Kaynaklar Apuhan, Ferhat. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve Bingöllü Kıbrıs Gazileri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Van, 2017.
Türkiye Muharip Gaziler Derneği Balıkesir Şubesi Kıbrıs Barış Harekatı’nın 48’nci yıldönümünü kutladı. Türkiye Muharip Gaziler Derneği Balıkesir Şube Başkanı Ali Hulusi Karakuz, “15 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta kanlı bir darbe gerçekleştiren Rum terör örgütü EOKA Makarios yönetimini devirmiş ve Kıbrıs
Kıbrıs Barış Harekatı gazileri 45 yıl aradan sonra madalya ve beratlarını aldı. Timeturk basın ilke ve ahlak kurallarına uymaya söz vermiştir. timeturk.com not a part of (Facebook.com
Muharip Gaziler Derneği başkanı Ahmet Raman'ın konuşması Datça'da yaşayan Kıbrıs Gazileri Atatürk Anıtına Çelenk sunma töreni MUĞLA - Kıbrıs Barış Harekatı'nın 48. yıl
Öte yandan, Malatya'da da 47 Kıbrıs gazisine madalya ve berat verildi. Malatya Valiliği tarafından, Valilik Toplantı Salonu'nda Kıbrıs gazileri onuruna "Kıbrıs Barış Harekatı Milli Mücadele Madalya ve Beratı Tevcih Töreni" düzenlendi. Vali Aydın Baruş, yaptığı konuşmada, gaziliğin önemine değindi. Güncelleme Tarihi
Kıbrıs Barış Harekatı gazileri Yılmaz Bora ve Mesut Günsev, o günlerde yaşananlar ve tanık olduklarıyla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.. Türk Mukavemet Teşkilatı
x1oi. Kıbrıs Barış Harekatı'nın üzerinden 45 yıl geçti. Ada'ya barış getiren harekatın kahramanları, o günleri hiç unutmadı. Mersin'deki evinden Akdeniz'in maviliklerine bakan 94 yaşındaki emekli Albay Şükrü Eren'de onlardan biri. 20 Temmuz 1974'te başlayan Barış Harekatı'nda 39'uncu Tümen Topçu Alay Komutanı olarak görev yaptı. Sivillerin zarar görmemesi için büyük hassasiyet gösterdi. Eren, harekatta en kritik görevleri başarıyla yerine getirdi. Harekat bittiğinde askerlerinin burnu bile kanamamıştı. Harekatın kahramanlarından olmak onun için gurur verici Van'ın Erciş ilçesinde yaşayan Abdulkadir Kurt ise, Beşparmak Dağları'nda Barış Harekatı'nın simgesi haline gelen tankı kullanıyordu. "Tank devamlı ateş ederek ilerliyordu. Sabah hareket ettik, akşam güneş batıyordu ve biz ateş etmeye devam ediyorduk." Kurt, tankın hikayesini şöyle anlatıyor "Tank, akşamüzeri orada mayına çarptı. Mayına çarptığı zaman bizi ateş altına aldılar. Biz nerdeyse Rumların içine girmiştik. Her taraftan ateş geliyordu. Tankın mürettebatı olarak 5 kişiydik. O tank yolda ilerlerken her taraf uçurumdu, o zaman yol yoktu. Allah bize kuvvet verdi, güç verdi." Kurt da harekatın kahramanlarından biri olmanın gururunu yaşıyor. Haber Şahin Karamanlı Kamera Fatih Mehmet Şenel
KIBRIS BARIŞ HAREKATI 20/22 Temmuz – 14/16 Ağustos 1974 9282 kilometre kare yüz ölçümü ile Akdeniz’in en büyük adası olan Kıbrıs adası Türkiye’ye 65, Yunanistan’a 965 km. uzaklıktadır. Dünya oluşumunun üçüncü zamanında Anadolu ile bitişik olan ada, dördüncü zamanda, İskenderun bölgesinden koparak uzaklaşmıştır. Adanın jeolojik yapısı ile bitki örtüsü İskenderun bölgesi ile benzerlik gösterir. Kıbrıs adasının kuzeyinde, Akdeniz’e paralel, doğu-batı istikametinde uzanan Beşparmak Dağları yer alır. Sarp ve yalçın kayalardan oluşan Beşparmak Dağları’nın belli geçiş yerlerinin dışında aşılması zordur. Beşparmak Dağları’nın güneyinde, Magaso’dan Güzelyurt’a kadar Meserya ovası uzanır. Adanın güneyinde Trodos Dağı yeralır. Kıbrıs yeryüzünde bakır madeninin ilk işlendiği yerdir. Bu nedenle Kıbrıs’ın adı bakırla ilgilidir. bakır; Latince cuprum, İngilizce copper Kıbrıs adası, jeopolitik açıdan Akdeniz’de çok öneme haiz bir konumdadır. Türkiye’ye yakınlığı, İskenderun ve Mersin Körfezlerini kontrol etmesi, Akdeniz’in doğusundaki deniz ulaşımı, İsrail ve Suriye’nin liman ve sahillerinin güvenliği, Türk boğazları ve Süveyş Kanalı’nın emniyeti, Akdeniz’in doğusunda doğal gaz ve petrol yatakları ile petrol nakliyatı Kıbrıs adasının önemini artırmaktadır. Kıbrıs adası bu konumu ile; Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi, füzeler için bir rampa, Anadolu’yu güneyden istila için bir atlama taşıdır. Ege adaları ile Anadolu’nun güneyinden de kuşatılmasını tamamlayabilecek önemli bir bölgedir. Türkiye’nin güvenliği için Kıbrıs yüksek bir değer ifade eder. Kıbrıs’ın, stratejik önemini sadece geçmişin şartları içinde değil geleceğin hızla değişen şartları içinde gören büyük asker, en büyük komutan ve devlet adamı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Antalya bölgesinde yapılan bir askeri tatbikatta subaylara; “Türkiye’nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir?” sorusunu yöneltmiştir. Subayların görüş ve düşüncelerini dinleyen ATATÜRK, haritada Kıbrıs adasını işaret ederek “Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için mühimdir” demek suretiyle Kıbrıs’ın Türkiye için taşıdığı stratejik önemini ortaya koymuştur. Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile, tarih boyunca çeşitli kavimlerin istilasına uğramıştır. Kıbrıs, 1450 yılından günümüze kadar; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender Ptoleme Egemenliği, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar Aslan Yürekli Richard, Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde kalmıştır. 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Kıbrıs; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlıları destekleme karşılığında 1878’de İngiltere’ye geçici olarak bırakılmıştır. İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın başında, Kıbrıs’ı bir oldu bittiğe getirerek ilhak ettiğini açıklamıştır. Kıbrıs İngiltere’nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan Enosis birleşme çabasını yoğunlaştırdı. . Enosis hayali Kıbrıs sorununun temelini teşkil eder. Enosis’i gerçekleştirmek için Kıbrıslı Rumlar 1955’te, EOKA adında bir terör örgütünü kurdular.. Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı silahlı şiddet hareketlerine başladı. Buna karşılık Türk tarafı da 1958’de, TMTTürk Mukavemet Teşkilatı kurarak EOKA ile mücadeleye başladı. Kıbrıs, Londra ve Zürih Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla 1960 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu antlaşmaya göre; hükümetin ve icra unsurların %70’i Rum, %30’u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktı. Bir papaz olan Makarios Mihail Hristodolu Muskos Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu. Garanti Antlaşmaları ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri üs Agratur-Dikelya elde etti. Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti antlaşmasına göre Türklere verilen hakları çok gören Makarios Türkleri tamamen yok etmeye kalktı. Bu arada, Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker çıkardı. Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırmak ve Enosis’i gerçekleştirmek için hazırlanan, “Akritas Planı”nını uygulamaya koymak üzere EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963’de saldırıya geçerek çocuk, kadın, yaşlılarda dahil olmak üzere binlerce Türk’ü vahşice katlettiler. Rumların Erenköy’e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yaptılar. Panikleyen Rumlar saldırılarına son vermek zorunda kaldılar. Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında Batılı devletler her zamanki gibi seyirci kaldılar. Rum-Yunan ikilisi bu saldırılarıyla; Türklerin eşit siyasi haklarına ve ortaklığına dayalı olarak kurulan “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni yıkmışlar, Bu cumhuriyetin temelini teşkil eden Zürih ve Londra antlaşmalarını tek taraflı olarak fesh etmişler ve Türkleri Kıbrıs’ın yönetiminden dışlamışlardı. Anadolu’yu işgal eden Yunan Ordusu’nda da görev alan Grivas adındaki eli kanlı bir EOKA’cı ile Yunanlı subayların idaresindeki Rumlar 1967 yılında bu sefer Geçitkale-Boğaziçi’ne saldırdılar. Türkiye müdahale için hazırlandı. Türkiye’nin müdahalesinden çekinen Yunanistan askerlerini ve katil ruhlu Grivas’ı adadan geri çekmek zorunda kaldı. Mart 1963 tarihinden itibaren Ada’da göreve başlayan Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Türkleri Rumlara karşı koruyamamış ve katledilmelerine de seyirci kalmıştır. Kıbrıs’ta görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyen, barışın sağlanmasında etkinlik gösteremeyen BM. Barış Gücü, Rumların etkisine girerek kendisine duyulan güveni tamamen yitirmiştir. 1967 yılında, Yunanistan’da ihtilal olmuş, bir cunta hükümeti kurulmuştu. Makarios’un cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Sovyetler Birliği ile siyasi ve askeri işbirliğine yönelmesinin, izlediği siyaset ile de Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi durumuna gelmesinin, adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis hayalinin gerçekleşmesini isteyen cuntacı hükümetin hoşuna gitmiyordu. Makarios, aldığı dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik, Kıbrıs’ın sadece Rumlar tarafından temsil edilen bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu. Bağlantısız Devletlerin de desteğini almıştı. Enosis, Makarios için uzun vadede düşünülecek bir konu idi. Türkler ekonomik yönden tamamen çöküp, Kıbrıs’ı terk ederlerse, Türkiye’nin müdahale nedeni kalmayacağından Enosis kendiliğinden gerçekleşecekti. Acele edip Türkiye’nin tepkisini çekmeye gerek yoktu. Bu durum, Enosis’i bir an önce hayata geçirmek isteyen Yunan hükümetinin hoşuna gitmiyordu. Yunan hükümetine göre; Ada’daki Türk halkına karşı siyasi ve askeri üstünlük sağlandığı halde Enosis’in bir türlü hayata geçirilememesinden Makarios sorumluydu. Bu nedenlerle Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı. Sonuçta, 15 Temmuz 1974’de, Yunan hükümeti tarafından desteklenen, Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusu ile EOKA Kıbrıs’ta darbe yaptı. Makarios adadan kaçtı. Eli kanlı başka bir katil olan Sampson’u cumhurbaşkanı yaptılar. Türkiye, Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974 tarihinde yapılan darbe ilgili olarak diğer garantör devlet olan İngiltere’den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği, birlikte müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye’nin bu isteğini geri çevirmiştir. Türkiye bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs’a müdahale etmeye karar vermiştir. Bu tarihi gelişim içinde Kıbrıs hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır. Yunanistan, Yunanlı şair Rigos tarafından ortaya atılan, Megalo İdea büyük ülkü fikri çerçevesinde, Büyük Yunanistan’ı kurma hayali içinde Kıbrıs’ı da topraklarına katma gayreti içindedir. Yunanistan’ın Megalo İdea fikri ile başlangıçtan beri gerçekleştirmek istediği faaliyetler şunlardır. – Yunanistan’ın bağımsızlığının sağlanması, – Batı Trakya ve Selanik’in Yunanistan’a ilhakı, – Ege adalarını Yunanistan’a ilhakı, – Oniki Adaların Yunanistan’a ilhakı, – Girit adasını Yunanistan’a ilhakı, – Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhakı, – Pontus Rum devletinin kurulması, – Kıbrıs adsının Yunanistan’a ilhakı, – İmroz ve Bozcaada’nın Yunanistan’a ilhakı, – İstanbul’un Türklerden geri alınarak Bizans İmparatorluğunu yeniden kurmak. Böylece Megalo İdea’yı gerçekleşecekti. KIBRIS’TA 20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ ASKERİ DURUM Rum kuvvetleri Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum Milli Muhafız RMM ordusu, Rum Polis teşkilatı ve Yunan Alayı’ndan ibarettir. Ayrıca, seferde teşkil edilen Home Guard HG taburları ile RMM ordusu takviye edilecektir. Rum ordusu, Yunanlı subaylar tarafından eğitilmekte ve yönetilmektedir. Seferde Rum ordusunun mevcudu çıkabilmektedir. Bu birliklerin yanı sıra, Makarios’a bağlı kişilik “Epikourik” Taktik Yardım İhtiyat kuvveti mevcuttu. Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs Barış Harekatı’na 6’ınci Kolordu Komutanlığı emrinde; 28’inci Motorlu Piyade Tümeni, 39’uncu Piyade Tümeni, Hava İndirme ve Komando Tugayları, Gösteri ve Tatbikat Alayı, Amfibi Deniz Piyade Alayı, Jandarma Komando Taburları, Deniz ve Hava Kuvvetleri birlikleri, Bayraktarlık emrindeki Mücahit Birlikleri, 650 kişilik Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile idari ve lojistik destek birlikleri katılmıştır. Harekat üç safha olarak planlanmıştı. Birinci safhada hava ve kıyı başının tesisi ve elde bulundurulması, ikinci safhada çıkan ve indirilen birliklerin birleşmesi, üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi. 20 TEMMUZ 1974 – BİRİNCİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI 20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonra, saat den itibaren, hava indirme ve uçar birlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin’den Ertuğrul gemisi ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel Kuvveti de komanda birliklerimizle eş zamanlı olarak Girne’nin batısında dar ve sığ bir plaj olan Pladini Yavuz plajına, uçaklarımızın ve deniz topçusunun desteğinde çıkmaya başlamıştı. SAT komandolarının çıkarma plajının çıkarmaya müsait olduğunu bildirmeleri üzerine, birinci dalga olarak plaja ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı süratle ilerleyerek, Girne – Karava – Geçitköy Panağra Boğazı ana asfalt yoluna ulaşmıştı. Çakmak Özel Kuvvetinin diğer unsurları saat plaja çıkarak kıyı başını genişletmeye başlamışlardı. Gönyeli ovasına paraşütle atlayan Hava İndirme Tugayı, bir taburu ile Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayının batı yanını korurken, geri kalanı ile Dikomo Dikmen bölgesini ve Rum Bozdağı’nı ele geçirmek üzere taarruza başlamıştı. Kırnı bölgesine helikopterle inen Komando Tugayı duvar gibi dik dağ yamacını tırmanarak ve Beyaz Ev bölgesine ulaşmış, bir taburu ile St. Hilarion-Doğru Yol istikametinde, diğer taburu ile Beyaz Ev-Zeytinlik-Girne istikametinde taarruz ederek kıyı başı ile birleşmeye hazırlanıyordu. Donanma, sahil bombardımanı yaparak sahile çıkan birliklerimize topçu desteği sağlarken, 2’inci Taktik Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları düşmanın ada genelinde askeri hedeflerine taarruz ederek, tecrit ve yakın hava desteği görevlerini yerine getiriyordu. 20 Temmuz’da Rumlar büyük bir baskına uğramışlardı. Rumlar, Türk Ordusu’nun 1964 ve 1967’de olduğu gibi adaya müdahaleye cesaret edemeyeceği düşüncesinde idiler. Başlangıçta, paraşütle atlayan, helikopterle inen ve kıyıya çıkan birliklerimize etkili bir şekilde müdahale edemediler. Zamanla toparlanan Rum kuvvetleri akşam saatlerinden itibaren birliklerimize karşı harekata başladı. 20/21 Temmuz gecesi Türk ve Rum kuvvetleri arasında çok çetin çatışmalar yaşandı. Rumların Ortaköy, Gönyeli ve Boğaz Bölgelerini ele geçirerek; Girne-Lefkoşa irtibatını kesmek ve bu suretle; çıkarma yapan birliklerimizle, inen birliklerimizin birleşmesini önlemek amacıyla gece boyunca Bozdağ, Dikmen Tepe, Ortaköy ve Gönyeli ile Göçeri bölgelerinde yaptığı saldırılar kahraman Mehmetçikler tarafından her defasında püskürtülmüştü. Kıbrıs’a çıkan ve inen Türk birlikleri ele geçirdikleri yerleri, her ne pahasına olursa olsun elde tutmayı başarmışlardı. Harekatın ilk günlerinde, birliklerimiz hava desteğinin haricinde topçu ve tank desteğinden mahrum idi. Buna rağmen Türk askeri Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda, Kore’de destan yaratan atalarını aratmadılar. Beşparmak Dağlarında, Rumların gece saldırılarına karşı Komando birliklerimizin ölüm-kalım mücadelesi takdire şayandır. Türk birlikleri 21 Temmuz’dan itibaren, Rum kuvvetlerine karşı tamamen üstünlük sağlayarak ileri harekatına devam ettiler. 22 Temmuz’da çıkarma yapan birliklerimiz ile birleşme sağlandı. Harekat doğu ve batı yönünde gelişerek Rum hedefleri tek tek ele geçirildi. Girne-Lefkoşa yolu tamamen Türk birliklerinin kontrolüne girdi. Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı ateşkes kararını 22 Temmuz 1974 saat kabul edip, uygulamaya koyduğunu ilan etmiştir. 23 Temmuz’da 29 araçlık bir Rum topçu konvoyu Hava İndirme Taburu tarafından pusuya düşürülerek imha edildi. Bu gelişmeler üzerine Yunanistan’da cunta, Kıbrıs’ta da Sampson istifa ettiler. BM Güvenlik Konseyi’nin 20 Temmuz 1974 günü aldığı 353 sayılı karara uyarak, üç garantör devlet olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; Kıbrıs’ta barışı ve anayasal düzeni yeniden kurmak amacıyla 25 Temmuz’da Cenevre’de görüşmelere başladılar. 30 Temmuz’a kadar devam eden bu görüşmelerde; tarafların 8 Ağustos’ta, Cenevre’de tekrar toplanmaları kararı alındı. Bu görüşmeler sonucu yayınlanan “Cenevre Deklarasyon”u ile taraflar; Kıbrıs’ta ayrı iki otonom yönetiminin mevcut olduğunu kabul etmişler, Otonom Türk ve Rum toplumlarının federal bir devlet çatısı altında bir ortak yönetim kurmalarını beyan etmişlerdir. Ateşkes ilanından sonra, mevcudu bulan Türk birlikleri oldukça dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri emniyetleri açısından uygun değildi. Ateşkes ile birlikte Türk birliklerinin ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her yanındaki binlerce Türk, Rumlar tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştü. 14 AĞUSTOS 1974- İKİNCİ BARIŞ HAREKATI İkinci Cenevre Konferansı’nda Yunan ve Rum tarafı zaman kazanmak, dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için uzlaşmaz bir tutum sergilemeye başladılar. Birinci Cenevre Konferansı’nda alınan kararları dahi dikkate almadılar. İkinci Cenevre Konferansı’nın başarısızlığa uğraması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri İkinci Barış Harekatı’na başladı. 14 Ağustos günü Saat itibaren 28 ve 39’uncu Tümenler, Magosa ve Boğaz Deniz üssünü ele geçirmek üzere doğuya doğru taarruza başladılar. 39’uncu Tümen bölgesindeki İngiliz Tepe ve Kara Tepe, Rum savunmasının bel kemiği durumunda idiler. 39’uncu Piyade Tümen’in birlikleri saat İngiliz Tepe ve Kara Tepe’yi ele geçirdiler. 28’inci Piyade Tümen saat doğru Mia Milia’yı işgal etti. Saat civarında 39’uncu Piyade Tümen Değirmenlik’i, 28’inci Piyade Tümen de Timbu hava alanını ele geçirdi. Türk askeri karşısında çareyi kaçmakta bulan Rumlar mağlubiyetin acısını çıkarmak için; 14 Ağustos’ta Taşkent, Terazi, Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde; savunmasız, çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk’ü topluca ve vahşice öldürmüştür. Adanın diğer kesimindeki Türklere de insanlık dışı, vahşice saldırılar yapılmıştır. Birliklerimiz 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı’ya girerek soydaşlarımızla kucaklaştılar. Kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla görevlendirilen; Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı, Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı batı istikametindeki harekata 15 Ağustos’ta başladı. 