. Züheyr gibi şairlerle başlayan bu gelenek asırlarca devam etmiş, günümüz şairlerine kadar süregelmiştir. Halen de günümüzde her şair kendi gücü nisbetinde O’nu övmeye, onunla ilgili “Naat”ler yazmaya çalışmaktadır. Mesela ülkemizin önemli şairlerinden Necip Fazıl KISAKÜREK, O’nunla ilgili 63 şiirden oluşan “ES-SELAM” adlı şiir kitabını yazmıştır. Bu konuda artık özel derlemeler, “GÜLDESTE” adlı şiir kitapları yazılmakta, internet vb. elektronik-dijital ortamlarda O’nunla ilgili çeşitli şiirler yer almaktadır. Biz de burada O’na dair yazılan şiirlerden bir demet sunmak istiyoruzBir Arap şair O’nunla ilgili şunu söylemiştir “Muhemmedün beşerün ve leyse ke’l-beşerBel hüve yakûtun ve’n-nâsü ke’l-hacer.” Yani demek istemektedir ki“Her ne kadar Muhammed de bir insan olsa da O, diğer insanlar gibi o yakut taşı gibidir, diğer insanlar ise normal çakıl taşı gibidir.” Kısacası ikisi de taş olmasına rağmen- bir çakıl taşıyla elmas taşı arasında elmas taşı kadar fark vardır. Her ne kadar Hz. Muhammed de bir insan olsa da diğer insanlarla Hz. Muhammed arasında Hz. Muhammed kadar fark vardır. N. Fazıl Kısakürek O’nun için şöyle demiştir “Kurtarıcım, efendim, rehberim peygamberim!Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim” “O Allah’ın emriyle Kâinât EfendisiVarlığın tacı, varlık nurunun ta kendisi.” Yunus Emre de onu şu şekilde övmüştür Adı Güzel, Kendi Güzel Muhammed!Canım, kurban olsun senin yoluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed!Gel şefâat eyle kemter asi kuluna,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Mümin olanların çoktur cefâsı,Âhirette olur zevk-u sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,Kürsînin üstünde cevlân eyleyen,Mîrâcda, ümmetin Hak’tan dileyen,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! Ol çâriyâr anın gökler yâridir,Anı seven günahlardan beridir,On sekiz bin âlemin serveridir, Adı güzel, kendi güzel Muhammed YÛNUS n’eyler iki cihânı sensiz,Sen hâk peygambersin şeksiz şüphesiz!Sana uymıyanlar, gider îmânsız,Adı güzel, kendi güzel Muhammed! O’na olan aşk ve sevgisini ise şu şiiriyle dile getirmiştir Arayı arayı bulsam iziniİzinin tozuna sürsem yüzümüHak nasip eylese görsem yüzünüYa Muhammed cânım arzular seniBir mübârek sefer olsa da gitsemKâbe yollarında kumlara batsamHub cemâlin bir kez düşde seyretsemYa Muhammed cânım arzular seniZerrece kalmadı gönlümde hileSıdk ile girmişem ben bu hak yolaEbu Bekir, Ömer, Osman da bileYa Muhammed cânım arzular seniAli ile Hasan Hüseyin andaSevgisi gönülde mahabbet candaYarın mahşer günü olur dîvândaYa Muhammed cânım arzular seniArafat dağıdır bizim dağımızAnda kabul olur bütün duamızMedine’de yatar PeygamberimizYa Muhammed cânım arzular seniYûnus medh eyledi seni dillerdeDillerde dillerde hem gönüllerdeAğlayı ağlayı gurbet illerdeYa Muhammed cânım arzular seni Erzurumlu Aşık Sümmanî bir şiirinde onunla ilgili şunları söylemiştir Çar anasırdan halk etti ta ezel Hak Adem’iCennetten sürgün ettiler hâke bastı kademi. Çıktı Serendip dağına ah-ü figan eylediAffetti Mevlâ günahın, murad aldı encemi. İsmail sahrada doğdu çünkü Hacer anadanAyağını yere vurdu izhar etti zemzemi. Came sevki nûş eyledi Şahmeran şerbetindenCümle çiçek sada verdi anda yaptı merhemi Çün Yunus’u yuttu balık kaldı umman içindeGece gündüz rica etti dedi “Gönder çaremi.” Geçirmeyip beş vaktini borcun eda eylediGetirmedi lisanına asla dünya kelami. Yakub’a hasretlik verdi Yusuf-u Kenan içinCihanı suya gark etti Nuh’a yüzdürdü gemi. Der Sümmani“Muhabbetten hasıl oldu MuhammedOnun için halk eyledi on sekiz bin alemi.” Peygamber Sen, fikir kadar güzel;Ve tek, birden daha tek !Itrını süzmüş ezel ;Bal sensin, varlık petek…. Sensin ölüme hisar;Bâkisi hep inkisar…Sar bizi, çepçevre sar,Rahmet rûzgarı etek !.. KISAKÜREK O’nun Ümmetinden Ol! Beri gel, serseri yol!O’nun ümmetinden ol!Sel sel kümelerle dol!O’nun ümmetinden ol! Sen, hiçliğe bakan yön!Hep sıfır, arka ve ön!Dosdoğru Kabe’ye dön!O’nun ümmetinden ol! Gel dünya, mundar kafes!Gel, gırtlakta son nefes!Gel, arşı arayan ses!O’nun ümmetinden ol! Solmaz, solmaz; bu bir renkÖlmez, ölmez; bin ahenk…İnsanlık; hevenk hevenk,O’nun ümmetinden ol! KISAKÜREK Milli Şarimiz Mehmed Akif Ersoy O’nu şöyle anlatmıştır BİR GECE On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi Kumdan, ayin on dördü, bir öksüz çıkıverdi! Lakin, o ne hüsrandı ki; Hissetmedi gözler; Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler? Göremezlerdi tabi Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de, ma’mure-i dünya, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi. Sırtlanları geçmişti beser yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi! Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin, Salgındı, bugün şark’ı yıkan, tefrika derdi. Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz, Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! Bir nefhada insanlığı kurtardı o masum, Bir hamlede Kayserleri, Kisraları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi! Alemlere rahmetti, evet, Şer’-i mübini, Şehbalini adl isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep; Medyun ona cemiyyeti, medyun ona ferdi. Medyundur o Masum’a bütün bir beşeriyyet… Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile Tasavvuf ehli, Hak aşığı, halk ozanı bir başka şair O’nu şöyle tasvir etmiştir Bağlamış Seni gören akıl zây’olur elbetServi serin halka saye boyda ser çektin ey serv-i kâmet.“Elif” zülfün, serin “Bâ”ya “Tebârek-Kadsem’” suresi 8“Er-Rahmân” okunur cismin “Alleme’l-esmâ”da ismin süresi,İki “mim” bir “dal”ı “hâ”ya bağlamış. 