Divanı Lûgatit-Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir. 3. Sav Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir. Bugünkü “ ata sözü”nün karşılığıdır. Divan-ı Lûgatit-Türk’te pek çok sav vardır. 4. Destan
İslamiyetöncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000′li 3000′li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyet’i kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürklere ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır. Bilindiği gibi söz
Türkçe 7500 sözcüğün Arapça karşılığı verilirken, sav denilen âtasözleri, sagu denilen ağıtlar, koşuk denilen şiirler ve destan parçaları alınmıştır.
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, Türklerin Orta Asya’da oluşturdukları, her türlü dış etkiden uzak; dil, şekil ve içerik yönünden ulusal olan bir edebiyattır. Bu edebiyat, tarihin bilinmeyen dönemlerinde başlamış ve 11. yüzyıla kadar devam etmiştir. Çağlar boyunca göçebe bir yaşam süren Türkler farklı inanç
Türk dilleri sözlüğü” anlamına gelmektedir. İslamiyet öncesi ürünleri olan sav, sagu, koşuk örnekleri vardır. 23. Aşağıdakilerden hangisi, destan geleneğinden halk öykücülüğüne geçiş dönemin ürünüdür? Kutadgu Bilig; Divânü Lügati’t-Türk; Atabetü’l-Hakayık; Dede Korkut Hikâyeleri; İskendername. 24.
Türkçe 7500 sözcüğün Arapça karşılığı verilirken, sav denilen âtasözleri, sagu denilen ağıtlar, koşuk denilen şiirler ve destan parçaları alınmıştır. Sözcüklerle ilgili bol bol seci, mesel, hikmet, şiir, efsane; tarih, coğrafya; halk edebiyatı folklor bilgi ve örnekleri verilmiş; dilbilgisi kuralları ortaya
x9dXHF.
Divan-ı Lügatit-Türk Divanı Lügatit Türk Hakkında Kısaca Özet Bilgi Divanı Lügatit Türk Hakkında Kısaca Özet BilgiDivan-ı Lügati’t-Türk’ün Özellikleri Nelerdir? Maddeler HalindeDivan-ı Lügati’t-Türk Hakkında Geniş Detaylı BilgiDivanu Lügati’t-Türk’ün Önemi ve BulunmasıKâşgarlı Mahmud tarafından yazılan bu büyük eser Karahanlı yazı dilinden günümüze ulaşan ikinci eserdir. Türkçenin bilinen ilk sözlüğüdür. Kaşgarlı Mahmut Dîvân-u Lugâti’t-Türk’te fazla kelimeyi tanımlamış, bu kelimelerin nerelerde ve hangi anlamlarda kullanıldığını örnekleriyle göstermiştir. Yazar okuyucuyu Türklerin günlük yaşamı, tarihi, edebiyatı ve gelenek görenekleri hakkında bilgilendirmiş; eserini bir Türk dünyası haritasıyla zenginleştirmiştir. Eser 1077 yılında tamamlanarak Abbasi halifesine sunulmuştur. Eserden anlaşılacağı üzere Kâşgarlı, Arapçayı iyi bilmektedir. Eser sadece ansiklopedik bir sözlük değil aynı zamanda filoloji ve ağız araştırmaları ile halk edebiyatı ürünlerini içeren, Türk edebiyatının bir şaheseridir, Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılan ve Türk Lehçeleri Divanı anlamını taşıyan eser, Kâşgarlı Mahmud’un yaşadığı dönemdeki Türk boylarını, boyların konuştukları Türkçe hakkında ses bilgisi, biçim, anlam bilgisi ve söz varlığı ile sözlü kültür unsurları hakkında detaylı bilgi verir. Eserde 764 manzum parça, 289 tane atasözü bulunmaktadır. Manzum parçalarda nazım birimi beyit ve dörtlüktür. Eserde hem aruz ölçüsü hem de hece ölçüsü tercih edilmiştir. Bu beyit ve dörtlükler madde başı olarak alınan sözcüklere örnek olarak koyulmuştur. Tek bir nüshası bulunan eser, şu anda Fatih Millet Kütüphanesinde bulunmaktadır. Divan-ı Lügati’t-Türk’ün Özellikleri Nelerdir? Maddeler Halinde Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapçayla boy ölçüşebilecek derecede olduğunu göstermek için yazılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un zamanında konuşulan ve yazılan çeşitli Türk lehçelerindeki harf sırasıyla düzenlenmiş bir sözlüktür. 7500 civarında Türkçe kelime Arapça olarak açıklanmıştır. Eserin aslı Arapçadır. Eserde İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait koşuk, sagu, sav, destan gibi ürünlerden bazı derlemeler yapılmış olması esere bir antoloji niteliği kazandırmıştır. Ansiklopedik bir yapıt olan bu eser, dönemine pek çok yönden tarih, coğrafya, folklor… ışık tutar. Kitabın sonunda Türk illerini gösteren bir harita yer almaktadır. İlk dil bilgisi kitabıdır. İlk dil bilgisi kitabıdır. Divan-ı Lügati’t-Türk Hakkında Geniş Detaylı Bilgi Türk dilinin toplu sözlüğü anlamına gelen bu yapıtı, 1072-1074 yılları arasında j Kaşgarlı Mahmut yazmıştır. Yapıtın yazılış amacı Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin edebiyat dili olarak Arapçadan üstün bir dil olduğunu kanıtlamaktadır. Arapça olarak yazılmış, 7500 Türkçe sözcüğün açıklaması yapılmıştır. Bir anlamda yapıt Türkçenin ilk dilbilgisi kitabı olma özelliği taşır. Yapıtın bizim için halkbilimsel folklorik değeri de önemlidir. İçinde nazım parçaları, düzyazı cümleleri ve atasözleri vardır. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait bu örneklerin yanında bu örneklere ilişkin bilgiler de vardır. Yapıtta değişik Türk boylarının yaşam biçimleri ve yaşadıkları coğrafyanın özelliklerine ilişkin bilgiler de vardır. Türkçe sözcüklerin anlamları verilmekle yetinilmeyip o sözcüklerin değişik Türk boylarındaki kullanımları, sözcük türleri ve sözcük yapısıyla ilgili bilgiler de verilmiştir. Divanu Lügati’t-Türk’ün Önemi ve Bulunması Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi her hafta sahaflara uğramaktadır. Sahaf Burhan Bey’e bir kadın bir kitap getirir ve otuz liraya satmasını ister. Burhan Bey kitabın o kadar etmeyeceğini söyler ama dursun bakalım belki satılır, diye kabul eder. Ali Emiri Efendi yeni gelen kitap olup olmadığını sorar. Burhan Efendi — Bir kitap var ama sahibi otuz lira istiyor, diyerek olanı biteni anlatır. Bu kitabın süresinin ertesi gün dolacağını, yaşlı kadının kitabı almaya geleceğini söyler. Eline aldığı kitabın adını okuduğu anda Ali Emiri Efendi, bayılacak gibi olur… Dünyada eşi benzeri olmayan, Türk dilinin en değerli eseri Divanu Lügati’t-Türk’tür elindeki kitap… Otuz değil, otuz bin liraya bile değerdir bu kitab. Kendisini hemen toparlayan Ali Emiri Efendi, kesin alıcı görünmemek, kitapçıyı şımartmamak amacıyla — Dağınık bir eser… Acaba tamam mı değil mi? Yazarı da Kaşgarlı adlı bir adammış… Kimdir, necidir, belli değil… Sarı çizmeli Mehmet Ağa… Ama ne de olsa bir eserdir… Encümen on lira teklif etmiş, ben de on beş lira veririm, der. Burhan Bey — Kitap benim olsaydı verirdim. Sahibi mutlaka otuz lira istiyor. Alacaksanız bir kadına iyilik etmiş olursunuz, almayacaksanız sahibine geri vereceğim, diye söyleyince Ali Emiri Efendi. — İşte şimdi işin şekli değişti… Bir kadına yardımcı olmak gerekir. Kabul ettim, diyerek kitabı satın aldığını söyler ama yanında yalnızca on beş lira vardır. Hemen para bulmak üzere ayrılır ve otuz lirayı bulup gelir ve kitabı satın alır. Dostlarına, arkadaşlarına kitabın değerini şöyle anlatır Ali Emiri Efendi “Bu kitap değil, Türkistan ülkesidir… Türkistan değil bütün cihandır. Türklük, Türk dili bu kitap sayesinde başka bir parlaklık kazanacak. Arap dilinde Seyyibuyihin kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bu kitaba hakiki kıymet verilmek lazım gelse cihanın hazineleri kâfi gelmez… Bu kitapla Hz. Yusuf arasında bir benzerlik vardır. Yusuf’u arkadaşları birkaç akçeye sattılar. Fakat sonra Mısır’da ağırlığınca cevahire satıldı. Bu kitabı da Burhan bana otuz üç liraya sattı. Fakat ben bunu birkaç misli ağırlığında elmaslara, zümrütlere vermem.” der Genel Alt KategorilerPDF
Divan - I Lügat'it-Türk Özellikleri Konulu Yazı Divanı Lügat -it Türk Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır . Yazılmasının amacı Türkçenin Arapçadan daha üstün olduğunu göstermek içindir . Bu lügat 25 Ocak 1072 yılında yazılmaya başlanmış olup 10 Şubat 1074 yılında ise bitirilmiştir . Türk Dilinin çok önemli bir yere sahip olduğunu göstermek amacı ile yazmıştır Kaşgarlı Mahmut . Divan-ı Lügat-it Türk Arap alfabesi ile yazılmıştır ama içinde birçok Türkçe içeren bilgiler de yer almaktadır. Divan-ı Lügat-ıt Türkün içinde bir sürü atasözleri , deyimler , koşuklar bulunmaktadır . Arap dili de çok güzel bir dildir ama Türk dilinin de geniş anlamlar içerdiğini kanıtlamak amacı ile yazılmıştır . Kaşgarlı Mahmut Karahanlılar döneminde yaşamış bir bilim adamıdır . Divan-ı Lügat-ıt Türkün en önemli özelliği Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olmasıdır . En kapsamlı olan bir lügattır . Türk sözlüğün divanı anlamına gelir Divan-ı Lügat-ıt Türk . Bu lügatte Türklerin ilk haritasını da Kaşgarlı Mahmut çizmiştir . Bu lügatte 7500 kelime vardır . Kaşgarlı Mamut bu lügatte Türklerin özelliklerinden , yaşayış tarzlarından , gelenek , görenek ve örf ve adetlerinden bahsetmiştir . Türklerin ne kadar güzel bir millet olduğu hakkında da bilgi vermiştir . Bu yüzden bu lügat çok önemli bir yere sahiptir .