16 Ağustos’ta, doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına devam eden birliklerimiz Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen ateş-kes anlaşmasına kadar Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır. Sonuç olarak; Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların Enosis hayali Akdeniz’in karanlık sularına gömülmüştür. Bu savaşta; 415’i Kara, 65’i Deniz, 5’i Hava ve 13’ü Jandarma olmak üzere 498 Türk askeri şehit olmuş, 1200’de yaralanmıştır. 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit olmuş, 1000 Kıbrıslı Türk de yaralanmıştır. BM. Barış Gücü askerleri de kayıp vermişti 3 Avusturyalı asker ölmüş, 24 Avusturyalı, 17 Finlandiyalı, 4 İngiliz ve 3 Kanadalı asker de yaralanmıştı Türkiye bu harekatı ile kendi güvenliğini ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere hiçbir zaman seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlamış oluyordu. 13 Şubat 1975 de Kıbrıs Türk Federe Devlet’i, 15 Kasım 1983 de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti KKTC ilan edildi. Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar arasında yapılan tüm görüşmelerde, Rumların uzlaşmaz tutumları nedeniyle günümüze kadar bir sonuç alınamamıştır. Kıbrıs’la ilgili yürütülen görüşmeleri bu uğurda canlarını ortaya koyan gaziler olarak dikkatle izliyoruz. Toprağa düşen şehitlerimizin ve akıtılan kanların dikkate alınacağını umuyor; uğrunda şehit verdiğimiz, kan döktüğümüz toprakları da kutsal bir emanet olarak kabul ediyoruz. Savaşta kazanılan toprağın, herhangi bir nedenle iadesi kabullenemez. Türk silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a yaptığı müdahale; sorunun sebebi değil, Rum-Yunan ikilisinin bugüne kadar adada uyguladıkları yanlış ve tahkirkar politikaların bir sonucudur. Yunanistan’ın Kıbrıs’ı topraklarına katmayı istemesinin asıl amacı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket serbestisini kısıtlamak ve Anadolu Yarımadası’nın güneyindeki milli güvenlik kuşağını daraltıp, Türkiye’nin etrafında bir stratejik kuşatma çemberi oluşturarak, onu Anadolu’ya hapsetmektir. Kıbrıs’ta “Kendi kaderini tayin etme” Self-determinasyon hakkı söz konusu olduğunda, Ada’da yaşayan Türk halkı, BM Anayasa’sının 73’üncü maddesi esasları çerçevesinde en az Rumlar kadar kendi kaderini tayin etmede söz ve hak sahibidir. Asırlardır Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin Ada üzerinde hükümranlık hakları vardır. Bu haklarını Rumlara devretmeleri söz konusu olamaz. Batı, dün olduğu gibi bugünde Yunan-Rum yanlısı tutumunu devam ettirmekte, Yunanistan ve Kıbrıs sorunlarının çözümünde Türk tarafından sürekli ödün istemektedir. Aşağıdaki örnekler, geçmişte Batı’nın, Yunan-Rum yanlısı tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. – Emekli General Nurettin Türksan, “Yunan Sorunu” adlı kitabında, 13 Mart 1919 “Dörtler Konferans’ındaki konuşmaları aşağıdaki şekilde naklederek, 90 sene önce, Batılıların Kıbrıs’a bakış açılarını ve zihniyetlerini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyordu Loyd George Niyetim, Kıbrıs’ı aynı şekilde Yunanistan’a vermektir. Clemanceau Unutmayınız ki, Berlin Antlaşması’na göre bu konuda benden izin almanız gerekmektedir. Loyd George Bu izni bana vereceğinizi ümit ederim. Başkan Wilson Yunanistan’a bu hediyeyi verebilirseniz büyük ve değerli bir iş yapmış olursunuz. – ABD Senatosu 17 Mayıs 1920 tarihinde Henry Cabot Lodge’nin sunduğu aşağıdaki kararı kabul ediyordu “ Senato, Kuzey Epir’in, Kariça’nın, Ege’deki 12 adanın ve Anadolu’nun batı kıyılarının barış konferansı tarafından Yunanistan’a verilmesini kabul eder.” – Yine ABD Senatosu, 21 Ocak 1920 tarihinde aldığı bir kararla Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini kabul etmiştir. Bu suretle, ABD Yunanistan’ın Anadolu’yu işgal etmesini teşvik ediyordu. Günümüzde bu örneklerin çoğalarak devam ettiğini görüyoruz. Batı ile sorunlarımızın başlangıcı, Türklerin Anadolu’ya girdikleri tarih olan 1071 yılıdır. Her nedense, Batı ve Hıristiyan dünyası TÜRKLERİ ne Avrupa’da ne de Anadolu’da kabullenememiştir. Etrafındaki petrol ve doğal gaz yatakları Kıbrıs adasının önemini daha da artırmıştır. Bu nedenle 1974 yılında icra edilen Kıbrıs Barış Harekatı, bölgede Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC’nin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Çağdaşlaşma olarak kabul ettiğimiz Batı değerleri ATATÜRK TÜRKİYE’sinin hedefidir. ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ ile bu hedefe mutlaka ulaşacağız. Anavatan ve Yavruvatan’ın genç evladı! Çok zor koşullar altında, uzun yıllar çetin bir mücadele vererek Kıbrıs Türk halkını önce sömürge yönetiminden kurtaran ve daha sonra Kıbrıs’ın kuzeyinde toplayarak bağımsız bir Türk Devleti’ni KKTC kuran, bugünün orta yaşlı kuşağı olan anavatan ve yavruvatan gazilerine/mücahitlerine kulak veriniz. Onlar sizin için canlarını ortaya koydular, şehit-gazi oldular. Emanete sahip çıkınız. Bu kutsal emaneti sizden sonra gelecek kuşaklara aynen teslim etmek sizin namus borcunuzdur. Birincisine sahip çıkılmazsa, ikinci kez, bağımsız bir cumhuriyete sahip olmak pek mümkün değil. Böyle bir imkanı da hiçbir zaman bulamayacaksın. Bu nedenle, KKTC’nin Türkiye ve Kıbrıs açısından değerini iyi bilin. KIBRIS BARIŞ HAREKATI ŞEHİT VE GAZİLERİNİ, KIBRISLI MÜCAHİTLERİ, TÜRKLÜK UĞRUNA CAN VEREN SOYDAŞLARIMIZI SAYGI İLE ANIYORUZ
