YY Birleşim: Tarih: Konu Açıklaması 25/11/2016: Avrupa Parlamentosunun Türkiye'yle müzakerelerin durdurulmasına ait tavsiye kararına ilişkin açıklaması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım tarafından açılışı yapılan Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hayata geçirilen 375 projeye
durumundadır İslâm sonrası Türk boylarının coğrafyasına dair ilk bilgileri Kâşgarlı Mahmut'un D/M«'ından ediniyoruz. Kâşgarlı Mahmut geniş Türk coğrafyasında yaptığı seyahatlerin sonucunda edindiği zengin bilgi birikimiyle, 11. yüzyıl Türk dünyasının sınırlarını bize
yüzyıldaFatih Sultan Mehmet’in kendi adına bir cami yaptırdığı ve caminin yanına bir sübyan mektebi kurduğu bilinmektedir. Bu mektep halkçılık ve hayır işleme amacıyla kurulmuştur. Türk Ocaklarında yapılan bu çalışmalarla halkevlerinin kurulması için, en azından düşünce plânında belirli bir ortam
Anadolunun fethini ve bu fetihlerdeki kahramanları anlatan Türk destanlarındandır. Destanın kahramanı, 11.yüzyılda yaşamış Türk devlet adamı Melik Danişmend Gazi'dir. Destanda, Danişmend Gazi'nin hayatı, savaşları, Anadolu'daki bazı şehirleri fethetmesi ve
HasanÇelebi kendisinden önce yazılan tezkirelerde yer almayan 122 şairi eserine ilave etmiş ve bu yeni isimler hakkında önemli bilgiler vermiştir. Çelebi, şairlerin doğum ve yerleşim yerleriyle ilgili yaptığı tarif ve tavsiflerle 16. yy Osmanlı devletinin kültür ve sanat coğrafyasını gözler önüne serer.
OsmanlıDönemi Türk Çini Sanatı, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdıkları önemli bir mimarlık süslemesidir. XVII. yüzyılda Avrupa’ya yapılan keramik ihracatı durmakla beraber, yoğun bir şekilde çini ihracatı yapıldığı bilinmektedir. Mahir 1987, 123-140; Mahir 1988, 28-37; Çağman 1988a, 11-17
VDp5. TÜRK VE İSLAM ESERLERİ MÜZESİ Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, Türk ve İslâm sanatı eserlerini topluca kapsayan ilk Türk müzesidir. 19. yüzyılın sonunda başlayan kuruluş çalışmaları, 1913 yılında tamamlanmış ve müze, Mimar Sinan`ın en önemli yapılarından biri olan Süleymaniye Camii külliyesi içinde yer alan imaret binasında 1914`de “Evkaf-ı İslâmiye Müzesi” İslâm Vakıfları Müzesi adı ile ziyarete açılmıştır. Cumhuriyet`in ilanından sonra ise “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi” adını almıştır. Müze, Süleymaniye imaret binasından 1983 yılında, bugün içinde bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı`na taşınmıştır. 16. yüzyıl Osmanlı sivil mimarî örneklerinin en önemlilerinden olan İbrahim Paşa Sarayı, Roma Dönemine uzanan tarihî hipodromun kademeleri üzerinde yükselir. Kesin yapılış tarihi ve nedeni bilinmeyen bu bina, 1520`de Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendisine 13 yıl sadrazamlık yapan İbrahim Paşa`ya hediye edilmiştir. Dört büyük iç avlu çevresinde yer alan saray, çoğu ahşap olan Osmanlı sivil yapılarının aksine, taştan yapılmış olması nedeniyle, yüzyılımıza tümüyle ulaşabilmiştir ve 1966-1983 yılları arasında onarılarak, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi`nin yeni binası olarak bir anlamda yeniden doğmuştur. Bugün müze olarak kullanılan bölüm, sarayın tüm Osmanlı minyatürlerinde ve Batılı sanatçıların gravür ve tablolarında karşımıza çıkan büyük merasim salonu ve onu çevreleyen bölüm ile 2. avlusudur. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, 1984 yılında Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Yarışması Jüri Özel Ödülü`nü, 1985 yılında da Avrupa Konseyi-Unesco tarafından çocuklara kültür mirasını sevdirme konusundaki çalışmalarından ötürü verilen ödülü dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, kırk bin eseri aşan koleksiyonu ile, İslâm sanatının hemen her döneminden ve her türünden seçkin eserlere sahiptir. Odalar ve salonlarda İslam dünyasının değişik ülkelerinde meydana getirilmiş nadir sanat eserleri sergilenmektedir. Halı Bölümü Halı sanatının dünyadaki en zengin koleksiyonunu oluşturan halı bölümü ayrı bir önem taşımış ve müzenin uzun yıllar bir “Halı Müzesi” olarak ünlenmesine neden olmuştur. Müze, yalnızca Türkiye`nin değil, dünyanın en zengin halı koleksiyonuna sahiptir. Ender Selçuklu halılarının yanı sıra, 15. yüzyıla ait seccade ve hayvan figürlü halılar, yüzyıllar arasında Anadolu`da üretilen ve Batı`da “Holbein Halısı” olarak anılan geometrik desenli ya da kûfî yazıdan esinlenen halılar bu bölümün en değerli parçalarını ve Kafkas halıları, ünlü Uşak ve saray halı örnekleriyle zenginleşen Türk ve İslâm Eserleri Müzesi halı koleksiyonu bugün dünyada halı sanatı üzerine ciddi bir inceleme yapmak isteyenlerin başvurmaları gereken bir kaynaktır. El Yazmaları ve Hat Sanatı Bölümü yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi yazma koleksiyonunun büyük bir bölümünü oluşturan Kur`an-ı Kerim`ler Müslümanlığın yayıldığı geniş coğrafi bölgelerden gelmektedir. Emevî, Abbasî, Mısır ve Suriye Tulunoğulları, Fatımî, Eyyubî, Memlûk, Moğol, Türkmen, Selçuk, Timurî, Safevî, Kaçar ve Anadolu Beylikleri ile Osmanlı hat sanatının yaratılarının bir arada izlenebildiği ender koleksiyonlardandır. Elyazmaları arasında, Kur’anların dışında, çeşitli konularda yazılmış bazıları resimli kitaplar, gerek konuları, gerek yazı stilleri, gerek ciltleri bakımından ilgi çekicidir. Osmanlı sultanlarının tuğralarını taşıyan fermanlar, beratlar, her biri bir sanat eseri niteliğindeki tuğralar, Türk ve İran minyatürlü yazmaları, divanlar Türk ve İslâm Eserleri Müzesi`ni, bu alanda da, dünyanın önemli müzelerinden biri durumuna getirmektedir. Ahşap Eserler Bölümü Bu koleksiyonun en önemli parçalarını yüzyıl Anadolu ahşap sanatının örnekleri oluşturmaktadır. Anadolu Selçukluları ve Beylikler Döneminden kalan ender parçaların yanı sıra, Osmanlı Döneminin sedef, fildişi, bağa işlemeli ahşap eserleri, kakma sanatının eşsiz örnekleri, Kur`an cüzü muhafazaları, rahleler, çekmeceler bu zengin koleksiyonun ilgi çekici Sanatı Bölümü Emevî, Abbasî, Memlûk, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait, kimi motifli kimi figürlü, ama hemen hepsi yazılı taş eserler Türk ve İslâm Eserleri Müzesi`nde bir araya getirilmiştir. Selçuklu Dönemi taş sanatının ender ve seçkin örnekleri, av sahneleriyle, sfenks, griphon, ejder gibi masal yaratıklarının yer aldığı figürlü mezar taşları, kûfî yazılı erken dönem taş eserler, Osmanlı hat sanatının bir uzantısı olan değişik üsluplarda yazılmış kitabeler gerek nitelik, gerek nicelik açısından önemlidir. Keramik ve Cam Bölümü 1908-14 yılları arasında yapılan kazılarda bulunmuş keramik eserlerin ağır bastığı bu koleksiyonda Samarra, Rakka, Tel Halep, Keşan kaynaklı olanlar başta Erken-İslâm Dönemi keramik sanatının aşamalarını Türk ve İslâm Eserleri Müzesi koleksiyonunda izlemek mümkündür. Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemine ait, mozaik, mihrap ve duvar çinisi örnekleri ile Konya Kılıçaslan Sarayı alçı süslemeleri koleksiyonun bir başka önemli bölümünü oluşturmaktadır. Osmanlı çini ve keramik sanatı örnekleri, yakın dönem Kütahya ve Çanakkale seramikleri ile noktalanmaktadır. koleksiyonu ise, 9. yüzyıl İslâm cam sanatı örnekleriyle başlayıp, 15. yüzyıl Memlûk kandillerini, Osmanlı Dönemi cam sanatı örneklerini kapsamaktadır. Maden Sanatı Bölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu dönemine ait, tarihli ender örnekler Anadolu Selçuklu döneminden havan, buhurdan, ibrik, ayna, dirhemlerle başlayan Türk ve İslâm Eserleri Müzesi Maden Sanatı Koleksiyonu, Cizre Ulu Camii kapı tokmakları ve İslâm maden sanatı alanında önemli bir yeri olan burç ve gezegen sembolleriyle bezeli figürlü 14. yüzyıl şamdanlarıyla önemli bir koleksiyon başlayıp, 19. yüzyıla ulaşan Osmanlı maden sanatı örnekleri arasında ise gümüş, pirinç, tombak, murassa değerli taşlarla süslü sorguç, kandil, gülabdan, buhurdan, leğen ve ibrikler yer almaktadır. Etnografya Bölümü Uzun yıllar boyunca toplanan etnografik parçalar, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi`nin İbrahim Paşa Sarayı`na nakliyle sergilenme olanağını bulmuştur. Müzenin en genç bölümü olan bu koleksiyonda, Anadolu`nun çeşitli bölgelerinden toplanmış halı-kilim tezgâhları, dokumalar, yün boyama teknikleri, halk dokuma ve işleme sanatı örnekleri, yöresel zenginlikleri içinde kostümler, ev eşyaları, el sanatları, el sanatı aygıtları, göçer çadırları kendilerine özgü mekânlar içinde sergilenmektedir. Ayrıca Müzede Mukaddes Emanetler Bölümü de yer almaktadır. MÜZE ZİYARET BİLGİLERİ Türk ve İslam Eserleri Müzesi ziyaret saatleri Yaz Dönemi 1 Nisan ile 1 Ekim arası sabah 0900 ile akşam 1900 saatleri arasındadır. Kış Dönemi 1 Ekim ile 1 Nisan arası sabah 0900 ile akşam 1700 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Müze Tatil Günleri Pazartesi Bilet gişesi, müze kapanışından yarım saat önce satışı durdurmaktadır. MÜZE ULAŞIM BİLGİLERİ Adres At Meydanı Sok. No46 İbrahim Paşa Sarayı Sultanahmet/ İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne ulaşmak için kullanabileceğiniz toplu taşıma araçları ise şunlardır Otobüs kullanarak gitmek için Çatladıkapı Otobüs Durağındainmeniz gerekmektedir. Duraktan müzeye kadar yürümeniz gereken ortalama mesafe 450 – 500 metredir. Bir başka alternatif ise tramvay hattını kullanmaktır. Sultanahmet Tramvay DurağındaT1 Bağcılar-Kabataş indikten sonra müzeye varmak için yürümeniz gereken mesafe ortalama 200 – 250 metredir. Müze Giriş Ücreti 42 TL’dir. Telefon 0212 518 1805 Web E Posta tiem MÜZE GEZİSİ ÖNCESİNDE UYGULANACAK ETKİNLİK ~1~ Müze gezisini gerçekleştirmeden önce sınıfa kazanımınıza uygun olan yazılı kanıtları getirerek öğrencilere bu kanıtlar hakkında sorular yöneltiniz. Böylelikle öğrencilerin kazanımda yer alan kavramlar ve müze hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayabilirsiniz. Kanıt 1 Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin ilk koleksiyonunda halı, şamdan, kandil, el yazmaları ve levhalar, ahşap rahle, kapı, pencere kanatları ve çini eserler bulunmaktaydı. Müzenin koleksiyonları içinde halıların ayrı bir yeri vardır. Bunların dışında müzenin diğer önemli zenginlikteki koleksiyonu erken İslâmî dönemden başlayıp XIX. yüzyıla uzanan, İslâm yazı sanatının en önemli hattatlarının eserlerinin bulunduğu el yazmalarıdır. Erken İslâm sanatına ilişkin çok önemli bulgular veren ve I. Dünya Savaşı öncesi Osmanlı toprağı olan bölgelerde, Abbâsî Halifesi Mutasım’ın başşehri Sâmerrâ ve Emevî Devleti’nin önemli merkezi Rakka’da yapılan arkeolojik kazılardan gelen eserler de koleksiyonun değerli bir bölümünü oluşturmaktadır. XII-XVIII. yüzyıllara ait Selçuklu, İlhanlı, Timurlu, Osmanlı ve Safevî maden, ahşap ve taş eserleri, Konya Kılıç Arslan Sarayı gibi artık mevcut olmayan yapılara ait alçı kabartmalar müzenin diğer zenginlik kaynaklarıdır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, bugün eseri aşan koleksiyonları ile İslâm sanatının hemen her döneminden ve her türünden seçkin eserlere sahiptir ve Türk ve İslâm sanatı uzman ve meraklıları için vazgeçilmez bir kaynaktır. Müzenin yeni oluşturulan Etnografya Bölümü’nde halı ve kilim tezgâhları, dokuma ve yün boyama teknikleri, değişik bölgelerden derlenmiş malzeme Türk halk yaşamından kesitler sunulmaktadır. Nazan Ölçer, “Türk ve İslam Eserleri Müzesi”, TDV İslam Ansiklopedisi Kanıt Sorgulama 1 Kanıtta verilen bilgilere göre Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin koleksiyonunda ne tür eserler bulunmaktadır? 2 Sizce Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin kurulmasının tarihimiz açısından önemi nelerdir? Kanıt 2 Kahvehane “kahve evi” anlamını taşımakta ve ilk ortaya çıktığı zamandan itibaren sosyal ilişkileri şekillendiren ve toplumsal dönüşümleri yansıtan kamusal bir mekan olmuştur. Kahvehaneler 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kentsel ve toplumsal yapı üzerinde, hayat tarzının belirleyici ögelerinden biri olmaya başlayarak zamanla mahallelerin biçimlenişinde etkin bir rolü olmuştur. Halkın içe dönük mahalle hayatı kahvehanelerle beraber dışa dönük bir yaşam tarzına dönüşmüştür. Kahvehaneler mahalle, esnaf, yeniçeri, tulumbacı, aşık, meddah kahvehaneleri olarak çeşitlenmiştir. “Kahve Kültürü ve Kahvehaneler” adlı pano yazısı/Türk ve İslam Eserleri Müzesi Etnografya Salonu Kanıt Sorgulama 1Kahvehane ne anlama gelmektedir ve Osmanlı’da kahvehanelerin işlevleri nelerdir? 