Kaşgarlı Mahmut İslamiyet'in kabulünden sonraki Türk milliyetçiliğinin ilk temsilcisidir. Türk dilinin, Türk milliyetçiliğinin en büyük sözcüsü Kâşgar'da ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili incelemelerine adamıştır. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiştir. 1072-1073 yılları arasında hazırladığı meşhur kitabını Divan-ı lügat-it Türk Abbasi halifesine armağan etmiştir. Kitabın asıl nüshası bugün Ayasofya Müzesi'nde muhafaza ediliyor. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978'de yaşadığı şehirleri, köyleri, obaları bir bir dolaşarak hazırladığı sözlük, İslâmiyet'ten önceki sözlü edebiyatımızı aydınlatan dev bir amacı, Araplara Türkçe'yi öğretmekten çok, Türkçe'nin Arapça ile koşu atları gibi yarış edebileceğini, Türk dilinin zenginliğini, her duygu ve düşünceyi anlatmaya elverişli olduğunu ispat etmektir."Türk Sözlüğünün Divanı" anlamına gelen Kâşgarlı'nın bu eseri, yalnız bir sözlük değil; İslâmiyet öncesi Türk edebiyatını, tarihini, coğrafyasını, folklorunu, mitolojisini aydınlatan ansiklopedik bir eserdir. Bilindiği üzere, XI. yüzyıl hemen bütün İslâm ülkelerinde Türklerin egemen olduğu bir dönemdir. Karahanlılar devletinin, özellikle Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun askerlikçe ve uygarlıkça en parlak zamanı bu dönem içerisindedir. O tarihlerde Türklerin egemenliğindeki uluslar Türk dilini öğrenmek ihtiyacını duyuyorlardı. Divan-ı Lügat-it-Türk işte bu maksatla, yani yabancılara Türkçe'yi öğretmek amacıyla 1073 -1077 tarihleri arasında Bağdat'ta yazılmış bir sözlüktür. Eser, Türk dilini Araplara tanıtmak maksadıyla yazıldığından, Arapça olarak kaleme alınmıştır. İçinde pek çok Türkçe deyim, şiir, atasözü yer almaktadır. Türk sözcüğünün kuvvet, güç, kudret anlamı taşıdığını bize ilk bildiren Kaşgârlı Mahmut'tur . Divan-ı Lügat-it-Türk'teki sözcüklerin anlamları Arapça olarak yazılmıştır. Türkçe 7500 sözcüğün Arapça karşılığı verilirken, sav denilen âtasözleri, sagu denilen ağıtlar, koşuk denilen şiirler ve destan parçaları alınmıştır. Sözcüklerle ilgili bol bol seci, mesel, hikmet, şiir, efsane; tarih, coğrafya; halk edebiyatı folklor bilgi ve örnekleri verilmiş; dilbilgisi kuralları ortaya konulmuş; Türkoloji'nin sağlam temelleri atılmıştır. Türkologların görüşü "Göktürk Yazıtları ile Divan-ı Lügat-it-Türk'ün bulunuşu Türklük için tasavvur edilemeyecek kadar büyük kazanç olmuştur."