Türk Silahlı Kuvvetlerinin TSK Rumların baskı ve zulmüne son vermek ve Ada’da barış ve huzuru tesis etmek amacıyla 20 Temmuz 1974’te düzenlediği Kıbrıs Barış Harekatı’nın gazileri, harekatın Ada’ya barış ve huzur getirdiğini, Kıbrıslı Türklerin de can güvenliğini sağladığını Barış Harekatı gazileri Yılmaz Bora ve Mesut Günsev, o günlerde yaşananlar ve tanık olduklarıyla ilgili AA muhabirine değerlendirmelerde Mukavemet Teşkilatı TMT Mücahitler Derneği Başkanı ve Kıbrıs gazisi Yılmaz Bora, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki eşit halka dayalı olarak 16 Ağustos 1960’da kurulduğunu, o tarihte Türk alaylarının Ada’ya ayak bastığını ifade “Gerek biz gerekse ana vatanımız Türkiye, bu cumhuriyeti büyük bir heyecanla karşıladık ama ilk günden Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti bizim için Enosis’e bir basamaktır.’ dediği andan itibaren her şey altüst oldu.” diye 21 Aralık 1963’te, 48 saatte Kıbrıs Türkü’nü yok etmeyi ve Kıbrıs’ın tümünü kontrol altına almayı planladıkları Akritas Planı’nı uygulamaya koyduklarını söyleyen Bora, bunun üzerine Kıbrıs Türk halkının 7’den 70’e direnmeye başladığının altını başlayan saldırıların Ada geneline yayıldığını ifade eden Bora, Kıbrıs Türk halkının katliamlara karşı TMT önderliğinde, bir bütün olarak direndiğini kaydetti.“RUMLAR 11 YIL BİZE BEKLEDİM DE GELMEDİN.’ ŞARKISINI DİNLETTİ” Bora, şöyle devam etti“Kıbrıs Türk halkı, 11 yıl toplam 3 kilometrelik alana sıkıştırıldı. Ana vatan Türkiye’nin Kızılayın gönderdiği yardımlarla ayakta durmaya çalıştı. Kıbrıslı Türkler, 11 yılda hiçbir şart altında maneviyatını bozmadı, karamsarlığa ve umutsuzluğa kapılmadı ve direndi çünkü büyük Türk ulusunu daima yanı başında bildi. Rumlar 11 yıl bize Bekledim de gelmedin.’ şarkısını hoparlörlerle cephelerde dinletti ve direnme gücünü yıkmaya çalıştı ama başaramadı.”Türkiye’nin bu 11 yılda defalarca garantör ülkeler ve Birleşmiş Milletleri BM uyardığını ama hiçbir taraftan cevap gelmediğini belirten Bora, Rumların 15 Temmuz 1974’te ikinci bir soykırımı hedefleyen İfestos Planı’nı uygulamaya koyduğunu 15 Temmuz 1974’te Yunanistan’daki cuntanın Makarios’a darbe yaptığını ve Kıbrıs Helen Cumhuriyeti ilan etmesiyle garantör Türkiye’nin, Yunanistan ve İngiltere ile müzakerelere başladığını bildirdi.– “KIBRIS TÜRK HALKININ BEKLEDİĞİ KUZEYDEN ZAFER GÜNEŞİ DOĞMUŞ OLDU”Müzakerelerden cevap gelmediğini kaydeden Bora, şunları anlattı“TSK 20 Temmuz sabahı Ada’ya çıktı ve çıktıktan sonra da garantör ülkelere anayasal düzenin yeniden tesisi için çağrı yaptı ancak karşılık bulmadı. Rumlar kaçmaya başladı, 21-22 Temmuz’da Beşparmak Dağları geçildi, Lefkoşa ile irtibat kuruldu. Daha sonra Lefke ve Mağusa’ya yöneldi. Kıbrıs Türk halkının beklediği kuzeyden zafer güneşi doğmuş oldu.”Harekat sırasında Yeşilırmak’ta görevli olduğunu söyleyen, 15 Temmuz’da Rumların müdahalesinin ardından cephede görev aldıklarını barışı korumakla görevli olan BM Barış Gücü yetkililerinin 11 yıl boyunca Kıbrıslı Türkleri tehdit ettiğini ifade eden Bora, şöyle devam etti“Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 müdahalesi Kıbrıs’ın tümüne barış ve huzur getirdi, Rumları da bir iç kavgadan kurtardı. 52 yıldır aranan ve bulunamayan Kıbrıs’ın gerçekleriyle bağdaşan çözümü de getirdi ve iki ayrı devletin oluşmasına zemin hazırladı. Harekat eğer yapılmasıydı Kıbrıs Türkü katledilecekti, tek bir Türk kalmayacaktı, aynı Girit misali. Bizim, ana vatanımızın desteğiyle KKTC’nin sonsuza kadar yaşayacağına inancımız tamdır. ”– “TÜRK ORDUSU, ÇOK ZOR BİR HAREKATI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRMİŞTİR”Gazi Emekli Amfibi Deniz Piyade Kıdemli Binbaşı Mesut Günsev, 20 Temmuz 1974’ün, asil Kıbrıs Türk halkının direnişinin, Türk ordusu tarafından mühürlenerek özgür toprakların ele geçirilmesinin başlangıç tarihi olduğunu “Türk ordusu, 20 Temmuz 1974 şafağında, dünya tarihinde çok nadir görülen atma, indirme ve çıkarma gibi 3’lü, koordinesi, emir ve komutası çok zor bir harekatı başarıyla gerçekleştirmiştir.” Kıbrıs Barış Harekatı’nın bölümünün 3 günde tamamlandığını aktaran Günsev, çok dar bir alana, büyük miktarda asker, mühimmat ve ikmal malzemesi yığıldığını, Beşparmak Dağlarından da devamlı taciz atışı geldiği için bu alanın genişletilmesi gerektiğini sonra 2’nci Barış Harekatı’nın yapıldığını ve bugünkü sınırların çizildiğini kaydeden Günsev, o zaman deniz piyade üsteğmeni olduğunu dile getirdi.– “20 TEMMUZ SABAHI HASTANEDEN KAÇTIM”Günsev, “Kıbrıs’a ilk adım atan amfibi deniz piyade alayının bir mensubuydum. 20 Temmuz sabahı ilk adımı atmak bana nasip olmadı. Çünkü Mart 1974’te İtalya’da askeri hastanede yatıyordum. 20 Temmuz sabahı hastaneden kaçtım ve maceralarla 1’inci harekatın bitiminden sonra Ada’ya geldim. 2’nci harekata katılma onurunu elde ettim.” yanında, “Harekatla Kuzey Kıbrıs halkı bir vatana sahip oldu. Bu asil halk direndi, ana vatana güvendi ve Mehmetçik ile mücahit omuz omuza çarpıştı.” ifadesini kullanan Günsev, bugün özgür bayrakların aziz şehitler sayesinde dalgalandığını ve ömür boyu dalgalanacağını vurguladı.
BESTAMİ BODRUK - RAMAZAN KAYA - RECEP BİLEK- KKTC'nin 30. kuruluş yıl dönümünde, Barış Harekatı'na katılan Kıbrıs gazileri, o günleri gazi Mehmet Yerkazan 62, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birçok acı tatlı hatıra yaşadıkları Kıbrıs'tan zaferle döndükleri için mutlu olduğunu söyledi. Rumlar tarafından baskına uğrayan köylere girdiklerinde kendilerini sadece yaşlı kadın ve erkeklerin karşıladığını anlatan Yerkazan, gençlerin ya öldürülmüş ya da esir alınmış olduğunu dile köyündeki bir anısını anlatan Yerkazan, "3 arkadaşımla bir evin kapısını çaldık, kapıyı yaşlı bir çift açtı ve Türk askeri olduğumuzu görünce bize içeri buyur etti. Kimse olup olmadığı sorduk. Amca, sadece kendisinin ve yaşlı eşinin olduğunu söyledi. Sohbet ederken içeriden bir ses geldi. Amca, 8 yaşındaki kız torununu Rum askerlerinden korumak için küpün içine sakladıklarını söyledi. İsmi Ayşe olan kızı küpten çıkarttık. Kız ürkmüş ve titriyordu. Biz 'korkma, biz Türk askeriyiz' deyince bize anne ve babasını geri getirmemizi söyledi" diye sonra köyün camisine giderek ezan okuduklarını ve buraya Türk bayrağı astıklarını, oradan da Kırnı köyüne gittiklerini dile getiren Yerkazan, "Yamaca tüfeğimi monte ederken karşı taraftan ateş açıldı. Mermiler üzerimizden geçiyordu. Başçavuşumuz 'Mehmet yat, vurulacaksın' dedi. Ben de 'komutanım buraya yatmaya gelmedik, biz bunlara ateş etmezsek bizi ateş altına alacaklar' dedim. Tüfeği kurdum ve ateş etmeye başladık. Beş dakika sonra ateş kesildi. Vuruldular mı, bırakıp kaçtılar mı onu artık bilmiyorum" "Biz onlara toprak, bayrak, Cumhuriyet hediye ettik"Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının düzenlediği "81 ilden 81 Kıbrıs gazisi" adlı organizasyon kapsamında 39 yıl sonra Kıbrıs'a gittiğini, çıkarma yaptıkları yerleri tekrar görme imkanı bulduğunu anlatan Yerkazan, "O günleri yeniden yaşadım. Yalnız, Kıbrıs'ı beklediğim gibi bulamadım. 