3 Kahve kültürü Osmanlı sosyal hayatında ne gibi değişiklikler meydana getirmiştir? Kanıt 3 Çini sanatı Osmanlılarda, başlangıcından itibaren çeşitli tekniklerin uygulanması ile büyük bir ilerleme ve zenginlik göstermiştir. Bursa Yeşil Cami ve Külliyesi’nin 1419-1422 çini süslemelerinden bir detay Bursari, ilk dönem Osmanlı sanatında çininin ulaştığı düzeyi sergiler. Edirne Murâdiye Camii’nin 1436 çinileri, ilk dönem Osmanlı çini sanatının gelişimini sergiler. İstanbul Süleymaniye Camii 1550-1557 mihrap duvarı, kırmızı rengin ilk defa kullanıldığı, bahar dalları ve diplerinden fışkıran lâle, karanfil gibi natüralist çiçeklerin yer aldığı çinileriyle yeni üslûbu açıkça ortaya koyar. İstanbul Sultan Ahmed Camii’nin 1609-1617 çinileri, Türk çini sanatının en parlak dönemine ait örneklerin toplandığı son büyük yapıdır. Topkapı Sarayı’nın çinileri, Osmanlı çini sanatının bütün dönemlerini toplu olarak gözler önüne serer. Fâtih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan, şimdi Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün bahçesinde kalan Çinili Köşk 1472, mozaik çini sanatının ilk Osmanlı dönemindeki üslûp gelişimini yeni kompozisyon ve renklerle ortaya koyan abidevi bir yapıdır. Şerare Yetkin, “Çini”, TDV İslam Ansiklopedisi Kanıt 4 XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra çinide bütün tekniklerin terkedildiği ve yalnızca “sır altı” diye adlandırılan tekniğin kullanıldığı görülür. Çini sanatında, XVII. yüzyılın ilk yarısından itibaren teknik açıdan bir duraklama ve gerileme başlar. Mercan kırmızısı kahverengiye dönüşür, öteki renkler solar, sır altında akmalar görülür. Sır parlaklığını yitirir, çatlaklar belirir, beyaz zemin ise kirli ve benekli bir görünüm kazanır. Desenler bir süre daha eski güçlerini korumakla birlikte gittikçe inceliklerini yitirir ve donuklaşırlar. Sağlam siyah dış çizgilerin yerini ince mavi bir çizgi alır. XVII. yüzyılda İznik’in gittikçe azalan etkinliğinin yerini Kütahya almaya başlamıştır. XVIII. yüzyıl başlarında İznik çiniciliği tamamen son bulur. Sultan III. Ahmed ve Sadrazam Damad İbrâhim Paşa, Türk çini sanatını yeniden canlandırmak için girişimlerde bulunurlar ve İstanbul Tekfur Sarayı’nda, İznik’ten getirilen ustabaşı ve fırın malzemeleriyle yeni bir imalâthane kurulur. Başlangıçta İznik çinilerinin benzerleri yapılır; ancak bu deneme çok kısa sürer ve yirmi beş yıl sonra Tekfur çiniciliği de son bulur. Şerare Yetkin, “Çini”, TDV İslam Ansiklopedisi Kanıt Sorgulama Kanıt 3 ve 4’ü inceleyiniz. 1Osmanlı’da çini sanatının kullanıldığı mimari eserlere örnek veriniz. 2 Çini sanatında hangi yüzyıldan itibaren gerileme başlamıştır? 3 Türk çini sanatını yeniden canlandırma girişiminde bulunanlar kimlerdir? 4 Kanıt 3 ve 4 ten hareketle Osmanlı çini sanatının gelişimi hakkında neler söylersiniz? MÜZE GEZİSİ ÖNCESİNDE UYGULANACAK ETKİNLİK ~2~ Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne gerçekleştirilecek gezi öncesinde müzeyi tanıtıcı nitelikte olan “Türk İslam Eserleri Müzesi Belgesel Yönetmen Hikmet Yaşar Yenigün” adlı belgesel izletilecektir. Belgesel dakikadır. Belgeselde verilen bilgilere göre aşağıda verilen soruları belirtilen dakikalar arasındaki kısımlara göre cevaplandırınız. Etkinliğe başlamadan önce sunulan belgesel bölümlerini dikkatlice izleyiniz. Belgeselin başlangıcında ekranda beliren kuşların içerisinde yer alan görüntüler size Türk ve İslam Müzesi hakkında neler düşündürmüştür? dk. arası İzlediğiniz belgeselde İbrahim Paşa Sarayı hakkında hangi bilgilere yer verilmiştir? dk. arası İzlediğiniz belgesele göre Türk ve İslam Eserleri Müzesi hangi dönem ve hangi devlet eserlerine ev sahipliği yapmaktadır? dk. arası İzlediğiniz belgeselde Osmanlı hat sanatına örnek olarak verilen eserler hangileridir? Bu eserlerden hareketle Osmanlı hat sanatı ile ilgili neler söylersiniz? dk arası İzlediğiniz belgeselden hareketle müzedeki halı koleksiyonu ve hakkında bilgi veriniz. dk. arası İzlediğiniz belgeselde verilen örneklerden hareketle Osmanlı’da maden sanatı hangi nesnelerde kullanılmıştır ve Osmanlı maden sanatında hangi teknik özel bir yere sahiptir? dk. arası İzlediğiniz belgeselde Osmanlı ahşap sanatına örnek olarak verilen eserler hangileridir? Bu eserlerden hareketle Osmanlı’da estetiğe verilen önem hakkında neler söylersiniz? dk. arası İzlediğiniz belgeselde Osmanlı kuyumculuk sanatına ait hangi eserlerden bahsedilmiştir ve bu eserler müzenin hangi bölümünde sergilenmektedir? dk. arası İzlediğiniz belgesele göre Osmanlı İznik seramikleri hangi yüzyıla aittir ve Osmanlı’daki hangi sanatı yansıtmaktadır? dk. arası İzlediğiniz belgesele göre müzenin etnografya bölümünde hangi koleksiyonlar sergilenmektedir? Etkinlik için ayrılan süre 30 dakikadır. MÜZE GEZİSİ ESNASINDA UYGULANACAK ETKİNLİK ~1~ Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne gerçekleştirilecek gezi esnasında müzenin “Osmanlı Dönemi” ve “Etnografya Salonu” bölümünde sergilenen nesnelerden Ahşap, taş ve maden işlemeciliği, dokumacılık, cam ve çinicilik, hat sanatları ve kültür faaliyetleri alanlarından birilerine uygun olacak şekilde ilginizi çeken 3 tanesini seçiniz. Daha sonra seçtiğiniz objeler ile ilgili olarak aşağıda verilen soruları cevaplandırınız. Seçtiğiniz nesnelerin adlarını ve hangi döneme ait olduklarını yazınız. … Etkinlik için ayrılan süre 30 dakikadır. MÜZE GEZİSİ ESNASINDA UYGULANACAK ETKİNLİK ~2~ Müze gezisi esnasında, müzedeki kazanımınıza uygun olan eserlerle ilgili öğrencilere sorular yöneltiniz. Bunu yaparken birden çok eseri bir arada kullanilirsiniz. Kanıt 1 Hattat Sultan II. Mahmud Hattat Sultan II. Mustafa Hattat Sultan Abdülmecid Kanıt Sorgulama 1 Osmanlı padişahlarından bazılarının aynı zamanda hattat olması sizin için neyi ifade etmektedir? 2 Osmanlı padişahlarının hattat olmasından hareketle Osmanlı’da hat sanatına verilen önemi açıklayınız. Kanıt 2 Hat sanatında kullanılan araç-gereçler/ Türk-İslam Eserleri Müzesi, Fotoğraf Mevlüde Doğan Kanıt 3 Osmanlı Dönemi’ne ait bir hattat odası / Türk- İslam Eserleri Müzesi, Fotoğraf Mevlüde Doğan Kanıt Sorgulama Kanıt 2 ve 3’ü inceleyiniz. 1Hattat odasında hangi eşyalar bulunmaktadır? 2 Hat sanatında kullanılan araç-gereçler nelerdir? 