10Celâli sâildir kapında pertevinden bir buse isterDediler muteber bir delil gösterDedim hüccet “Ve’d-Duhâ”ya CELALİ…………………………………Zay yitirmek; Ser Baş; Kamet Boy, endam; Sail Dilenci, isteyen; Pertev Işık, nur; Hüccet Delil. MİM Lâm-elif dersinde aşk ocağındaBen “Elif” dedikçe dilim döndü “Mim” 12Yed-i kalem çalmış kudret bağındaKalemi “mim”, imlâsı “mim”, pendi “mim”.O serv-i semendin öz otağında,Yedi nâr beslemiş şâh dudağındaDört ırmak akıyor cânân bağında,Çeşmesi “mim”, gözesi “mim”, bendi “mim”.13 Çoktan âşık oldum ben o dilbere,İsmin kitap ettim aldım Celali yazam deftere,Ülkesi “mim”, durağı “mim”, kendi “mim”.14 Bayburtlu Celali Baba……………………….Elif Allah; Mim Muhammed; Pend Nasihat; Serv Selvi; Semend Çevik ve güzel at.………………………. Sendeki güzellik ey Hüsn-ü Şikâr. 15Ne alem, ne Adem ne cihanda var. 16Hüsnün cilasında açılan buse,Ne Yakup ne Yusuf ne Kenan’da Zulmet geceleri kılarsın ruşan. 18Cemalin görenler olur alamet sendeki nisanNe huri ne melek ne ğılmanda var. 19 Kaşların fermandır, gözlerin hakimŞems ile kameri edersin mahkumSendeki adalet sendeki hükümNe Davut ne oğlu Süleyman’da var. 20Kipriklerin oktur tutmuş yazmış kudret hüsn-ü cilanın metin Zebur hem Tevrat hem Kur’an’da var. Sana dost demişti ol Gânî HudâSeninçün bu âlem geldi mevcûda. 21Sendeki muhabbet sendeki sevdâ,Ne Mecnûn ne Leylâ ne Hicran’da Bayburtlu Aşık Hicrânî Şemail23 Ne uzun ne kısa kararında İbrahim’den ne asil bir hoş siyah dalgalı bir giydir beni benden soyÂlemlere rahmet yüzünü gösterBu kul varlığından soyunmak ister Güneş pervânesi o güzel yüzünNurundan ışığı vardır gündüzünSolmaz bir gül rengin ne kış ne güzünTecelli ediyor yüzünde özünHasretim, yanarım, yüzünü gösterKölen bu devletle avunmak ister Simsiyah gözlerin âhû misâlinDâim Hakk’a bakar her an visâlinBeyazı ölçüsü gözde kemâlinKaşların sûreti gökde hilâlin,Râzıyım rûyada yüzünü gösterÂşık maşukuna can sunmak ister Bir tutam sakalın birkaçı beyazMübarek vücudun serin kış ve yazCânımı yoluna kurban etsem azDostlar defterine köleni de yazAçıver kapını yüzünü gösterGönül hasretinden yakınmak ister Duyular mükemmel, dişleri inciKokusuna tutkun, yaşlısı genciYürürken koşmadan olur birinciKapına gelmiş bir garip dilenciAçıver ne olur yüzünü gösterGarip ayağına kapanmak ister Yukarıdan aşağı heybetle inişYürüyüşünde var hep bu görünüşÂdetin baktığın tarafa dönüşBize nasip olsun hayırlı bir düşKerem et ne olur yüzünü gösterKim böyle bir düşten uyanmak isterSeni ilk görenler korku çekermişSonra ülfet eder hemen severmişBenzerini asla görmedim dermişErenler yolunda giderek ermişBenzeri bulunmaz yüzünü göster Gönüller nurunla yıkanmak ister Zâtının nûrundan vermiş sana canHilkate ruhunla başlamış RahmanYûsuf’ta yok sende olan hüsnü anAhlâkındır Senin, mûcize Kur’an,Alemlere Rahmet, cemâlin gösterKölen rahmetine sığınmak ister Ümmetin üstüne titreyen sensinMüjdeci, uyaran, gel diyen sensinKulunu Allah’a sevdiren sensinGecemi gündüze çeviren sensinEy Hakk’ın şâhidi yüzünü gösterKul şehâdetinle tanınmak ister Hakk’ın halilisin, habibi sensinGönüllerin eşsiz tabibi sensinEn güzel hutbenin hâtibi sensinÜmmetin en büyük nasibi sensinAşkımın Leylası yüzünü gösterGönül seni gözden sakınmak ister En güzel, en üstün ahlak senindirCömertlikte kemâl el-hâk senindirŞefaatte en son durak senindirMiraç senin, Refref, Burak senindirSen gördün, bize de cemâlin gösterPervâne şem’ine hep yanmak ister 24 Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN24-1-1992 de Mekke’de tamamlandı. KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benimAlda bir bûseyle öldür haydi cânânım benimLâl olur birden dilim bilmem neden görsem seniGörmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâbOlmadım bir lahza rahat geçti devrânım bir ümitsiz gizli derdin zehrineBu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet banaEtmeyin bunca eziyet az mı hicrânım tutar sen her bakışta kastedersen cânımaYâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânınaSahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre KAN TUTAR Leblerimle emrine âmâdedir cânım benim Alda bir bûseyle öldür haydi cânânım benim Lâl olur birden dilim bilmem neden görsem seni Görmesem kalmaz karârım dinmez efgânım benim. Hasta gönlüm çok zamandır iftirâkından harâb Olmadım bir lahza rahat geçti devrânım benim. Mübtelâyım bir ümitsiz gizli derdin zehrine Bu sebepten her geçen gün düştü dermânım benim. Yok teselliden nasîbim vermeyin zahmet bana Etmeyin bunca eziyet az mı hicrânım benim. Kan tutar sen her bakışta kastedersen cânıma Yâremi sar merhem ol da akmasın kânım benim. Arif Emre her ne etse râzıdır fermânına Sahibimsin hem efendim hem de sultânım benim. Süleyman Arif Emre Peygamberimizin yaşantısı, örnek davranışları, Her hareketinde en güzel örnek olan Peygamberimizin güzel ahlakından ve örnek davranışlarıHer işe besmeleyle başlardı. “Besmele” Bismillahirrahmanirrahim ile başlamayan her işin hayrı ve bereketi olmayacağını buyurmuştur.“Meşru işlerin her hangisi olursa olsun, Besmele-i Şerife ile başlanmazsa nasipsiz, güdük hayrı kesik olur” MünâviAllah Resulü herkese selam verirdi “Allah katında insanların en değerlisi karşılaştıklarında önce selam vermek için harekete geçendir.” buyurmuştur.“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız. ” Müslim, Îmân 93Maddeler halinde Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in örnek davranışlarıPeygamberimizin Örnek DavranışlarıKuran-ı Kerim’de Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır;Ey Muhammed de ki Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” Al-i imran Suresi 31“ Ve sen Ey Muhammed elbette yüce bir ahlaka sahipsin.” Kalem Suresi 4Peygamber Efendimizin her Müslümana örnek olabilecek yaşantısı, davranışlarıRasûlullah Yürürken sahabilerinin gerisinde yürürdü.– Birisiyle karşılaştığı zaman önce kendisi selam verirdi.– Rasûlullah Aleyhisselâm daima düşünceli idi.– Kendisinin susması, konuşmasından uzun sürerdi.– Rasûlullah Aleyhisselâm lüzumsuz yere konuşmazdı.– Söze başlarken de sözü bitirirken de Allah’ın ismini anardı.– Konuşurken kısa ve özlü kelimelerle konuşurdu.