1974 yılında Kıbrıs halkının bize gösterdiği sevginin milyonda biri kalmamış. Ona bir anlam veremedim. Biz onlara toprak, bayrak, Cumhuriyet hediye ettik" diye gazi arkadaşlarıyla gezerken, kimsenin yüzlerine bile bakmadığını belirten Yerkazan, "Bu, beni çok üzdü, kırıldım. En azından 'hoş geldiniz, siz buraya ilk ayak basan askerlersiniz' diyebilirlerdi" ifadesini günleri dün gibi hatırladığını dile getiren Yerkazan, "Allah korusun tekrar bir harp olursa önce kendim giderim, çocuklarımı da seve seve gönderirim çünkü ben oraya bir Kıbrıslı için gitmedim, vatanım için, ülkem adına gittim. Ülkemin emrindeyim, Türk ordusu, devletimiz bizi nereye gönderirse oraya gideriz. Türk bayrağını da nereye isterse oraya dikeriz" Harekat sırasında evine sığındığı aileyle görüşüyor Türkiye Muharip Gaziler Derneği Malatya Şubesi Başkanı ve Kıbrıs gazisi Bayram Akdemir 59 ise Kayseri Hava İndirme Tugayı'nda vatani görevini yaptığı sırada, Kıbrıs'taki gelişmeler üzerine alarma geçildiğini ve birliğinde içtimaya alındıklarını ifade ederek, "Bizler yeni askeriz. Paraşütle atlamamışız. Bizden öncekilerin 7-8 atlayışı var. Bölük komutanı, yeni gelenlerden 5 kişi alacaktı. Bize 'gönüllü çıkmak isteyen var mı?' dedi. Bizler, 1954'e 1'inci tertip olarak hepimiz 3 adım öne çıktık çünkü annemiz bizi böylesi bir gün için doğurmuştu" diye herkesin ileri çıktığını görünce "evlatlarım, ben sizler arasında ayrım yapamam" dediğini ve kendisinin de aralarında bulunduğu 5 kişiyi eğitim durumuna göre seçtiğini belirten Akdemir, paraşütle ilk atlayışında yaşadığı heyecanı komutanlarının "yüzde 30'unuz yere sağlam inin zafer bizimdir" diye seslendiğini belirterek, "Türk Devleti'nin ebedi varlığı için gideceğiz. Bu, bizim için milli bir gururdur" düşüncesiyle hareket ettiklerini ve sorunsuz bir atlayış gerçekleştirerek Kıbrıs'a indiklerini ilk gördüğü şeyin "önce vatan" yazısı olduğunu anlatan Akdemir, harekat sırasında bir köy evine sığındıklarını belirterek, "Fota köyünde Fatma Karaşahin isimli bir kadının evine sığındık. Kendisinin biri 3, biri 5 yaşında iki kız çocuğu vardı. 35 yıl sonra gittim, o kızları gördüm. Hala görüşüyoruz" diye Akdemir, o yıllara ilişkin olarak şunları söyledi"Kıbrıs'ı gönlümüzden atmamız, beynimizden silmemiz mümkün değil çünkü biz her şeyi orada gördük. Bilhassa eski ismi Fota olan köyde, Fatma ablamızın savaşın en kızgın anında bizlere bir bardak su vermesi bizleri ferahlattı. Bunları unutmamız mümkün değil. Cenab-ı Allah, Kıbrıs Türk halkına inşallah bir daha o acıları yaşatmaz ve Türk devletine de bir daha savaşı yaşatmaz."Kıbrıs'ta üzerlerine düşen görevi yerine getirdiklerini, bundan sonra görevin Kıbrıslı gençlerde olduğunu belirten Akdemir, "Eğer Cumhuriyet'in kurulmasında azıcık da olsa bizim bir faydamız olmuşsa, eğer bugün Kıbrıs Türk halkı bu Cumhuriyet şemsiyesi altında yaşıyorsa bizler gurur duyuyoruz çünkü ter döktük, kan verdik. Temennimiz unutulmamamız, bilhassa Kıbrıs Türk halkı tarafından unutulmamamız" tarihiyle ilgili 14 bin fotoğraf topladığını ve Kıbrıs'ta sergi açtığını dile getiren Akdemir, topladığı fotoğraflardan albüm hazırlayacağını sözlerine "Kıbrıs, bizim Kıbrısımız"Tokat'ın Niksar ilçesinde yaşayan Kıbrıs gazi Ramis Aydın 60 da omzuna isabet eden kurşunla yaralandığı o günleri unutamıyor. Piyade er rütbesiyle katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı'nda yaralanan Aydın, sol kolunu kısmen ve 6 çocuk babası Aydın, harekat sırasında yaşadıklarını dün gibi hatırlıyor. Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1973 yılında askere gittiğini, Kırıkkale'deki usta birliğinden 1974'te Kıbrıs'a görevlendirildiğini zor koşullarda Beşparmak dağlarına tırmandıklarını anlatan Aydın, harekatın dördüncü gününde yaralandığını ifade ederek, şunları söyledi"Siper yaptığım taşa kurşunlar yağıyor, taş parçaları gözlerime ve yüzüme geliyordu. Tam tetiği çekerken sol kolum düştü. Yaralandığımı hissettim. Hemen hedef küçülttüm ama kolum gitti. Bu esnada akan kan göğsüme ve botlarıma kadar indi. İki metre yakınımda da o arada bir düşman askeri ölmüş. Ben de ölüyorum artık ama o düşman yüzüstü ölmüş. Onun ölümüne benzememek için miğferimi çıkardım, başımın altına koydum. Ona benzememek için sırtüstü yattım, ölmeyi bekliyorum. O arada bir başçavuş yanıma geldi. Durumumu sordu. Daha sonra beni tankla alıp, Rumlardan ele geçirilen revire götürdüler. Buradan Mersin'e, oradan da götürüldüğüm Ankara Gülhane'de tedavi altına alındım."Kıbrıs'ın daha iyi olacağını ümit eden Aydın, "Devletimiz güçlü, hükümetimiz güçlü. Kıbrıs, bizim Kıbrısımız. Biz orada kan akıttık. Dedelerimiz, atalarımız kan akıtmış. Kıbrıs'a sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Kıbrıs'a daha sonra gitme şansım olmadı. İnşallah gitmeyi düşünüyorum çünkü yaralandığım yeri illaki gidip görmem lazım. Hep gözümün önünde tütüyor, gitmemle bulmam bir olur" diye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği üyesi olan Aydın, KKTC'nin kuruluş yıl dönümünü kutladı. Bayram Akdemir Ramis Aydın Türkiye Kıbrıs Politika Güncel Haberler