3 Yukarıdaki görsellerden hareketle hat sanatı ve hattatlık hakkında neler söylersiniz? Not Diğer kanıtlar, etkinliğin tamamında mevcuttur MÜZE GEZİSİ SONRASINDA UYGULANACAK ETKİNLİK ~1~ Aşağıda verilen yönergeye uygun olarak Osmanlı coğrafyasındaki zanaat ve sanat faaliyetlerini ve bunların sosyal hayata yansımalarını ele alan bir kompozisyon yazınız. Yönerge Kompozisyonu yazarken gezdiğiniz müzeyi ve müzedeki eserleri göz önünde bulundurunuz. Kompozisyonunuzda Osmanlı coğrafyasındaki ahşap ve taş işlemeciliği, çini, dokuma ve hat sanatlarından birkaçına değininiz. Kompozisyonunuzda sanat faaliyetlerinin Osmanlı sosyal hayatında ne gibi değişimler meydana getirdiğine yer veriniz. Kompozisyonunuzun giriş, gelişme ve sonuç kısımlarından oluşmasına dikkat ediniz ve bu kısımların özelliklerine göre konuyu ele alınız. Kompozisyonun uzunluğu en az 1 A4 boyutunda olmalıdır. Kompozisyonda tarihsel bilgileri kullanabilirsiniz. Ancak bu bilgileri kısa tutunuz ve daha edebi bir dil kullanınız. Etkinlik için ayrılan süre 40 dakikadır. MÜZE GEZİSİ SONRASINDA UYGULANACAK ETKİNLİK ~2~ Aşağıda verilen yönergeye uygun olarak Osmanlı coğrafyasındaki zanaat veya sanat faaliyetlerinden Ahşap, taş ve maden işlemeciliği, dokumacılık, çinicilik, el yazması ve hat sanatı birini yansıtan bir resim çiziniz. Yönerge Not Yönerge etkinliğin tamamında mevcuttur. RUBRİKLER Müze Gezisi Öncesinde Uygulanacak Etkinlik/ Rubrik~1 1 2 3 4 5 Çini, hat, ahşap ve halı sanatı hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Türk İslam Eserleri Müzesi hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Türk-İslam Eserleri Müzesinde Osmanlı bölümündeki eserlerin hangi sanat dallarına ait oldukları kavranmıştır. Tarihsel kavrama, Tarihsel Analiz ve Yorum, Tarihsel Empati becerileri etkili bir şekilde kullanılmıştır. Süre etkili bir şekilde kullanılmıştır. Etkinlik sırasında kanıtlar yeterince incelenmiştir. Not Değerlendirmelerinizi 1 ile 5 puan aralığında yapınız. Müze Gezisi Esnasında Uygulanacak Etkinlik/ Rubrik~2 1 2 3 4 5 Osmanlı coğrafyasındaki zanaat, sanat ve kültür faaliyetleri ve buna bağlı olarak Osmanlı sosyal hayatında meydana gelen değişimleri analiz eder kazanımına ulaşılmıştır. Osmanlı coğrafyasındaki ahşap ve taş işlemeciliği, hat, halı ve çini sanatı hakkında yeterince bilgi sahibi olunmuştur. Tarihsel kavrama, Tarihsel Analiz ve Yorum, Tarihsel Empati, Değişim ve Sürekliliği algılama becerileri etkili bir şekilde kullanılmıştır. Müzedeki eserler yeterince tanınmış ve incelenmiştir. Süre etkili bir şekilde kullanılmıştır. Etkinlik sırasında aktif katılım sağlanmıştır. Not Değerlendirmelerinizi 1 ile 5 puan aralığında yapınız. Müze Gezisi Sonrasında Uygulanacak Etkinlik/ Rubrik~3 1 2 3 4 5 Osmanlı coğrafyasındaki zanaat, sanat ve kültür faaliyetleri ve buna bağlı olarak Osmanlı sosyal hayatında meydana gelen değişimleri analiz eder kazanımına ulaşılmıştır. Tarihsel kavrama, Tarihsel Analiz ve Yorum, Tarihsel Empati, Değişim ve Sürekliliği algılama becerileri etkili bir şekilde kullanılmıştır. Etkinlikte yönergeye uygun hareket edilmiştir. Süre etkili bir şekilde kullanılmıştır. Öğrenci tarih dersinde öğrendiği bilgileri başka bir alanda resim, kompozisyon kullanabilmiştir. Not Değerlendirmelerinizi 1 ile 5 puan aralığında yapınız.
"Like" us on Facebook or follow us on Twitter to get awesome Powtoon hacks, updates and hang out with everyone in the tribe too! us on Twitter
Yerleşme ve Devletleşme Sürecinde Selçuklu Türkiyesi 12,658 okunma İçindekiler1 Anadolu’da İlk Türk-İslam Mimari İlk Beylikler Dönemi Anadolu Selçukluları Dönemi Kümbetleri Anadolu’da İlk Türk-İslam Mimari Eserleri 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi sonrası Anadolu’ya yoğun olarak gelen Türkler, beraberlerinde zengin bir Türk-İslam kültürünü getirdiler. Anadolu’yu bayındır hale getirirken Türk-İslam kültürünün en güzel örnekleriyle Küçük Asya’yı mamur kıldılar. Anadolu’da yapılan bu ilk imar hareketleri 3 dönemde gerçekleşti. Bunlar; 1. Beylikler Dönemi, Türkiye Selçukluları Dönemi ve 2. Beylikler Dönemidir. Anadolu’da İlk Türk Beylikleri Dönemi Mimari Eserleri için tıklayınız. Anadolu Selçuklu Dönemi Mimari Eserleri için tıklayınız. Anadolu Selçuklu Dönemi Medreseleri için tıklayınız. Türk-İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri de kümbet ve türbelerdir. Silindirik, çokgen gövdeli, konik veya piramit çatılı olanlarına Kümbet, dört duvarının üzeri kubbe ile örtülü olanlarına Türbe denir. İlk Beylikler Dönemi Kümbetleri Divriği Sitte Melik – 1228 Erzurum Emir Saltuk – 12. yüzyılın sonlarında yaptırıldığı kabul edilir Kayseri Melik Danişment Gazi Erzincan – Tercan Mama Hatun kümbetleri Anadolu Selçukluları Dönemi Kümbetleri Konya II. Kılıçarslan Kümbeti Kayseri Döner Kümbet Kırşehir Cacabey Kümbeti Ahlat Ulu Kümbet Niğde Hüdavend Hatun Kümbeti Tavsiye Konular Haçlılar Karşısında Türkler Haçlı Seferleri İslam dünyasını hedef mücadeleye girişen ilk devlet, Türkiye Selçukluları olmuştur İçindekiler1 Haçlı …
TEZHİP SANATI TEZHİP ILLUMIATION Çok uzun ve köklü bir geçmişe sahip bu sanatın adı, yani Tezhip; Arapça “Zehep” altın sözcüğünden gelir. Altınlamak, altın ile süslemek demektir. Altın ve boya ile yapılan bezeme sanatıdır. Tezhip yapan sanatçıya da Müzehhip denilir. Tezhibin ana teması desendir. Deseni motifler oluşturur. Motifler tamamen matematiksel birdüzen içinde çizilmiş geometrik şekiller üzerine yerleştirilir. Bu geometrik şekillerle hiçbir yüzyılda oynanmamış ve değiştirilmemiştir. Motifler daima simetrik olarak yerleştirilir. Motifler çok fazla zengin ve çeşitlidir. Bunun sebebi de islam dininin resim ve heykel sanatına koyduğu yasaklardır. Bu yüzden Türk sanatçıları, bütün yaratıcı güçlerini süsleme alanında yoğunlaştırarak, gördükleri her şeyi, doğadan aşırı derecede soyutlamaya ve stilizasyona yönelmişlerdir. Doğayı hiç değiştirmeden taklit etmek yerine onu üsluplaştırmayı uygun görmüşlerdir. Tavşan, balık, kurt, kuş gibi hayvan motiflerinde, kuşların kafalar, tavşanların ayakları yok edilerek kökenlerini belli etmeyecek şekiller oluşturulmuştur.RUMİ Kaynağı belli olmayacak kadar stilize edilmiş çiçeklerHATAİ, sürekli hareket halindeki bulutlardan esinleneek oluşturulan şekiller BULUT çok sık kullanılmıştır. Bir de, IX. ve XV. yüzyıllar arasında çok kullanılan MÜNHANİ vardır. Kuş gagalarının iç bünyelerinden esinlenerek meydana getirilmiştir. Bu motif, diğer motiflerin aksine kompozisyonlarda belli bir hat takip etmeyip daima birbirlerine yapışık olarak yerleştirilerek çalışılır. detaylar, motifler kısmında işlenecek Kısaca Tezhip Sanatının Tarihçesi Dünya uygarlıklar tarihinde Türk Süsleme Sanatı’nın çok önemli bir yeri vardır. Türkler, Orta Asya’dan getirdikleri kültürlerini Anadolu’da da yüzyıllar boyunca çok başarılı bir şekilde sürdürmüşlerdir. Türkler, kendilerine has motifler yarattıkları gibi başka ulusların kullandıkları motifleri de alıp rahatlıkla kullanmışlar, kendi zevklerine uygun gelecek