– Rasûlullah’ın sözleri hep gerçek ve yerinde idi.– Rasûlullah Aleyhisselâm konuşurken ne fazla ne de eksik söz kullanırdı.– Kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi.– En ufak nimete bile saygı gösterirdi.– Bir nimeti ne hoşuna gittiği için över, ne de hoşlanmadığı için yererdi.– Dünya için, dünya işleri için kızmazdı; fakat bir hak çiğnenmek istendiği zaman, onun öcünü almadıkça hiçbir şey kızgınlığının önüne geçemezdi.– Kendi şahsı için asla kızmaz ve öç almazdı.– Bir şeye işaret edeceği zaman parmağıyla değil, bütün eliyle işaret ederdi.– Hayret ve taaccüp ettiği zaman elinin duruşunu tersine çevirir, yani avucu göğe doğru ise onu yere doğru, yere doğru ise onu göğe doğru çevirirdi.– Konuşurken el hareketi yapar, sağ elinin avucunu sol elinin başparmağının iç tarafına vurur dururdu.– Kızdığı zaman kızgınlıktan hemen vazgeçer ve kızgınlığını belli etmezdi.– Neşelendiği, ferahlandığı zaman gözlerini yumardı.– En fazla gülmesi gülümsemekti. Gülümserken de ağzındaki dişleri inci taneleri gibi görünürdü.– Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselâm insanların en güzel ahlaklısı idi. Hiçbir çirkin söz söylemez ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdi.– Çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmaz, kötülüğü kötülükle karşılamazdı. Fakat affeder ve bağışlardı.– İnsanların en naziği, en iyi huylusu ve en güleci idi.– Allah yolunda cihat dışında ne bir hizmetçiye, ne bir cariyeye ne de bir kimseye el sağ elini kullanırdıEfendimiz sas, insanlardan bir şey alırken ve onlara bir şey verirken sağ elini cömertti “cömert allah’a yakın, cimri ise allah’a uzaktır. cömertlik kökü cennette olan bir ağacın dünyaya sarkmış dalıdır. kim o dala tutunursa o dal onu cennete çeker.”İnsanlara selam verirdi Selamla birlikte samimiyetle, tebessüm ederek musafahada insanların arkasından hayırla yâd edilmesini isterdi Allah Rasulü, vefat etmiş insanların hep hayırla yâd edilmesini tavsiye hediyeleşir ve hediyeleşmeyi tavsiye ederdi Peygamberimiz sas insanlara hediyeler verir, onların hediyelerini kabul eder ve hediyelerine ya aynıyla veya çok daha iyisiyle karşılık karşı her zaman tebessümlüydü Kahkahayla gülmez fakat asık suratlı da davranmazdı. İnsanlar içerisinde en tebessümlü olanıydıTane tane konuşurduEfendimiz tane tane, orta bir ses tonuyla konuşurdu. Çok önemli gördüğü şeyleri üç defa tekrar ederek vurgulardıİnsanlar konuşurken ciddiyetle dinlerdi İnsanları dinlerken onların yüzüne bakar söylediklerini önemserdiŞahsi konularda öfkelenmezdi Allah Rasulü, kendi nefsi adına veya dünyalık bir şey için öfkelenmez; insana veya Allah’a ait bir hak zayi olduğunda Allah ve din için şaka yapardı Peygamber Efendimiz sas insanlara şaka yapardı. Fakat şaka yaparken yalan söylemezdiO’ndan sas asla kaba bir söz duyulmamıştı Allah Rasulü bir hak zayi olmadıkça halim-selim bir insandı. O’ndan asla kötü söz, kaba ifade ve hakaret karşılığını hemen verirdi İnsanlara emeklerinin karşılığını hemen verirdi. Bunu ahlak olarak Müslümanlara da tavsiye ederdi “İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz.” Esnaflara dürüst olmayı tavsiye ederdi Peygamberimiz sas sık sık çarşıya ve pazara çıkıp dükkanlara uğrardı. Esnafa tartıyı nasıl yapacaklarını gösterir ve dürüst olmalarını tavsiye ilişkilerinde çok hassastı Allah Rasulü komşu haklarına karşı son derece dikkatliydi. “Komşusu açken kendisi tok yatan bizden değildir.” buyurarak komşuluk ilişkilerinde sınırı çok ileriye yardım ederdi Efendimiz evleneceklere imkanları ölçüsünde yardım fakirlerin evlerine gider, onların hatırlarını sorar, onlarla beraber bir evin kapısını çalarak izin isteyen kimse, bu işi en fazla üç defa tekrarlamalı, cevap verilmediği takdirde ısrarcı Efendimiz bir başkasının evine girmek için şöyle buyurmuştur; “İzin istemek üç defâdır. İzin verilirse girersin, verilmezse geri dönersin.” buyurmuştur. Buhârî, İsti’zân, 13Âyet-i kerimede ise şöyle buyrulmaktadır“Eğer girmek istediğiniz evlerde kimseyi bulamazsanız, izin verilinceye kadar oraya girmeyin! Geri dönün!» denirse hemen dönün, bu sizin için daha uygundur. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilendir.” Nur Suresi, 28İlgili Diğer KonularPeygamberimizin SünnetleriMünafığın alâmeti üçtür HadisEvlilik İle İlgili Hadisler40 Hadis“Rüzgara Sövmeyin, Bu Rüzgar Allah’ın Rahmetindendir.”“Ameller Niyetlere Göredir”“Hiç Şüphesiz Bu Din Sağlamdır, Ciddidir.”Ahir Zaman Facebook’tan takip etmeyi unutmayın! Emine KAYA - Allah’ın en sevgili kulu, son peygamberi, önderimiz Hz. Muhammed sas bir saadet güneşi olarak doğdu. Kurumuş toprakların su ile yeşerip hayat bulması gibi Peygamberimizsas’in gelişiyle insanlık yeniden hayat buldu. Peygamber Efendimiz’in hayatı her konuda örnek alacağımız şekilde yaşanmıştır. Biz aciz kullar O’nun ahlâkının nuruyla aydınlandık. Peygamberimiz’in ahlâkına ne zaman ulaşırız, Allah’ın sevdiği ve nimet verdiği kullardan oluruz. Rasûlullah sas dünyaya gözünü kapayıncaya kadar hep aynı huy ve ahlâk üzerinde yaşamıştır. O her zaman muhtaçlara yardım eder, zayıfları korur, insanlara tatlı sözle, güler yüzle muamelede bulunur, tevazu ve hoşgörüsünü kimseden esirgemezdi. Güneş nasıl ki Allah’a inananın da inanmayanın da üzerine doğarsa Peygamberimizsas’in dünyayı kapsayan şefkati de küçük-büyük, genç-ihtiyar, Müslüman-gayri müslim herkese aynı şekilde yayılırdı. Peygamber Efendimiz sas âlemlere rahmettir. O’nun ahlâkı Kuran ahlâkıydı. Yani her işi Allah Teâlâ’nın rızasına uygundu. O’nun kalplere yerleştirdiği iman ışığı sayesinde kalplerden yanlış inançlar silindi. Cehaletin yerine ilim, zulmün yerine hak ve adalet, kin ve düşmanlığın yerine insan sevgisi, acımasızlığın yerine şefkat ve merhamet geldi. Hz. Muhammed sas ahlâkını Kuran’dan almış bütün iyilikleri kendisinde toplamıştır. Hz. Aişe’ye Peygamber Efendimizsas’in ahlâkının nasıl olduğu sorulduğunda o şu cevabı vermiştir “…O’NUN AHLÂKI KUR’AN İDİ.”