Ayşe tatile çıktı’ parolasıyla Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a yönelik başlattığı Kıbrıs Barış Harekâtı ne zaman ve neden yapılmıştır?’ sorusu, harekâtın yıl dönümünde sorgulanıyor. Kıbrıs’ta yaşayan Türklere yönelik katliama dur’ demek için Türkiye, adaya askeri çıkarma ve indirme gerçekleştirdi. Peki Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda ne oldu? İşte aradıklarınız… Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in talimatıyla başlatılan Kıbrıs Barış Harekâtı, 45. yıl dönümünde çeşitli anma etkinlikleriyle yeniden yaşatılıyor. Harekâtın yıl dönümü vesilesiyle Twitter’da da KıbrısBarışHarekatı’ etiketi, Trending Topic TT olarak Türkiye gündeminde en üst sıraya yükseldi. Bu gelişmelerin ardından Kıbrıs Barış Harekâtı ne zaman ve neden yapılmıştır?’ sorusunun yanıtı da aranmaya başlandı. İşte TSK’nin 1974’te Kıbrıslı Türklere ve Rumlara barış götürmek için yaptığı’ harekâtın detayları… KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI NEDENLERİ Kıbrıs Barış Harekatı'na zemin hazırlayan olayların başlama tarihi olarak 1959 yılı gösterilir. Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından 1959 yılında imzalanan Londra ve Zürih anlaşmalarıyla bu ülkelerin garantörlüğünde Rum ve Türk halklarının eşitliğine dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştu. Rumlara ait silahlı gruplar tarafından 1963 yılı itibarıyla yapılan saldırıların ardından Kıbrıs Türkleri, ülke yönetiminden baskı ve zulümle uzaklaştırıldı. Adayı Yunanistan'a bağlama hedefine erişmek isteyen Rumlar tarafından yürütülen saldırılar ve ambargolar 1963-1974 yıllarında giderek artmıştı. DARBE YAPILINCA MGK ACİL TOPLANDI Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük ile beraberindeki heyet ve Başbakan İsmet İnönü başkanlığındaki Türkiye heyeti arasındaki resmî görüşmeler Ankara'da gerçekleşti. EOKA-B liderlerinden Nikos Sampson, Yunanistan'da iktidarda yer alan cuntadan da destekle yaptığı darbeyle 15 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'u devirdi. Adadaki darbe haberi Ankara'ya varınca Millî Güvenlik Kurulu acilen toplandı. TÜRKİYE’NİN KIBRIS’A MÜDAHALE TEKLİFİ KABUL EDİLMEDİ Dönemin Başbakan’ı Bülent Ecevit’in, toplantının ardından TSK’ye Kıbrıs'a müdahale ihtimaline karşı hazırlık yapılması yönünde talimat verdiği ortaya çıktı. Dünya kamuoyunun Kıbrıs'taki askerî yönetime tepkileri de Türkiye'nin lehine bir ortam oluşturmuştu. Türkiye, adaya ortak müdahalede bulunulması adına garantör devletlerden İngiltere ile görüşüp, oraya müdahale durumunu önerdi. Ancak Ecevit’in teklifi İngiltere Başbakanı tarafından kabul edilmedi. CUMHURBAŞKANI KORUTÜRK MECLİS’İ OLAĞANÜSTÜ TOPLANTIYA ÇAĞIRDI Bu esnada, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırdı. 18 Temmuz'da Başbakan Ecevit, Londra'da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco ile görüşme gerçekleştirdi. Bunun hârici Kıbrıs'ta, "Yeşil Hat"ta hava gerginleşti. Meclis, olağanüstü toplantıda, Kıbrıs'ta darbenin ardından ortaya çıkan durumu görüştü. 19 Temmuz'da Sisco, Atina'dan Ankara'ya giriş yaptı. Sisco'nun Atina nezdindeki girişimlerinden netice alınamayacağı anlaşıldı. HAREKÂTIN PAROLASI AYŞE TATİLE ÇIKSIN Aynı gün Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca bir filo, çıkarma gemileriyle Akdeniz'e doğru yola çıktı. Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı birliklerin Lefkoşa-Hamitköy-Gönyeli ve Pınarbaşı bölgelerine hava indirme, Yavuz Plajı'na denizden çıkarma yapmasıyla 20 Temmuz'da başlamış oldu. Harekâtın parolası da Ayşe tatile çıksın’ oldu. Ayşe, Cenevre konferansına katılan dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'in kızıydı… KIBRIS’A BARIŞ GETİRMEK İÇİN ADAYA GİDİYORUZ’ Başbakan Ecevit, harekatın başladığını, "İnsanlığa ve barışa büyük bir hizmette bulunmuş olacağımıza inanıyoruz. Öyle umarım ki kuvvetlerimize ateş açılmaz ve kanlı bir çatışmaya yol açılmaz. Biz aslında savaş için değil barış için ve yalnız Türklere değil Rumlara da barış getirmek için adaya gidiyoruz." sözleriyle duyurdu. HAREKÂT NASIL GERÇEKLEŞTİ? Türk uçakları 21 Temmuz sabahı, Rum mevzilerine karşı harekete geçti. 4'üncü Paraşüt Taburu ile birleşen Kıbrıs Türk Kuvvetleri, Lefkoşa Havalimanı ile Kaymaklı bölgesine taarruza başladı. 2'nci ve 3'üncü komando taburları Zeytinli istikametinde ilerledi. Kocatepe muhribi de haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden ötürü Türk uçaklarınca batırıldı. Harekâtın ikinci günü, 3'üncü Paraşüt Taburu'nun taarruzu sonucu Deliktepe düştü. Girne'ye ulaşan Türk birlikleri Lefkoşa'ya doğru hareket etti. Bu vesileyle de Lefkoşa-Girne hattı birleştirilmiş oldu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin çağrısının ardından Türkiye, 22 Temmuz saat itibaren harekata son verdi. TÜRKİYE İLE YUNANİSTAN ARASINDAN ATEŞKES ANLAŞMASI ABD ve İngiltere dışişleri bakanlıklarının yetkilileri aracılığıyla Türkiye ile Yunanistan arasında ateşkes anlaşmasına varıldı. Yapılan harekatla Lefkoşa-Girne karayolunun denetim altına alınmasıyla Lefkoşa'nın Türk kesiminin denizle bağlantısı sağlandı. Bunun dışında kalan başta Magosa olmak üzere diğer yerleşim bölgelerinde ise Türklerin güvenliği tam olarak sağlanamadı. TÜRKİYE’NİN BİRÇOK İLİNDE SIKIYÖNETİM İLAN EDİLDİ Bu arada harekatın başlamasıyla İstanbul, Ankara, Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Adana, İçel ve Hatay'da sıkıyönetim ilan edildi. 20 Ağustos'tan itibaren bu illere Antalya da eklendi. Yunan cuntasının işbaşına getirdiği Nikos Sampson, 22 Temmuz'da cumhurbaşkanlığından istifa etti. Harekatta 3 gün içinde 57 şehit verildi, 184 asker yaralandı. KIBRIS BARIŞ GÖRÜŞMELERİ BAŞADI Yunanistan'da sivil yönetimin iş başına gelmesinin ardından 25 Temmuz 1974'te Kıbrıs barış görüşmeleri Cenevre'de başladı. Türkiye, Yunanistan'a Kıbrıs'ta federasyon sistemini önerirken TSK da 26 Temmuz'da Girne'nin 5 Mil Plajı'na asker ve malzeme yardımı için çıkarma yaptı. Türk birliklerinin Kıbrıs'ta yerleşim alanları genişlerken 30 Temmuz'da Cenevre'deki görüşmeler sona erdi. Taraflar ateşkesin sürmesini istemesine rağmen 6 Ağustos'ta takviyeli Rum birlikleri, Girne'nin batı kesiminde saldırı başlattı. Saldırıyı püskürten Türk birlikleri, Rumların ateşkese uymaması sonucu Lapta'yı ele geçirdi. ADADA YENİ ANAYASA İHTİYACI Taraflar barış koşullarını tekrar görüşmek üzere Cenevre'de ikinci defa bir araya geldi. Görüşmelere Kıbrıs Türk Halkı