şekilde değiştirerek Türk sanatına uydurmuşlardır. Türkler, İslamı kabul ettikten sonra Türk Süsleme Sanatı daha da çok gelişmiştir. Halı, çini, dokuma, ahşap oymacılık, madentombaklar ve taş işçiliği, kumaş işçiliği, duvar nakışları ve kitap süslemeleri gibi... Bunların içinde başlangıçtan beri kitap süslemelerinin çok önemli bir yeri vardır. Bu sanat dalına verilen önem, kitaba verilen önemden dolayıdır. Kitap süslemeleri özellikle din kitaplarında kullanılmıştır. Allah’ın kelamını, peygamberin hadislerini süslemeleriyle tamamladığı için tezhip; Türk Süsleme Sanatı’nda en saygın sanat olarak kabul edilir. Çok eskilerde, İslamda resim yapmak “Allah’a rakip olmak” gibi değerlndirildiği için günah sayılırdı. Bu yüzden tezhipte kullanılançiçek ve hayvan motifleri stilize edilerek kullanılmıştır. Motiflerdeki desenler, ilk başta kesinlikle anlaşılamayacak kadar değiştirilmiştir. Minyatür sanatında da sırf bu yüzden perspektif kullanılmamış, insan yüzleri aslından farklı olarak çizilmiştir. Günümüzde bu tamamen değişmiş, çizimler, motifler daha rahatlamıştır ama yine de hiçbir sanatçı peygamberin yüzünü çizmemiş, bundan kaçınmıştır. * * * birlikte el yazma kitaplarda görülmeye başlanan tezhip, geçirdiği yüzyıllar içinde gelişmeler göstermiş ve en mükemmel gelişme XV. Yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde başlamıştır. Elimdeki en eski tezhip örneği IX. yüzyıla ait. Bursa İnebey Medresesi. Küfi yazı ile, parşömen üzerine yazılmış. ait, yine Bursa İnebey Medresesi. Altın üzerine yazılmış ve tezhiplenmiş bir çok eskitarihi bilinmiyor bir eser. Bursa İnebey Medresesi. XIII. yüzyıla ait bir Selçuklu Tezhibi. Farsça yazılmış. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya Bölümü. XIV. yüzyıl. Süleymaniye Kütüphanesi. Fatih Bölümü. Osmanlı Tezhibi. XV. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet, Topkapı Sarayı’nda nakkaşhane kurarak bu sanatı her bakımdan desteklemiştir. “Bana xxxxx şölenini, xxxxx sünnetini resmet” diye buyruklar vererek, nakkaşları bir yerde tarihi resmetmeye mecbur kılmıştır. Nakkaşlar da buna güvenerek insan yüzlerini yavaş yavaş aslına benzetmeye başlamışlardır. İşte bu serbestlik içinde çalışan nakkaşların ortaya çıkardığı eserlerle dönem, Türk Süsleme Sanatı’nın güzel çağlarının başlamasına sebep olur. XVI. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yüzyılın en güzel, en olgun örnekleri verilir. XVII. yüzyılda tezhip sanatı Klasik Dönem herhangi bir yenilik göstermeden, parlak bir şekilde devam eder. Sarayın içindeki nakkaşhaneden başka, sarayın dışında da bir çok dükkanda nakkaşlar yetişir ve bu sanatla uğraşmaya başlarlar. XVIII. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu’nun batı ile olan sıkı ilişkileri, Osmanlı’nın sanatını da etkiler. Elçilerin sık sık Avrupa ülkelerine yaptıkları ziyaretler, geldiklerinde anlattıkları ile ortaya yeni bir üslup çıkar. Bu üsluba “Rokoko Sanatı” denir. XIX. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğunda görülen durgunluk ve gerileme, sanatçıları da etkiler. Hat ve Tezhip sanatı en parlak dönemlerini geride bırakır. Dükkanlar, nakkaşlar azalmaya başlar. XX. yüzyılda tezhiple uğraşanlar yok denecek kadar azalır. Not/ Her yüzyılda tezhip sanatı gerek renkleri olsun, gerek motifleri olsun, özünü hiç bozmadan değişiklik göstermiştir. Eserlerdeki bu değişikliklere bakarak, tezhibin hangi yüzyıla ait olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Mesela; VIII. Ve IX. Yüzyıllarda motifler iri yapılırken, ve çok az renk kullanılırken, XI ve XII. Yüzyıllarda motifler küçülmeye, renkler biraz daha azalmaya, bunun yerine çokça altın kullanımı tercih edilmiştir. XVI. Ve XVII. Yüzyılda yapılan eserlerde çok bol altın kullanılmaz, zeminler siyah boyanmazdı. Ama XVIII. Yüzyıl eserlerinde siyah zemin kullanılmaya başlanmış, çiçek motifleri vazo, sepet içlerine yine stilize edilmiştir ama hangi çiçek olduğu tanınabilir TAMAMI BURDAN ALINTIDIRRRR
Ünite 1 Karahanlı Türkçesiyle Yazılmış Eserler Karahan Türkçesi Eski Türk yazı dilinden gelişen Islâmî Orta Asya Türk yazı dilinin ilk evresi Karahanlı Türkçesi'dir. yüzyıllar arasında gelişen bu yazı dilinin merkezi Doğu Türkistan'da Kaşgar'dı. Orhon ve Uygur Türkçesinin devamı olan bu dönem Türkçesi için Hakaniye Türkçesi terimi de kullanılmaktadır. Orta Asya'daki bu yazı dilinin, Islami Dönem Doğu Türk edebiyatının başlangıç döneminin devamını ise Harezm-Altınorda Türkçesi XIII-XIV. yüzyıl ve Çağatay Türkçesi XIV-XVI. yüzyıl ile yazılmış eserler oluşturur. Karahanlıların hangi Türk boyundan çıktığı konusu tarihçiler arasında tartışma konusu olmuştur. Bu konuyla ilgili olarak kaynaklarda çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Bunların en önemlileri şunlardır Uygur teorisi, Türkmen teorisi, Yağma teorisi, Karluk teorisi, KarlukYağma teorisi, Çigil teorisi, T'u-chüe teorisi. Bu teorilerin en doğrusu kabul edilen Karluk teorisine göre Karahanlılar sülâlesi, T'u-chüe A-shi-na hanedanının bir kolu olan Karluk hanedanına dayanmaktadır. 840 yılında Uygur-Karluk birliğinin çökmesinden sonra kurulan Karahanlı devletinin kurucusu Bilge Kül Kadır Handır. Eski Türk yazı dilinden gelişen İslâmî Orta Asya Türk yazı dilinin ilk evresi, Karahanlı Türkçesiyle yazılmış eserlerin oluşturduğu 'Karahanlı Dönemidir. XIXIII. yüzyıllar arasında gelişen bu yazı dilinin merkezi Doğu Türkistan'da Kaşgar'dı. Orhon ve Uygur Türkçesinin devamı olan bu dönem Türkçesi için Hakaniye Türkçesi terimi de kullanılmaktadır. Eski Türkçe ve Orta Türkçenin hangi yüzyılları ve hangi dönem dillerini kapsadığı konusu bilim adamları tarafından farklı biçimlerde yorumlanmış ve dolayısıyla farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Eski Türkçe, Orhon Yazıtlarının dili olan Orhon Türkçesi ile başlar ve Eski Uygur Türkçesi ile devam eder. VI. ve X. yüzyılları kapsayan bu dönemden sonra gelen Karahanlı Türkçesi = Hakaniye Türkçesi kronolojik olarak XI. yüzyıl ile başlar. Karahanlı Türkçesi ile başlayan dönem ilk yapılan çalışmalarda Orta Türkçenin başlangıcı kabul edilmiştir. K. Gr0nbech ile 1936 yılında Der türkische Sprachbau çalışmasıyla başlayan Türk dilinin tarihsel dönemlendirilmesi şu biçimde değerlendirilmiştir Eski Türkçe Orhon, Uygur. Orta Türkçe Karahanlı Türkçesi, Çağatayca, Osmanlıca Metinler Yeni Türkçe Güney Türkçesi Osmanlı, Azeri, Türkmen, Batı Türkistan ağızları