[1] Resûlullah’ın sas ahlâkının Kur’an olması demek, Kur’an’ın uygun gördüğünü uygun görmesi, Kur’an’ın beğenmediği bir işi, bir hareket tarzını beğenmemesi demektir. Bir şeye kızıyorsa, o şeyi Kur’an çirkin gördüğü için kızması, bir kimseyi seviyorsa, onun tutumunu Kur’an tasvip ettiği için sevmesi demektir. Kur’an’ın helâl saydığını helâl, haram saydığını haram sayması ve öylece uygulaması demektir. Osas’nu Yüce Allah yetiştirdi ve insanlara en güzel örnek, insanların kurtarıcısı ve önderi olsun diye özel olarak terbiye etti. Bu konuda Peygamber Efendimiz sas şöyle buyuruyor “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.”[2] Rasûlullahsas’ın yanında her karakterden insan bulunurdu. Bu insanlarla tek tek ilgilenip, eksik ve hatalarını düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkat, sevgi dolu, anlayışlı ve sevimli tavrı birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve Osas’na büyük bir içtenlik ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah Peygamber Efendimizsas’in çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kur’an’da şöyle bildirmektedir “Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile.”[3] Müslüman olarak bizim görevimiz, Peygamberimizsas’in ahlâk ve fazilet dolu hayatını iyice öğrenmek ve onun ahlâk davranışlarını örnek olarak yaşamaktır. Allah Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimizsas’in örnek dolu ahlâkı için şöyle buyurmuştur “Andolsun ki, Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır.”[4] İnsana ait yaşamın her anı ve her safhası için O’nun asil hayatı ve güzel ahlâkında olması gereken, olgunluk ve kemâle işaret eden bir örneklik vardır. “Muhammedi Risalet” adlı eserinde Seyyid Süleyman en-Nedvi bu hususu şu güzel cümleleri ile ifade eder “…eğer zengin ve varlıklı bir insan isen, Rasûlullah’ın Hicaz’la Şam arasında eşya taşıdığı ve Bahreyn’in hazinelerine sahip olduğu zamanı hatırla! Ve sen de O’nun gibi hareket et. Eğer fakir ve yoksul isen Rasul-i Ekrem’in Ebu Talib mahallesinde mahsur kaldığı, vatanını ve bütün mülkünü terk ederek Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zamanı düşün. Eğer hükümdar isen O’nun Arapların idaresini ele geçirdiği, her tarafa hâkim olduğu, ileri gelenlerin, şan ve şeref sahiplerinin O’na itaat ettiği zamanı hatırla. Eğer zayıf ve kimsesiz isen Rasûlullah’ın Mekke’de yaşadıklarını hatırla! O’nda senin için güzel bir örnek vardır… Eğer fatih ve muzaffer bir hükümdar isen Bedir’de, Huneyn ve Mekke’de düşmana galip geldiği günlere bakarak Peygamber Efendimizin hayatından ibret al. Eğer mağlup olmuşsan Uhud harbinde Rasûlullahsas’ın şehid ve ağır yaralı ashabı arasındaki halini düşün. Eğer öğretmen isen mescidin sofasında ashabına nasıl öğretmenlik yaptığını hatırla! Eğer öğrenci isen Cebrail’in huzurunda nasıl diz çöküp hidayet istediğini düşün. Eğer nasihat eden bir vaiz, emin bir mürşit isen Mescid-i Nebevi’de bir kütük üzerinde vaaz eden Rasûlullahsas’a kulak ver. Eğer hiçbir yardımcın olmadığı halde hakkı ayakta tutmak, iyiliği haykırmak istiyorsan Mekke’deki zayıf haline rağmen Peygamber Efendimizin hakkı açıkça ilan ettiği zamanı hatırla. Eğer düşmanını yenersen, Rasûlullahsas’ın Mekke’yi fethettiği günü hatırla. Hakem ya da hâkim isen, İslam güneşi doğmadan önce, Kureyş reisleri birbirine girmek üzereyken Rasûlullahsas’ın Hacer-i Esved’i yerine koymak için verdiği hükme bir göz at. Sonra gözünü çevir ve bir daha bak Rasûlullah’ın Medine mescidinin avlusunda insanlar arasında adaletle hüküm verdiği zamanı düşün… Hülasa her ne olursan ol, ne işle uğraşırsan uğraş yaşadığın müddetçe, günün her saatinde Rasûlullah’ın hayatında senin için güzel bir hidayet, hayat karanlıklarını aydınlatan güzel bir misal vardır. Böylece işlerin düzelir, sıkıntıların sona erer… O’nun hayatı bütün insanlık için hayatın her safhasında örnekti. O’nun hayatı aydınlanmak isteyenler için bir nur, hidayete ermek isteyenler için bir kandil, doğru yolu bulmak isteyenler için de bir rehberdi.” İnsanlara dünya ve ahirette mutlu olmanın yolunu gösteren Peygambersas’in öğrettiği ahlâk ilkelerini önce kendisi uygulayarak bütün insanlık için en güzel örnek olmuştur. Ne mutlu onun gösterdiği aydınlık yoldan gidenlere. Ne mutlu onun yaşayışını ve ahlâki davranışlarını örnek alanlara… [1]- Müslim, Müsâfirîn 139. Ayrıca bk. Nesâî, Kıyâmü’l-leyl 2 [2]- Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 12 [3]- Âl-i İmran Suresi 159. ayet [4]- Ahzab Suresi 21. ayet Sevgili Peygamberimiz hiç günahı olmadığı halde, gündüzleri; devlet, millet ve din işlerini yürütüyor, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar namaz kılmakla meşgul oluyordu. Böylece rabbinin ihsan ve ikram ettiği nimetlerin şükrünü edaya ve onun rızasını tahsile çalışıyordu. Hâsılı, korku, hastalık, sefer, sıkıntı ve zorluklar... hiçbir şey onun namaz kılmasına mani olmuyordu. Mirac'da beş vakit namazın farz kılınmasından itibaren iki cihan Güneşi Efendimiz ömürlerinin sonuna kadar namazı hiç terk etmemişlerdir. Vefatlarına yakın hasta olduklarında, Hz Ali ve Hz Abbas -radıyallahü anhümâ-'nın koltuğuna girerek cemaate devam etmiş, ashabına ve ümmetine namazın ehemmiyetini, devam lüzumunu ve şiddetli hastalık halinde bile hiçbir suretle asla terki câiz olmayacağını fiilen talim ve irşat buyurmuşlardır. Hz. Aişe anlatıyor Rasulullah bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk. Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hale gelir, bütün varlığıyla Allah'a yönelirdi. Fezail-i A'mal s. 303 Sahabe-i Kiram, Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem-'e "- Fetih suresinde Allah Teala, sizi tamamen bağışladığı bildirmiştir. Öyleyse neden böylesine uzun ve ebedi bir ibadet yapıyorsunuz? dediklerinde, Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- "- Allah'a şükreden bir kul neden ben olmayayım?" diye cevap vermiştir. Bir Hadis-i Şerifte bildirildiğine göre; Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- namaz kılarken, mübarek göğsünden sürekli el değirmenin sesi gibi hıçkırıklı ağlama sesi gelirdi. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-'in namazda göğsünden tencere tokurtusuna benzeyen tarzda sesler gelirdi. İbn-i Mace, Mukaddime, 3. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-' Validemizin anlattığına göre, Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz, geceleri mübarek ayakları şişinceye kadar uzun müddet teheccüde devam ederlerdi. Durumdan müteessir olan muhterem zevcesi "-Ey Allah'ın resûlü, geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsun?" diye sorunca; "-Ey Âişe! Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?" karşılığını vermiştir. Buhari, Teheccüd, 6 Hazret-i Ata -radıyallahü Anh- şöyle anlatmıştır. Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-'ya "-Allah Resulünden şahit olduğun en şaşırtıcı hadiseyi bize haber ver." dedim. Hazret-i Aişe ağladı ve dedi ki "- Onun hangi hali şaşırtıcı değildi ki. Bir gece geldi. Benimle beraber yatağa girdi. Tenim tenine değdi ve sonra dedi ki "-Ey Ebû Bekir'in kızı, bırak beni! Rabbime ibadet edeyim." Ben dedim ki "-Senin yanında olmayı seviyorum, fakat senin arzuna uymayı tercih ederim." Kendisine izin verdim, kalktı, su ibriğine gitti, abdest aldı. Suyu çok dökerek israf etmedi. sonra namaza durdu, ağlamaya başladı. Öyle ki, göz yaşları, mübarek göğsüne doğru aktı. sonra rükûya gitti, gene ağladı. sonra secdeye gitti, gene ağladı. sonra başını secdeden kaldırdı, gene ağladı. Bu ağlaması sabaha kadar devam etti. Sabah namazı vakti Bilal geldi. Ezan okudu. Ben o zaman dedim ki "-Ey Allah'ın rasûlü! Seni ağlatan sebep nedir? Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetti. Buyurdular ki "-Şükreden bir kul olmayayım mı? Bu şükrü ben neden yapmayayım?" Sâdık Dânâ, Altınoluk sohbetleri, s. 193 Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimizin, ahir ömürlerinde ruhi saadetlerini teslim ederken yaptığı son nasihati, namaza dikkat etmek hususunda olup; bu, ondan rivayet edilen son Hadis-i Şeriftir. Hazret-i Enes -radıyallahü anh- anlatıyor "Rasûlullah Aleyhissalâtü Vesselama ölüm geldiği vakit, can çelişirken yaptığı vasiyetin hepsi "-Namazı ihmal etmeyin ve sağ ellerinizin sahip oldukları nın yani kölelerinizin hukukuna riayet edin! demek olmuştur." Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, c. 17, s. 338 Bir kimseye en çok sevdiği insanlardan birinin geldiği müjdelendiğinde nasıl sevinir ve kendinden geçerse; Allâh Rasûlü de namaza duracağı zaman, bu sevinçten yüzlerce kat fazlasıyla sevinç ve coşkunluk duymaktaydı. Rabbine karşı huşû ve tevâzûun zirvesine çıkar ve O'na yalvarıp yakarmaktan ayrı bir kulluk zevki alırdı. Bir defâsında Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- namazı şöyle târif buyurdular "Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rek'atta bir teşehhüd vardır. Namaz huşû duymak ve temeskün tezellül izhâr etmektir... Ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırırsın ve Yâ Rabb! Yâ Rabb! Yâ Rab! diye yalvarırsın. Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir." Tirmizî, Salât, 166 Yani namaz kulun Yaratanı karşısında aczini ve za'fını idrak ederek muhtaçlığını arz etmesi ve gönülden gelen feryatlarla iç âleminde kıyâmetler koparması, tazarrû ve niyazda bulunmasıdır. Müslümanlar kendilerine farz olan beş vakit namazı kılarlardı, halbuki Rasûl-i Ekrem fazla olarak kuşluk, işrak, teheccüd gibi nâfile namazlar da kılardı. Bütün müslümanlar her gün üzerlerine farz olan on yedi rek'at farz namazı kılarlarken, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- geceli gündüzlü günde farz ve nâfile olarak 50-60 rek'at namaz kılardı. Bu namazlarda Allâh'a muhabbet manası Rasûlullâh'ın kalbindeki her şeyden ve her manadan daha üstündü. Rükûu uzatırdı, o derece ki uzaktan bakan onu secdeye kapanmayı unuttu zannederdi. Huzeyfe -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor Bir gece Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile berâber namaza durdum. Bakara sûresini okumaya başladı. Ben içimden - Yüzüncü ayete varınca rukûya varır, dedim. Yüzüncü ayete geldikten sonra da okumasını sürdürdü. Ben - Herhalde bu sûre ile iki rekat kılacak, diye zihnimden geçirdim. Okumasına devam etti. Sûreyi bitirince rükûya varır, diye düşündüm. Sonra Nisâ sûresini okumaya başladı. Bitirince Âl-i İmrân sûresini okumaya başladı. Ağır ağır okuyordu. Tesbih âyetleri geldiğinde 'sübhânallâh' diyor, dua âyeti geldiğinde duâ ediyor, istiâze ayeti geldiğinde de Allâh'a sığınıyordu. Sonra rükûya vardı. 'Sübhâne Rabbiye'l-Azîm' demeye başladı. Rükûu da kıyâmı kadar sürdü. Sonra 'Semiallâhu limen hamideh. Rabbenâ leke'l-hamd' diyerek doğruldu. Rükûda durduğuna yakın bir müddet kıyamda durdu. Sonra secdeye vardı. Secdede 'Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ' diyordu. Secdesi de kıyâmına yakın uzunlukta idi. Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 203 Vahyin başlangıcından itibaren namazını Beytullah'ın avlusunda kendisine düşman olan, insafsızca eza ve cefâ eden müşriklerin gözünün önünde kılardı. Namazda iken müşriklerden bazıları üzerine hücum etmişti de onlardan korkup da namazını bile bırakmamıştı. Savaş esnasında iki tarafın kuvvetleri karşılaşıp da kılıç seslerinin şakırdadığı, mızrakların vızıldadığı, kalplerin hızla çarptığı bir zamanda dahî namaz vakti geldiğinde, namazı kılmak için müslümanlar saf saf olurlar, önde Peygamberleri imam olurdu. Ebû Hureyre radıyallâhu anh anlatıyor Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir sefer esnâsında Dacnân ile Usfan arasında konaklamıştı. Müşrikler - Onların bir namazları vardır ki onlar için babalarından ve evlatlarından çok daha kıymetlidir. Bu namaz ikindi namazıdır. Hazırlığınızı yapın, üzerlerine toptan bir kerede çullanın!'' dediler. Cebrail aleyhisselam, Resulullah -aleyhi's-salâtü ve's-selâm-'a gelerek ashabını iki kısma ayırmasını, onlardan bir grupla namaz kılarken diğer grubun geri tarafta ayakta beklemesini, tedbirli olmalarını ve silahlarını beraberlerinde almalarını, birinci gruba bir rek'at kıldırmasını, bu kısmın birinci rekatten sonra geri çekilmesini, arkadaki grubun öne ilerlemesini, bu yeni gruba da bir rek 'at kıldırmasını, böylece her bir grubun Resulullah'la birlikte birer rek'atlerinin olmasını, Resulullah'ın da böylece iki rek'at kılmış olmasını emretti. Tirmizî, Tefsîr, 4 3035 Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-'in âllâh'ın huzûruna durma iştiyâkı o kadar yüksekti ki savaşlarda sâdece farz namazları kılmakla yetinmez, geceleri sabahlara kadar doya doya ibâdet iklimini yudumlardı. Nitekim Ali -radıyallâhu anh- Bedir Gazvesi'ni anlatırken şöyle demektedir - Bedir günü aramızda Mikdâd'dan başka süvâri yoktu. İyi biliyorum o zaman Allâh Rasûlü hâric hepimiz uyumuştuk. Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- ise sabaha kadar bir ağaç altında namaz kılıp ağlamıştı. İşte onun Allâh'a bağlılığı böyleydi. Namazlarını dâima vaktinde kılmıştır. Hatta vefat ettikleri hastalıklarının en şiddetli ânlarında dahî, bile bile namazı geçirmemişti. Bu hastalığı o kadar çok şiddetlenmişti ki kuvvet ve tâkatten kesilmişti. Öğle ve ikindide iki kişinin yardımıyla odasından çıkarak mescide kadar vardı ve namazı cemaatle kıldı. Ölüm acıları içinde kıvranmasına rağmen ümmetinin en çok istifâde edeceği husûsları hatırlatmaktan geri durmamış ve son sözleri "Namaz! Namaz! Mâlik olduğunuz köleler hakkında Allâh'tan korkun!" olmuştu. Ebû Dâvûd Edeb, 133 Sevgili Peygamberimiz'in son nefesinde dahî hatırlatmayı lüzûmlu bulduğu mevzûlar herhalde insanın kulluk vazîfesi için en ehemmiyetli noktalar olmalıdır. Birincisi kulu Hâlıkına ve mahbûbuna ençok yaklaştıran, İslam'ın direği namaz, ikincisi de insanı cehennem çukurlarına yuvarlanmaktan koruyacak olan, zayıflara, Rabbimiz'in emânet olarak emrimize vediği işçilere ve kadınlara güzel muâmele. Birgün Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- ashâbı ile birlikte mescidde namaz vaktini beklerken adamın biri kalktı ve -Yâ Rasûlallâh! Ben bir günah işledim, dedi. Rasûl-i Ekrem adama cevap vermedi. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- namazını bitirdikten sonra aynı adam yine kalktı ve önceki sözünü tekrarladı. Peygamberimiz sordu - "Sen şu namazı bizimle kılmadın mı? Ve onun için güzelce abdest almadın mı?" Adam - Evet yâ Rasulullah! dedi. Rasûl-i Ekrem bu defa - "İşte o namaz işlediğin günaha keffâret olur", buyurdu . Heysemî, Mecmau'z-zevâid, I, 301 Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in kötülüklerden ve çirkinliklerden koruyacağını ve daha önce işlenmiş günahlara keffâret olacağını bildirdiği namazı O'nun kıldığı şekilde ve o şuur içerisinde kılmak gerekmektedir. Aksi takdirde en mühim faydaları ihtivâ eden namaz hayâtımızda hiçbir değişikliğe sebep olamaz ve biz içinde bulunduğumuz günah bataklıkları ve çirkinlikler içerisinde ebedî hüsrâna doğru yüzüp gideriz. İnsanların en hayırlısının ömrü uzun ve ameli güzel olan kimse olduğunu bildiren Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve selem-, kısacık dünyâ hayâtında kalbini bütünüyle Allâh'a vererek olabildiğince çok namaz kılmaya çalışmıştır. Namaz için her fırsatı değerlendirirdi. Herhangi bir şey kendisini üzecek olursa hemen namaza koşardı. Ebû Dâvûd, Salât, 312 Cennette kendisi ile birlikte olma aşkı ile yanıp kavrulan sahâbîsine, bu arzûsunun gerçekleşmesi için duâ etmeyi kabul ettikten sonra, onun da çok secde ederek kendisine yardımcı olmasını istemişti. Ebu Hureyre -radıyallâhu anh- anlatıyor Rasûlullâh'ın sağlığında Kudâa kabilesinin Beliyy boyuna mensup iki zât birlikte İslam'a girmişlerdi. Bilâhare birisi şehid düşmüş, diğeri de bir sene daha yaşayıp öyle ölmüştü. Talha bin Ubeydullah - Rüyamda, bir sene sonra vefât edenin şehid düşenden daha önce cennete girdiğini gördüm ve hayret ettim, diye anlattı. Sabah olunca Talhâ'nın bu rüyâsı ben veya bir başkası tarafında Rasûlullâh'a anlatıldı. Rasul-i Ekrem Efendimiz - "O, şehit olandan sonra ramazan orucunu tutmadı mı, bir senede altı bin şu kadar rekat namaz kılmadı mı? O halde ikisi arasında bu kadar fark olacak!" buyurdu. Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 333 Hayâtını İslam'ı en güzel bir şekilde tebliğ etmeye ve ashâbını ilâhî bir terbiye ile yetiştirmeye adamış olan Habîb-i Ekrem -aleyhi's-salâtü ve's-selâm- Efendimiz, insanlar için huzûr kaynağı olan bu namazın bütün insanlar tarafından en güzel bir şekilde kılınmasını isterdi. Mute gazâsına gitmek üzere hazırlanan Abdullah bin Revâha, Peygamberimiz'in yanına geldi. Gül yüzüne hasret kalacağı Efendisi ile vedâlaştıktan sonra - Yâ Rasûlallâh! Bana ezberleyeceğim ve aklımdan hiç çıkarmayacağım bir şey tavsiye buyur, dedi. Peygamber Efendimiz - "Sen yarın Allâh'a pek az secde edilen bir ülkeye varacaksın. Orada secdeleri, namazları çoğalt." buyurdu. Abdullah bin Revâha - Yâ Rasûlallâh! Bana nasihatini artır! dedi. Sevgili Peygamberimiz bu defâ - "Allâh'ı dâimâ zikr et! Çünkü Allâh'ı zikir, umduğuna ermende sana yardımcı olur!" buyurdu. Vâkidî- Megâzî II, 758 Allâhu zü'l-celâl Hazretleri Rasûlüne şöyle emretmişti "Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Biz seni rızıklandırırız ve akıbet takvânındır." Tâ-hâ/20 132 Bu nedenle Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- de ashâbına ve bütün insanlara namaz üzerinde hassasiyetle durmalarını ve bu husûsta sabırlı olmalarını