Lideri Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Halkı Lideri Glafkos Klerides katıldı. Kıbrıs Türklerini temsil eden heyet, adanın yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu, iki kesimli bir federasyon kurularak Türk tarafına yüzde 34 toprak bırakılması gerektiğini belirtti. Rumların ve Yunanistan'ın buna yanaşmaması üzerine 8-13 Ağustos tarihlerindeki konferans sona erdi. 14 AĞUSTOS’TA İKİNCİ HAREKÂT Takvimler 14 Ağustos'u gösterdiğinde Kıbrıs'ta ikinci harekat başladı. Harekatın amacını ise doğuda Magosa ve batıda Lefke'ye kadar olan bölgelerin, Rum işgalinden kurtarılması oluşturuyordu. Türk birlikleri 15 Ağustos'ta Magosa'ya girdi. Batıda ise Lefke yönünde Mitri alındı. Harekatın son günü olan 16 Ağustos'ta Lefke ve Omorfo alındı, Lefkoşa bombalandı. Sonrasında ilan edilen ateşkes 6 saat sürdü. Rumların açtığı ateşe, Türk birlikleri karşılık verdi. KATLİAMLAR ORTAYA ÇIKTI Magosa'ya 15 kilometre uzaklıktaki Türklere ait Atlılar Köyü'nde Rumlar tarafından yapılan katliam ortaya çıkarıldı. Bir çukura gömülü 57 Türk'ün cesedi bulundu. 22 Ağustos'ta Yeşil Hat üzerinde esir değişimi yapılırken 29 Ağustos'ta Yeşilırmak Köyü tamamen Türklerin kontrolüne geçti. 1 Eylül'de ise Magosa'ya bağlı Muratağa ve Sandallar köylerinde 88 kişinin yakılarak çukura gömüldüğü anlaşıldı. 16 Eylül'den itibaren Rum ve Türk tutsakların değişimi işlemlerine başlandı. KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİ KURULDU Harekatın başarıyla sonuçlanması sonrasında, 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu, devlet başkanlığına Rauf Denktaş getirildi. 15 Kasım 1983'te ise Mecliste alınan kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. 20 Temmuz 1974 tarihinde gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı'a katılarak gazi olanlar, o günlerdeki anılarını 45 yıl sonra paylaştı. SAVAŞIN BAŞLAMA SEBEBİ Savaşın başlama sebebi ile ilgili bilgi veren Samsun Muharip Gaziler Derneği Başkanı ve aynı zamanda Hava İndirme Tugayı Paraşüt Taburunda görev alan Ahmet Diril 65, “15 Temmuz 1974’te Enosis’ hayranları olan Yunanistan taraftarları Rum taraftarları olan EOKA’cılara darbe ile ihtilal yaptılar. Bu darbe neticesinde Kıbrıs’taki yönetimi ele geçirerek buradaki bizim soydaşlarımıza katliam yaptılar. Yaşlısından, genç insanlara kadar herkese dozerlerle katliamlar yaparak toprağın altına gömdüler. Bundan 45 sene önce yapılmış bu katliam tarihin canlı derinliklerinde yer almaktadır. Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın can güvenliğini sağlamak için havadan indirme, havadan atma, denizden çıkartma şeklinde harekat gerçekleştirilmiş ve Türk askerinin üstün cesaret göstermesi sonucunda oradaki soydaşlarımızın mal ve can güvenliği sağlanmıştır. Kıbrıs barış harekâtı adada yaşayan bütün insanlığa barış getirmiştir. Eğer ’Enosis’ hayali gerçekleşmiş olsaydı bugün bile adada Rum varlığından söz edilemezdi. O yüzden barış harekatı’ şeklinde bu isim telaffuz edilmektedir” dedi. Hava İndirme Tugayı Paraşüt Taburunda onbaşı olarak görev yapan Bilal Ersoy, "19 Temmuz Cuma günüydü. Kayseri de eğitim alıyordum. Askerde öğle saatlerinde bizi topladılar. Merak ediyorduk çünkü gelişmelerden haberimiz yoktu. Komutanımız bize Kıbrıs’ta ki soydaşlarımıza katliam yapıyorlar. Buraya çıkarma yapacağız’ dedi. Biz de bir heyecanlı silah bakımını yaptık. Askeri tesisatlarımızı hazırladık. Gece saat alarm kurduk. Alarm çaldığında ise paraşütlerimizi kuşanıp Kayseri Erkilet Havaalanı'na geldik. Ben 1’inci adamdım. Uçaktan atlayacak ilk kişiydim. Uçak adaya girmeye başladı. Yukarıdan bir baktım ki Kıbrıs toz duman içindeydi. Uçaktan atlayınca aşağıda biraz dinlenmek istedim. Karşıma Beşparmak Dağları’nı aldım. Tam 30 metre yakınıma top mermisi düştü. Sonra topluluk olarak kasaba gibi bir yere gittik. Orada gezinirken kasaba boştu. Bir mağaranın önünde durduk. Mağaranın içine sivil halk dolmuş. Bizi Rum askeri zannetmişler. O kasaba olduğu gibi mağaraya dolmuştu. Biz kasabayı emniyet altına aldık ve insanlar evlerine yerleşti. O günün akşamı Beşparmak Dağları’na taarruz yapacağız. Beşparmak Dağları’nda ilerlerken komutanız şurada 5 dakika dinlenelim’ dedi. Tam dinlenirken içimize iki tane havan topu düştü. 6 şehit verdik orada. Komutanımız havan mangasını çağırdı. Beşparmak Dağları’na havan kurduk. Ben mermileri hazırlarken tam karşıdan bana bir ateş geldi. Karın boşluğumdan ve dizimden vuruldum. Beni arabaya koyduklarında bilincim kapalıydı. Sonra gözlerimi açtığımda bir hemşirenin bana kalp mesajı yaptığını gördüm. O an sordum ne yapıyorsun’ diye. Senin kalbini çalıştırmaya çalışıyoruz’ dedi. O andan sonra gazilik şerefine eriştim” şeklinde konuştu. Çok zor şartlar altında savaştığını ifade eden Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanlığında asker olan Fahri Çamur 65 ise "Komutanımız adada darbe yapıldığını, katliamların başladığını, müdahalenin kaçınılmaz olduğunu, bu nedenle ile Kıbrıs’a hareket edeceğimiz söyledi. Kıbrıs’a giderken bir haber geldi Düşman bütün silahlarını Girne Limanı’na çevirmiş, buraya çıkmayın vurulursunuz.’ Bir müddet sonra Kıbrıs’ın batı kesimlerine doğru ilerledik. Girne’de 4 gün savaştık. Arkamız deniz, önümüz düşman, karşımız düşmanın bulunduğu Beşparmak Dağları’ydı. Çok zor şartlar altında savaştık. 24 Temmuz öğleden sonra Girne savaşları bitince boğaza girme emri geldi. Boğazın doğu kısmında Rum birlik ordusu toplanmıştı. Sadece gece çatışmaları yaşadık. Bu sırada barış görüşmeleri devam ediyordu ancak görüşme sonuç vermeyince Ayşe Tatile Çıkabilir’ sloganı ile 2. bir çıkartma haberi geldi. Hamitköy, Kuzey Lefkoşa, Değirmenlik gibi yerler Türklerin sıkıştırıldığı bölgelerdi. Özellikle Değirmenlik bölgesini çatışarak ele geçirdik. Samsunlu bir arkadaşım şehit oldu. 5 arkadaşım da yaralandı. Çatışma azalınca baktım bir arkadaşım şok geçiriyor, bir arkadaşım üstü başı yanmış, bir arkadaşımın üstü başı kan içinde oradan bir dedi ki, Komutanım vatan için canımız feda olsun.’ O anı unutamıyorum” diye konuştu. Güncelleme 20/07/2019 1021
kıbrıs barış harekatı gazileri isimleri