Özbek, Hive, Doğu Türkçesi Kaşgar, Kuça, Turfan, Kuzey Türkçesi Koybal, Al-tay, Abakan, Kıpçak Türkçesi Kırgız, Volga lehçeleri. Louis Ligeti'nin de bu konudaki görüşlerini içeren bir çalışması vardır. Ligeti tarafından şöyle bir sınıflandırma yapılmıştır Eski Türkçe VI-IX. yüzyıl Göktürkçe, Uygurca devri Orta Türkçe X-XV. yüzyıl Uygur yazı dilinin oluşumu, Çağatay yazı dili, Kıpçak ve Oğuz dil yadigarları Yeni Türkçe XVI. asırdan bugünkü Türkçenin kuruluşuna kadar. Bu konuda son yıllarda yapılan çalışmalar farklılıklar göstermektedir. Görüldüğü gibi birbirinden farklı yaklaşımlarla Karahanlı Türkçesi ya Eski Türkçe içinde değerlendirilmiş ya da Orta Türkçenin başlangıç dönemi kabul edilerek 11. yüzyılın başından itibaren tarihlendirilmiştir. Karahanlı Türkçesiyle Yazılmış Eserler Kutadgu Bilig Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hâcib tarafından yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig 'i Karahanlı sülalesinden Buğra Karahan Ebu Ali Hasan bin Süleyman Arslan Karahan adına hicri 462 1069-1070 yılında, onsekiz ay içinde yazmıştır Kutadgu Bilig 'mutluluk ve kutsallık veren bilim' demektir. Kut 'mübarek, mukaddes'; bilig ise, 'bilgi, bilim' anlamındadır. Kutad - 'mutlu, kutlu olmak' eylemine gelen -gu ortaç ekiyle kurulmuş kutadgu 'mutlu olma' demektir. Kitabın konusu, devlet idaresinin yollarını ve gidişini göstermektedir. Yusuf Has Hâcib eserini meydana getirirken gerek nazım örgüsü, gerekse epik üslup açısından Firdevsî'nin 1010 yılında tamamladığı Şehnâme’sinden etkilenmiş, O'nun Farsçada yaptığını Türkçede yapmak istemiştir. Yusuf Has Hacib bu eseriyle hem Türk hükümdarlık felsefesi ve devlet idaresinin hem de hikmet geleneklerinin Arap ve Fars gelenekleri ile karşılaştırılabilecek derecede başarılı olduğunu göstermek ve ispatlamak amacını gütmüştür. İlk islâmî eser olması dolayısıyla ilk müslüman filozoflar ve onların kaynağı olan Batılı düşünürlerden Eflatun ve Aristo'nun bu konuda yazdıkları, görüşleri ve felsefeleri Yusuf'a kaynak olmuştur. Yusuf Has Hâcib eserinde dört soyut kavramı kişileştirmiş ve bu kişilere de temsil ettikleri kavramlara göre şu adları vermiştir Kün Togdı hükümdar "gün doğdu,doğan güneş", adaleti temsil eder. Ay Toldı vezir "ay doldu, dolunay", baht, talih ve ikbali temsil eder. Ögdülmiş vezirin oğlu "övülmüş", akıl ve anlayışı temsil eder. Odgurmış vezirin kardeşi "uyanık", dünya işlerinin sonunu temsil eder. Eserin ilk yarısı bu karakterlerin ilk üçü arasındaki ilişkileri anlatır ve çoğunlukla İran edebiyatından kaynaklanan geleneksel "hükümdarlara ayna" temalarını ele alır. Eserin ikinci yarısı ise, daha çok muhalif karakter olan Odgurmış üzerinde yoğunlaşır ve sufilik ya da İslâm mistisizmine ilişkin dinî temaları içerir. Eserde bu dört ana karakterin dışında anlamlı adlar taşıyan üç kişi daha vardır Küsemiş Ay Toldı başkente geldiğinde ona yardım eden kişi, Ersig hükümdarın mabeyncisi ve Kumaru Odgurmış'un müridi'dir. Kutadgu Bilig 900 yıllık bir geçmişi olan İslâmî Türk edebiyatının ilk en büyük ürünüdür. Aruzun mütekarib feûlün feûlün feûlün fe'ûl vezniyle yazılan bu didaktik eser, 6645 beyittten oluşmaktadır. Eserin bütünü her beyitin kendi arasında kafiyeli olan mesnevi tarzında yazılmıştır, yalnızca eserin sonundaki üç bölüm gazel tarzında kafiyelenmiştir. Kutadgu Bilig'in üç yazma nüshası vardır Viyana Herat nüshası, Mısır nüshası ve Fergana nüshası. 1439'da Uygur harfleriyle kopyalanmış olan Herat nüshası bulunan ilk nüshadır. Osmanlı saraylarında Uygur hafleriyle ilgilenen yazıcılar bulunmuştur. Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı da bunlardan biriydi, Kutadgu Bilig'in Herat nüshasını Tokat'tan Istanbul'a getirtmiştir ancak eser hakkında herhangi bir şey yapılmamıştır. Bu nüshayı Avusturyalı doğu bilgini Joseph von Hammer-Purgstall, 18. yüzyılın sonlarına doğru bir sahaftan satın alarak Viyana'ya götürüp Viyana Sarayı Kitaplığına vermiştir. Kutadgu Bilig'in Mısır nüshasının 1374'ten önceki bir tarihte Izzeddin Aydemir adına kopyalandığı düşünülmektedir. Arap harfleriyle yazılmış olan bu nüsha 5800 beyit, 1896'da Kahire'deki Hidiv Kütüphanesi müdürü Dr. Moritz tarafından bulunmuştur ve halen Kahire'deki Mısır Devlet Kütüphanesindedir. Kutadgu Bilig'in üçüncü nüshası olan Fergana nüshasının 14. yüzyılın ilk yarısında Harezm coğrafyasında kopyalandığı tahmin edilmektedir. Bu nüsha da Arap harflidir, 1914 yılında Fergana'da Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuş ve bir yazıyla bilim dünyasına tanıtılmıştır. Dîvânu Lugati't-Türk Karahanlı döneminden bize kalan ikinci önemli eser ise, Türkçenin bilinen ilk sözlüğü olan ve Kaşgarlı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed tarafından yazılan Dîvânu Lugati't-Türk'tür asıl adı haza kitabu divani lugati't-turk. Eldeki bilgilere göre Kaşgar-lı Mahmud eserini 1072 yılında yazmaya başlamış 1077'de bitirmiştir. Ansiklopedik bir sözlük olan Dîvânu Lugati't-Türk , içerik olarak bize o dönemdeki Türk boyları, bu boyların kullandıkları Türkçe arasındaki farklılıkları ve en önemlisi de sözcükleri hakkında bilgi veren geniş bir sözlüktür. Türk Lehçeleri Divanı anlamını taşıyan DLT , eserin yazarının yaşadığı dönemdeki Türk toplulukları ve onların dili hakkında ses, biçim, anlam ve sözvarlığı konusunda bilgiler vermektedir. Eser hem Araplara Türkçe öğretmek hem de sözvarlığı, anlatım özelliği, külterel zenginlik açısından Türkçenin Arapçadan hiç de geri kalmayan bir dil olduğunu göstermek amacıyla meydana getirilmiştir. DLT'nin temel sözvarlığını Kaşgarlı'nın kendisinin de mensubu olduğu dönemin ve ülkesinin yazı dili olan Karahanlı Hakaniye Türkçesi, yazarın kendi tabiriyle "Türkçe"nin oluşturmasının yanı sıra Hakaniye Türkçesinin yayılma alanına yakın Çigil, Yagma, Karluk, Yemek, Oğuz, Bulgar, Suvar, Argu, Kençek, Basmıl boylarının dilleri de oluşturmaktadır. Kaşgarlı Mahmud eserini hazırlarken bir alan araştırıcısı gibi çalışmış, böylece Türk dilinin lehçelere göre dilbilgisi kurallarını başarıyla ilk kez belirlemiştir. Kaşgarlı Mahmud, Türkçenin İslâmiyetten dolayı Türklerin bulunduğu coğrafyada önem kazanmış olan Arapçadan geri kalmadığını göstermeye çalışmış; sözlüğünde yer verdiği lehçeler arasındaki farklılıklar, şiirler, atasözleri ve deyimlerle bu amacını gerçekleştirmiştir. DLT'te yer alan manzum parçalar dize sayısı 764'tür ve atasözleri 289 tane eserin edebi