emrederdi. Kendisini Peygamber Efendimiz'in halîfesi olarak telakkî eden Osmanlı sultânı VI. Mehmed Reşâd'ın, saraydaki hanedan çocuklarını yetiştirmek üzere "muallime-i selâtin" sultan hocası tayin ettiği Safiye Hanım'a ilk iradesi şu olmuştur "Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe şehzade ve hanım sultanlara söylensin". Ünüvar, Safiye; Saray Hatıralarım, İstanbul, 1964, s. 21 Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-'in namaz ibâdeti üzerinde hassâsiyetle durduğunu gören ve bütün varlıklarını onun izinde yürüyebilmek için fedâ eden ashâb-ı kirâm hazerâtı da namaza durduklarında kendilerini kaybederler ve Allâh'ı en yakınlarında bulurlardı. Huzûr-ı İlâhîde okumaya başladığı bir sûreyi yarıda bırakmak istemeyen ve bir an da olsa alacağı feyz uğruna bütün ömrünü fedâ eden ashâba âit olan şu hâtıralar ne kadar dehşet vericidir Zâtü'r-Rikâ gazvesinde Peygamber Efendimiz Ammâr bin Yâsir ile Abbâd bin Bişr'i kendi istekleri üzerine bir konak mahallinde gece için muhâfız olarak tensib etmişti. Ammâr gecenin ilk vaktinde istirahat etmeyi tercih ettiği için uyudu. Abbâd bin Bişr de kalktı ve namaz kılmaya başladı. O sırada bir müşrik geldi. Bir karaltı görünce gözcü olduğunu anladı ve hemen bir ok attı. Abbâd'ın vücûduna isâbet etti. Abbâd oku çıkardı. Adam ikinci ve üçüncü kez ok atıp isâbet ettirdi. Her defâsında da Abbâd ayakta sâbit durarak okları çekip çıkarıyordu. Rükû ve secdesini yaptıktan sonra arkadaşını uyandırarak - Kalk! ben yaralandım, dedi. Ammâr sıçrayıp kalktı. Müşrik ikisini görünce arkadaşını uyardığını anladı ve kaçtı. Ammâr Abbâd'ın kanlar içinde olduğunu görünce - Sübhânallâh! İlk oku attığında beni uyandırsaydın ya! dedi. Abbâd ise namaza olan aşk ve şevkini gösteren şu muhteşem cevâbı verdi - Bir sûre okuyordum, onu bitirmeden namazı bozmak istemedim. Ama okları peşpeşe atınca namazı tamamlayıp seni uyandırdım. Allâh'a yemin ederim ki Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in korunmasını emrettiği bu gediği kaybetme endişesi olmasaydı, sûreyi yarıda bırakarak namazı kesmektense ölmeyi tercîh ederdim. Bkz. Ahmed bin Hanbel, Müsned, III, 343-344 Yaratanının emir ve isteklerini henüz duymamış olan diğer insanlara da en son ilâhî dinin ulaşabilmesi için kendisine tevdî edilen vazîfeyi ihmâl korkusu olmasa bu sahâbîyi Rabbinin huzûrundan ayırabilecek hiçbir kuvvet bulunmamaktadır. Ne var ki, umûmun istifâdesini düşünüyor olması kendi zevk ve lezzetini yarıda kesmesini gerektirmiştir. Çünkü İslam müntesiplerinden, ferdîlikten ziyâde içtimâî olmalarını istemektedir. Misver bin Mahreme -radıyallâhu anh-, ashâbın namaza atfettikleri ehemmiyeti gösteren diğer bir ibretli hâdiseyi şöyle anlatıyor Ömer bin Hattab radıyallâhu anh hançerlendiğinde, zaman zaman baygınlık geçiriyordu. Bir keresinde yanına girdiğimde üstüne bir örtü örtmüşler, kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere - Kendisini nasıl buluyorsunuz? diye sordum. - Gördüğün gibi baygın dediler. - Namaza çağırdınız mı? Eğer yaşıyorsa onu namazdan başka bir şey korkutup uyandıramaz, dedim. Bu ikazım üzerine oradakiler - Ey Mü'minlerin Emîri Namaz! Namaz kılındı! dediler. Hemen uyandı ve - Öyle mi? Vallahi namazı terkedenin İslam'dan payı yoktur dedi. Kalktı, yarasından kan fışkıra fışkıra namaz kıldı. Heysemî Mecmau'z-zevâid, I, 295; İbn-i Sa'd, III, 35 Allâh'ın emri herşeyden azizdi. Mal ve can onun yanında bir hiç mesâbesindeydi. Toplumun bütün fertleri bu şuuru yakalamış ve namazın ibâdet hayâtının mihverini teşkil ettiğini kavramıştı. Sıhhat için ruhsat verilmiş olmasına rağmen hakîkat karşısındaki anlayış ve kabulleri sebebiyle azîmeti tercih etmek onlar için daha doğru idi. Müseyyib bin Râfî anlatıyor Abdullah bin Abbas -radıyallâhu anh-'ın gözlerine perde inince bir kimse geldi ve - Eğer yedi gün hiç kalkmadan sırtüstü yatmaya dayanabilirsen ve bu arada namazlarını îmâ ile kılmayı kabul edersen seni tedâvî edebilirim. İnşaallâh şifâ bulursun, dedi. İbn-i Abbas, Hz. Âişe ile Ebû Hureyre'ye ve daha başka sahâbîlere haber gönderip mes'eleyi sordurdu. Hepsi de - Ya bu süre zarfında ölürsen namaz hususunda yöneltilecek soru karşısında ne cevap verirsin? dediler. Bu cevaplar üzerine İbn-i Abbas -radıyallâhu anh- gözünü tedâvî ettirmekten vazgeçti. Hâkim, Müstedrek, III, 629, 6319 Bir kudsî hadîste; "Namazı benimle kulum arasında ikiye böldüm Kulum için de istediği verilecektir." buyurulmuştur. Bu va'd gereğince usûlüne göre kılınan namazda, gönlü başka taraflara kaydırmadan okunan Fatiha'da çok müjdeli ilhamlar vardır. Gözde nûr, gönülde mânevî bir sürür hasıl olur. Namaz, insanın dâimâ Allâh'ı düşündüğü, O'ndan bir an bile gâfil olmadığı ihsân haline yükselmesinin yolunu gösterir. Bütün hareket, söz ve düşüncelerinde Yüce Yaratanını düşünün bir insan kâmil bir mü'min olma vasfını kazanmış olur. Peygamber Efendimiz'in Medîne'yi teşriflerinde onu görmek için yanına gelen ve gül yüzünü görür görmez "Vallâhi bu yüz yalancı olamaz" diyerek hakîkatı haykıran Yahudî âlimi Abdullâh bin Selâm -radıyallâhu anh-, mübârek ağızlarından ilk olarak "Birbirinize selâm veriniz! Birbirinize ikrâmda bulununuz! Akrabânızın haklarını gözetiniz! Gece herkes uyurken namaz kılınız. Bunları yaparak selâmetle Cennet'e giriniz." Tirmizi, Kıyamet, 42 sözlerini işittiğini söylemektedir. Herkesin uyuduğu bir vakitte veya çoğu kimsenin muvaffak olamadığı bir şekilde Allâh'a yönelmek hiç şüphesiz cennetin yollarını kolaylaştıran en mühim âmildir. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle anlatmaktadır Hz Peygamberin sağlığında rüya gören bir kimse onu Peygamberimiz'e anlatırlardı ben de bir rüya görmeyi ve onu Hz Peygamber'e anlatmayı çok isterdim. O zaman bekar bir delikanlı idim ve mescidde uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni cehenneme götürdüler. Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyununki gibi iki boynuzu vardı; o da ne, orada kendilerini tanıdığım insanlar da vardı. Ben şöyle haykırdım "Cehennemden Allah'a sığınırım! Cehennemden Allah'a sığınırım!" O sırada bir başka melek diğer iki meleğe katıldı ve bana şöyla dedi "Korkutulmayacaksın!" Abdullah ibni Amr ibni Âs -radıyallâhu anhümâ-'ya da Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle tavsiyede bulunmuştu - "Abdullah! Falan adam gibi olma! Çünkü o, gece ibâdetine devâm ederken artık kalkmaz oldu." Buhârî, Teheccüd 19; Müslim, Sıyâm, 185 Hayırlı bir ibâdete başladıktan ve onun feyzini aldıktan sonra terk etmek Allâh ve Rasûlünün tasvîb edeceği bir şey değildir elbette. O güzel hasleti daha da geliştirmek ve artırmak gerekmektedir. Gece ibâdeti, insanın gündüz hayâtının bereketli ve feyizli geçmesinin temel şartıdır. Gündüz yapacağı işlerin ve hizmetlerin semereli olabilmesi teheccüd vaktinde kalbin doldurulmasına bağlıdır. Cenâb-ı Hak, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e emrederken şöyle buyurmaktadır "Ey örtünen Peygamber! Gecenin birazı hariç olmak üzere geceleyin kalk namaz kıl. Gecenin yarısında kalk, yahut yarısından biraz eksilt. Veya bunu artır ve yavaş yavaş güzel güzel tertil ile Kur'ân oku. Çünkü biz, senin üzerine ağır, sorumluluk gerektiren bir söz indireceğiz. Çünkü gece kalkışı hem daha etkili, hem de söz bakımından daha sağlamdır. Çünkü gündüz senin için uzun bir meşguliyet vardır." el-Müzzemmil/73, 1-7 Kendisini söz konusu olduğunda kimsenin dayanamayacağı kadar ağırlığa ve meşakkate katlanan Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-, ümmetine tavsiyede bulunurken engin bir merhamet ve şefkât âbidesi olurdu. "Allâh Teâlâ'nın en çok beğendiği namaz Dâvûd aleyhisselâm'ın namazı, Allâh Teâlâ'nın en çok beğendiği oruç da yine Dâvûd aleyhisselâm'ın orucudur. Dâvûd aleyhisselâm gecenin ilk yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı. Gecenin altıda birinde yine uyurdu. Bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı." Buhârî, Teheccüd, 7; Enbiyâ, 37, 38 buyurarak insanların sıkıntıya düşmemelerini isterdi. Bununla birlikte bütün geceyi uyku ile geçirmeye de hiç razı olmazlardı. Nitekim Resulullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in yanında bir adamın zikri geçti ve sabaha kadar uyuduğu, namaz kılmadığı söylendiğinde Aleyhi's-salâtü ve's-selâm- Efendimiz - "Bu adamın kulağına şeytan bevletmiştir." buyurmuşlardır. Buhari, Teheccüd 13, Bed'u'l-Halk 11 Uzun geceleri uyku ile geçiren gaflet ehlinin durumunu tasvir ve hakîkaten teheccüde kalkmak isteyenlere de yol gösterme sadedinde Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır "Biriniz uyuyunca ensesine şeytan üç düğüm atar. Her düğümü atarken, düğüm yerine eliyle vurarak 'üzerine uzun bir gece olsun, yat, uyu' der. Adam uyanır ve Allah'ı zikrederse bir düğüm çözülür, abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı ve hoş bir halet-i ruhiye ile sabaha erer. Aksi halde habis ruhlu içi kararmış ve uyuşuk bir halde sabahlar." Buhari Teheccud 12, Bed'u'l-Halk 11; Muslim, Musafirin 207 Teheccüd namazı ve geceleri ihyâ etmenin maddî ve mânevî faydasını dost düşman herkes kabul etmiş ve itirâfta bulunmuştur. Gece ibâdetinin bu faydalarını ifâde eden şu misaller ne kadar ibret vericidir Yermük savaşında iki ordu birbirlerine yaklaşınca, Rum askerî komutanı, bir Arap câsusu, İslam askerlerinin durumunu tedkîkle görevlendirir. Adam dönüp gelince - Durumları nasıl? Ne yapıyorlar? diye sorar. Câsus da gördüklerini şöyle anlatır - Onlar geceleri râhip, gündüzleri süvâri bir millet! Gecenin büyük bir kısmını ibâdetle geçiriyorlar Kendi aralarında birbirlerinin kölesi gibi iken başkalarına karşı aslan kesiliyorlar. Konuştuklarında doğruyu söylüyorlar ve vaadde bulunduklarında sözlerini yerine getiriyorlar... Meliklerinin oğlu birşey çalsa muhakkak elini kesiyorlar, zinâ etse hakkı ikâme için onu recmediyorlar. Bunun üzerine komutan şu cevâbı verir - Şâyet doğru söylüyorsan yerin altında olmak, onlarla yerin üstünde karşılaşmaktan daha hayırlıdır...Taberî, Târih, II, 347 İbn-i İshak da şunları nakleder Hiçbir düşman savaşlarda Rasûlullâh Efendimiz'in ashâbına karşı üstün gelemiyordu. Aynı şekilde müslümanlara yenilen Hırakl, askerlerine hiddetle - Yazıklar olsun size! Şu savaştığınız kavim nasıl insanlardır? Onlar da sizin gibi beşer değiller mi? diye sordu. - Evet, dediler. - Peki siz mi çoksunuz yoksa onlar mı? - Evet Efendim biz her hususta onlardan kat kat üstünüz. - O halde size ne oluyor ki onlarla her karşılaştığınızda hezîmete uğruyorsunuz? diye sorduğunda Rum büyüklerinden bir bilge ihtiyar şu tesbitlerde bulunur - Çünkü onlar, geceleri kıyâmda ibâdetle geçiriyorlar, gündüzleri oruç tutuyorlar, ahdlerini yerine getiriyorlar, iyiliği emredip kötülükten sakındırıyorlar ve aralarında herşeylerini paylaşıyorlar. Ve bir de şunun için yeniliyoruz ki; biz içki içiyor, zinâ yapıyor, haramlar içinde yüzüyor, ahdimizi bozuyor, gasbediyor ve zulümde bulunuyoruz. Allâh'ın gadabını celbedecek şeyleri emredip, râzı olduğu şeyleri yasaklıyoruz ve yeryüzünde fesâd çıkarıyoruz. Bu cevap üzerine Hirakl - Sen gerçekten doğruyu söyledin, dedi. İbn-i Asâkîr, Târîhu Dımeşk, II, 97 Gece kalkıp Allâh'a ibâdet eden mü'minlere, kalkamadıkları günler için de kendilerine mükâfaat verilecektir. Çünkü onların niyetleri samîmî idi ve teheccüde kalkma düşüncesi ile uyumuşlardı. Bu durumu Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle müjdeler "Mûtad olarak geceleyin namaz kılan bir kimse, uykunun galebe çalmasıyla bir gece uyuyakalsa ve namazını kılamasa Allâh Teâlâ Hazretleri onun namazının sevâbını yine de yazar. Uykusu da kendisine Allâh tarafından ikram edilen bir sadakâdır. İmam-ı Mâlik, Muvatta', Salâtu'l-Leyl, 1

peygamberimiz için yazılmış naat örnekleri