değerini arttırmaktadır. Dîvânu Lugati't-Türk'ün tek yazma nüshası vardır. Bu nüsha Diyarbakırlı Ali Emirî Efendi tarafından İstanbul'da 1917 yılında bir sahafta bulunmuştur. Eser halen Ali Emiri Efendi'nin bağışladığı kitaplarla kurulmuş olan millet Kütüphanesi’ndedir. Atebetü'l-Hakayık 12. yüzyılda yazıldığı tahmin edilen Atebetü'l-hakâyık Hakikatlerin Eşiği manzum öğüt kitabıdır. Nerede ve ne zaman yaşadığını bilmediğimiz Türk ve Acem meliki Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'e sunulmuştur. On üç bölümden oluşan eserde kırk beyit ile yüz bir tane dörtlük bulunmaktadır, eserin tamamı 484 mısradır; eser, Kutadgu Bilig gibi aruzun mütekarip feûlün fe'ûlün feûlün fe'ûl vezniyle yazılmıştır. Eserin giriş bölümü Tanrı övgüsüyle başlar bunu peygamber, dört halife, Emir Muhammed Dâd İspehsalar'ın övgüsü izler. Kitabın yazılış nedeninin belirtildiği altı beyitlik kısımdan sonra bilginin yararı, bilgisizliğin zararı, dilini tutmanın erdemi, dünyanın dönekliği, cömertliğin övülmesi, cimriliğin yerilmesi, kibir, harislik, zamanenin bozukluğu gibi konuların işlendiği bölümler yer alır. Öğretici bir ahlak kitabı olan eser, işlediği konular açısından Kutadgu Bilig' le benzerlik göstermektedir, ancak edebî açıdan Kutadgu Bilig daha sanatkârane yazılmıştır. Edip Ahmed eserini herkesin rahatça okuyup anlayacağı bir dille, kendi ifadesiyle Türkçe yazmıştır. Atebetü'l - hakâyık'ın baş kısmındaki övgü ve sebeb-i telif kısımları beyitlerle ve övgü tarzındaki asıl eser ise, aaba/ccdc/eefe biçiminde uyaklanmış dörtlüklerle yazılmıştır. Ayrıca İslâmiyet öncesi Türk şiirinde görülen dize başı uyak da çok kullanılmıştır. Tam ve yarım uyakların yanı sıra bazen redife de yer verilir. Vezin ve uyak bakımından kusurlu olan eserde çok sayıda imale ve zihaf bulunmaktadır. Aruzla şiir yazma geleneğinin yeni yeni başlamış olmasından dolayı bu kusurlar olağandır. Atebetü'l-hakâyık'ın dört nüshası bilinmektedir. Bu nüshalardan biri yazılışından çok sonra 15. yüzyılda düzenlenmiştir biri de oldukça eksiktir; en iyi ve en eski tarihli olanı ise Semerkand nüshasıdır ve İstanbul'da Süleymaniye kütüphanesi, Ayasofya bölümü nr. 4012'de kayıtlıdır. 848 1444 yılında Semerkand'da hattat Zeynelabidin tarafından kopyalanmıştır. Bu nüsha Uygur harfleriyle yazılmıştır. Ayasofya kütüphanesi nr. 4757'de kayıtlı bir mecmuanın baş kısmında bulunan Ayasofya nüshası ise, 884 1480'te Abdürrezak Bahşı tarafından İstanbul'da düzenlenmiştir. Metin, üst satırları siyah mürekkeple Uygur harfleri ve alt satırları kırmızı mürekkeple Arap harfleriyle olmak üzere iki alfabeyle yazılmıştır. Topkapı Sarayı kütüphanesi Hazine kısmı nr. 35552'de kayıtlı bulunan Topkapı Müzesi nüshası Arap harflidir. Eserin dördüncü nüshası ise, Uzunköprü'de Seyit Ali'nin kitapları arasında bulunmaktadır. Arap harfli olan bu nüsha baştan, ortadan ve sondan eksiktir. Karahanlı Türkçesiyle Yazılmış Kur'ân Tercümeleri İslamiyet Türkler tarafından X. yüzyılda devlet dini olarak kabul edilmiştir. Bu dinin kutsal kitabı olan Kuran'ın Türkçeye ilk tercümesinin kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak ilk tercümelerin islamiyetin kabul edildiği X. yüzyıl ya da XI. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Karahanlılar döneminde Karahanlı Türkçesiyle yapılan ilk Kur'ân tercümeleri, satır-altı tercüme niteliğindedir. İlk çevirilerin ne zaman yapıldığı konusunda elimizde kesin bilgiler bulunmamaktadır. Satıraltı Kur'ân tercümelerinden Karahanlılar dönemine ait olduğu tahmin edilen çeviriler şunlardır Türk İslâm Eserleri Müzesi TİEM No. 73'te kayıtlı olan nüsha Bu nüsha Muham-med bin el-Hâc Devletşah eş-Şîrazî tarafından 734/1333-34 yılında kopyalanmıştır. Anonim Tefsir Bu eser Orta Asya Tefsiri, Anonim Tefsir ve Müellifi Meçhul Kur'ân Tefsiri adlarıyla da bilinmektedir. Bu tefsir Peterburg'daki Asya Halkları Enstitüsü Kitaplığındadır. Manchester-John Rylands Nüshası Manchester,Rylands Kitaplığı Arapça Yazmalar Bölümü 25-38'de kayıtlı olan nüshanın telif ve istinsah tarihi belli değildir. Taşkent, Özbek Bilimler Akademisi, No. 2854'te kayıtlı olan bu nüsha da satır-arası Türkçe ve Farsça çeviri yer alır, yorumlar içermez. Karahanlı Türkçesiyle Yazılmış Eserler Üzerine Yapılan Belli Başlı Çalışmalar Kutadgu Bilig Üzerine Yapılan Çalışmalar Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kutadgu Bilig'in ilk bulunan nüshası Viyana Herat nüshasıdır. Viyana Herat nüshasını, 1796 sıralarında diplomat olarak İstanbul'da bulunan Avusturyalı doğu bilgini Joseph von HammerPurgstall bir sahaftan satın alarak Viyana'ya götürüp Viyana Sarayı Kitaplığına vermiştir. Hammer kitabın kimi sayfalarını Paris'te bulunan Amédée Jaubert'e göndermiş, Jaubert de 1825'te yazdığı bir makaleyle Kutadgu Bilig i bilim dünyasına tanıtmıştır "Notice d'un manuscrit turc en caractères ouigours envoyé par M. de Hammer à Abel Rémusat", Journal Asiatique, c. VI, s. 39-52; 78-95, Paris 1825. Bu yayın Kutadgu Bilig üzerine yapılan ilk yayındır, ama bu yazı fazla ilgi uyandırmamıştır. Eser üzerindeki ikinci çalışma Hermann Vambéry'ye attir. Uig-urische Sprachdenkmäler und das Kudatku Bilik. Uigurischer Text mit Transcription und Übersetzung nebst einem uigurisch - deutschen Wörterbuch und lithographierten Facsimile aus dem Originaltext des Kudatku Bilik, Innsbruck 1870. Aynı yazma üzerine daha sonra Wilhelm Radloff'un çalışmaları başladı. Radloff ilk çalışmasında bu nüshanın tıpkıbasımını yayımlar Kudatku Bilik, Facsimile der Uigurischer Handschrift der K. K. Hofbibliothek in Wien, St. Petersburg 1890. İkinci çalışmasında ise eserin çeviri yazısı yer alır. Das Kudatku Bilik des Jusuf Chasshadschib aus Balasagun, Theil I. Der Text in Transcription, 1891. Eserin bulunan ikinci nüshası Mısır nüshasıdır. Kutadgu Bilig üzerine çalışmaları devam eden Radloff, Rus çeviri yazı harfleri ve Almanca çeviriyle yayımlar Das Kudatku Bilik des Jusuf Chasshadschib aus Balasagun, Theil II. Text und Übersetzung nach den Handschriften von Wien und Kairo, St. Petersburg 1900. Kutadgu Bilig'in üçüncü nüshası olan Fergana nüshası ise, 1914 yılında Fergana'da Zeki Velidi Togan tarafından bulunmuş ve bir yazıyla bilim dünyasına tanıtılmıştır A. Z. Validi, "Vostoçniye rukopisi v Ferganskoy ob'lastı", ZVO 1914. Arap yazısıyla yazılmış olan bu nüsha, 6095 beyittir. Birinci Dünya Savaşı ve Bolşevik isyanları sırasında kaybolan bu nüsha, 1925 yılında Özbek bilgini Fıtrat tarafından tekrar bulunmuş ve bir yazıyla tanıtılmıştır "Kutadgu Bilig", Maârif ve Okutguçı II 1925 Taşkent, Türkçesi TM c. I 1925. Almancası Rachmeti "Qutadgu Bilig" Ungarische Jahrbücher . Bu yayınların arkasından Türk Dil Kurumu üç nüshanın tıpkıbasımını yayımlamıştır Kutadgu Bilig Tıpkıbasım I Viyana Nüshası, A, TDK, İstanbul 1942. Kutadgu Bilig Tıpkıbasım II Fergana Nüshası, B, TDK, İstanbul 1943 .Kutadgu Bilig Tıpkıbasım III Mısır Nüshası , C, TDK, İstanbul 1943. Reşit Rahmeti Arat, 1947 yılında Kutadgu Bilig'in üç nüshasını A, B, C karşılaştırarak eserin metnini yayımlar. Kutadgu Bilig I Metin, TDK, İstanbul 1947, Ankara 19792 , Ankara 19913 ; Kutadgu Bilig I Tercüme, TTK Ankara 19 59, 19742 , 198 53 , 199 55 ; Kutadgu Bilig III, index, TKAE Ankara 1979; İndeksi neşre hazırlayanlar Kemal Eras-lan, Osman F. Sertkaya, Nuri Yüce. Dizin üzerine önemli bir yayın Semih Tezcan tarafından yapılmıştır "Kutadgu Bilig Dizini Üzerine" TTKBelleten , c. XLV/2, sayı 178, Nisan 1981. Reşit Rahmeti Arat'ın Kutadgu Bilig'in tercümesini yayımladığı 1959 yılında Mecdut Mansuroğlu tarafından "Das Karakhanidische" adlı Karahanlı Türkçesi üzerine yazılmış ilk küçük Karahanlı Türkçesi grameri Philologiae Turcicae Fundamentada yayımlanmıştır. TKAE, Türk Kültürü Kutadgu Bilig Sayısı , sayı 98, Aralık 1970. Kutadgu Bilig üzerine Agop Dilaçar tarafından 900. yıldönümü dolayısıyla hazırlanmış olan kitapta eser her yönüyle incelenmiştir "900. Yıldönümü Dolayisiyle KUTADGU BİLİG İNCELEMESİ, TDK Ankara 1972. Reşat Genc'in Karahanlı Devlet Teşkilatı adlı çalışması 1981'de yayımlanmıştır. Robert Dankoff tarafından Kutadgu Bilig'in İngilizce çevirisi yapılmıştır Wisdom of Royal Glory Kutadgu Bilig A Turko-Islamic Mirror for princes, Chicago 1983. A. B. Ercilasun, Kutadgu Bilig Grameri -Fiil -, GÜ Ankara 1984. Aynı yazarın diğer çalışması ise, eser hakkındaki genel bilgileri içermektedir "Karahanlı Devri Edebiyatı", Büyük Türk Klasikleri I, İstanbul 1985. Kutadgu Bilig diğer Türk dillerine de çevrilerek yayımlanmıştır. Askar Ekewbayev, Jusup Balasagun - Kuttı Bilik , Almatı 1986. Kamil Veliyev-Ramiz Asker, Yusif Balasagunlu Gutadgu Bilik - Xoşbehtliye Aparan Elm, Bakı 1994. Tölögön Kozubekov, Cusup Balasagun-Kuttuu Bilim-Dastan, Moskva 1993. Mehmet Ölmez tarafından yapılmıştır "Çağdaş Türk Dillerinde Kutadgu Bilig Çevirileri", Kebikeç 1, 1995. Zühal Ölmez, "Kutadgu Bilig'de İkilemeler 1", Türk Dilleri Araştırmaları, 7, 1997. —, "Kutadgu Bilig'de İkilemeler 1", Bahşı Ögdisi, Festschrift für Klaus Röhrborn anlaslich seines 60. Geburtstags, 60. Doğum Yılı Dolayısıyla Klaus Röhrborn Armağanı, Feiburgİstanbul 1998. Zafer Önler, "Kutadgu Bilig'de Yer Alan Deyimler", Türk Dilleri Araştırmaları, cilt 9, İstanbul 1999. Necmettin Hacıeminoğlu, Karahanlı Türkçesi Grameri, TDK Ankara 1996. İbrahim Taş, Kutadgu Bilig'de Söz Yapımı, TDK, Ankara 2009. Dîvânu Lugati't-Türk Üzerine Yapılan Çalışmalar Dîvânu Lugati't-Türk hakkında ilk çalışma, Ali Emiri tarafından bulunan ve yayımlanmak üzere sadece Kilisli Rıfat Bilge'ye verildiğinden, ilk yayın O'nun tarafından yapılmıştır Kitabü Divânı Lugat-it-Türk, cild-i evvel 1333 1917, cild-i sâni 1333 1917, cild-i sâlis 1335 1919. Dîvândaki sözvarlığı ise ilk defa Carl Brockelmann tarafından incelenmiştir Mitteltürkischer Wortschsatz nach Mahmûd Al-Kâşgârîs Divân Lûgat at-Türk, Budapest 1928. Türk Dil Kurumu 1941 yılında Dîvânu Lugati'tTürk 'ün tıpkıbasımını yayımlamıştır Dîvânu Lugati't-Türk Tıpkıbasımı "Faksimile", TDK Ankara 1941. Eserin Besim Atalay tarafından Türkçeye çevrilmesinden sonra Dîvânu Lugati't-Türk hakkında kitap, makale ve tez çalışmaları olmak üzere birçok yayın yapılmıştır. Besim Atalay'ın çalışması 1939-1943 yılları arasında yayımlanmıştır Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi I , Ankara 1939, TDK 1985 , 1994 ; Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi II, Ankara 1940, TDK 1986 , 1994 ; Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi III, Ankara 1941, TDK 1986 , 1994 ; Divânü Lûgat-it-Türk Dizini "Endeks" , Ankara 1943, 1986 , 1994 . Atalay'ın çalışmasından sonra Özbek bilgini Salih Mutallibov Türkiy Sözler Devani adıyla eserin Özbekçeye çevirisini yayımlamıştır. James Kelly-Robert Dankoff, Mahmud al-Kaşgarı, Compendium of the Turkic Dialects Diwan lugat at-Turk , I 1982, II 1982, III 1985. Talat Tekin, XI. Yüzyıl Türk Şiiri, Dîvânu Lugati't-Türk'teki Manzum Parçalar, TDK Ankara 1989. 1941 yılında yapılan tıpkıbasımdan sonra ikinci bir tıpkıbasım 1990 yılında Kültür Bakanlığı tarafından yapılmıştır Dîvânü Lugati't-Türk, Kaşgarlı Mahmud, Tıpkıbasım/Facsimile, Ankara 1990. Mehmet Vefa Nalbant, Divânü Luğüti't-Türk Grameri-I İsim, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul 2008. Atebetü'l-hakâyık Üzerine Yapılan Çalışmalar Eser üzerine ayrıntılı tek çalışma Reşit Rahmeti Arat tarafından yapılmıştır. Karşılaştırmalı metin, çeviri, notlar ve indeksi içeren bu çalışma 1951'de yayımlanmıştır. Kuran Tercümeleri Üzerine Yapılan Çalışmalar TİEM 73'te kayıtlı nüshanın ilk yarısı Abdullah Kök tarafından doktora tezi olarak yapılmıştır Karahanlı Türk-çesi Satır-Arası Kur'an Tercümesi TİEM 73 1v-235v/2 Giriş-İnceleme-Metin-Dizin, Ankara 2004. İkinci yarısı ise, Suat Ünlü tarafından doktora tezi olarak çalışılmıştır Karahanlı Türkçesi Satır-Arası Kuran Tercümesi TİEM 235v/3-450r7 Giriş-Metin-İnceleme-Analitik Dizin , Ankara 2004. Anonim Tefsir'in sözvarlığı A. K. Borovkov tarafından hazırlanmıştır Leksika sred-neaziatskogo tefsira XII-XIII vv. Moscow, 1963. Borovkov'un bu çalışması Halil İbrahim Usta ve Ebülfez Amanoğlu tarafından Tükçeye çevrilmiştir Orta Asya'da Bulunmuş Kur'an Tefsirinin Söz Varlığı Yüzyıllar, TDK, Ankara 2002. John Rylands Kitaplığındaki nüshanın sözlüğü Eckmann tarafından hazırlanmış, ölümünden sonra 1979'da L. Ligeti'nin önsözüyle yayımlanmıştır Middle Turkic Glosses of the Rylands İnterlinear Koran Translation, Bibliothece Orientalis Hungarica XXI, Akade-miai Kiadö, Budapest 1976. Bu nüsha üzerine diğer bir çalışma da Aysu Ata tarafından yapılmıştır Türkçe İlk Kuran Tercümesi Rylands Nüshası KARAHANLI TÜRKÇESİ Giriş-MetinNotlar-Dizin, TDK, Ankara 2004. Taşkent'teki tercüme üzerine ise şu çalışma yapılmıştır A. A. Semenov, "Sobraniye vostoçnıh rukopisey, Taşkent 1957.
11 yüzyılda yapılan türk eserleri