İslamiyet Öncesi Türk Halk Edebiyatı> Koşuk, kojan, koşma, takşut, küg, şlok, padak, kavi, sagu nedir? İslamiyet Öncesi Türk Halk Edebiyatı, Koşuk, kojan, koşma, takşut, küg, şlok, padak, kavi, sagu nedir? İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürkler'e ait yazılı anıtların ortaya konduğu VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır. Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce, sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır. Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır. Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır. İslâmiyet öncesindeki şiir, türüne göre; koşug, kojan, koşma, takşut, takmak, küg, şlok, padak, kavi, baş, başik, sagu adlarını alır. Nazım, şiir, beyit anlamındadır. Kazaklarda “kasık” olarak geçer. Dîvânü Lugati’t-Türkte “şiir, kaside” olarak kullanıldı. “Mani” nazım şeklini andırır. Aşk, yiğitlik, doğa içerikli dörtlüklerden oluşur. Kojan Altay Türkçesinde “kojon” olarak geçer. Destan dışındaki şiirlerin genel adıdır. Şiir, şarkı, türküler için kullanılan terimdir. “kojonçı” -> şarkıcı, türkücü anlamındadır. Takşut Burkancı Uygur metinlerinde görülür. Şiir, nazım, beyit, manzume anlamındadır. Takşut, şlok ile kullanılmıştır. Takmak “Takşut” ile aynı kökten gelmektedir. Kalabalık karşısında ezbere söylenen şiir anlamındadır. Destan dışındaki şiir ve şarkıların tümüdür. Hakas Türklerinde “tahpah”, diğer Türk lehçelerinde “koşık” olarak geçer. Günümüzdeki adı “tobol” olarak geçmektedir. Kazan Türkleri arasında “bulmaca, türkü, atasözü” anlamındadır. Ir-Yır Dîvânü Lugati’t-Türkte “yır koş“tur. Koşma, türkü düzmek anlamındadır. “yır-, yırla-” şarkı söylemek anlamındadır. Günümüzde “yırav, cırav” yani destan anlatan sanatkar anlamındadır. “cır, yır” nazım şekli, dörtlüklerle üretilen destanların genel adıdır. Genelde kahramanlık şiirleri söylenir. Küg Aprınçur Tigin’in ilk şair manzumelerinde “takşut” için kullanılır. Nazım, şiir, türkü anlamında kullanılır. Dîvânü Lugati’t-Türkte şiirin ölçüsü, “ır”ın ölçüsü anlamında kullanılmıştır. Türk lehçelerinde “ses, musiki, makam” anlamında kullanılmıştır. Genel olarak sesi alçaltarak, yükselterek şarkı söylemek anlamındadır. Şlok Şiir, manzum, bent anlamındadır. “Altun Yaruk” eserinde geçmektedir. Padak Uygur döneminde az kullanılmıştır. Şiir ve dize anlamında kullanılmıştır. Kavi Sanskritçe “kavga” kelimesidir. Eski Türkçe metinlerde çok az rastlanır. Genel anlamı “şiir” olarak geçer. Nazımın özelliklerini içine alır. Baş, Başik İlahinin genel adına denir. Soğdca mani metinlerinde “başa, başik” şeklinde geçmektedir. Sözlü Dönemin Özellikleri 1. Şiirler, "Kopuz" adı verilen sazla dile getirilmiştir. 2. Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan "hece ölçüsü" kullanılmıştır. 3. Nazım birimi "dörtlük"tür. 4. Dönemine göre arı bir dili vardır. 5. Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir. 6. Daha çok doğa,aşk ve ölüm konuları işlenmiştir. 7. Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügat-it Türk" adlı eseridir. Sözlü Dönemin Ürünleri 1. Koşuk Sığır denilen sürek avlarında söylenen daha çok doğa, aşk, şavaş ve yiğitliktir. Bu tür daha sonra halk edebiyatında koşma adıyla anılmıştır. 2. Sav Dönemin özlü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir. 3. Sagu "Yuğ" adı verilen ölüm törenlerinde ölen kişinin erdemlerini ve onun ölümünden duyulan hüznü dile getiren şiirlerdir. 4. Destan Toplumu derinden etkileyen olaylar sonucunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür. Eski Türk Şiiri İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür. İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar. Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en çok işlenen konulardır. Çin kaynaklarında II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır. İlk Türk Şairleri İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur. İlk Türk Şiiri İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız. Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve çevirisi şöyledir Eski Türkçe İle Yaruk tengriler yarlıkazun Yavaşım birle Yakışıpan adrılmalım Küçlüg biriştiler küç birzün Közi karam birle Külüşügin oluralım. Türkiye Türkçesi İle Nurlu tanrılar buyursun Yumuşak huylum ile Birleşip bir daha ayrılmayalım Güçlü peygamberler güç versin Kara gözlüm ile Gülüşerek yaşayalım. Destan Epope Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir. Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların, doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Destanların Doğuşu İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrıyı düşündürdü Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi. Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar. Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri için halk dilinde uzun süre yaşayabildi. Atilla Özkırımlı'nın 1995 Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi "Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt vermişlerdir." Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir. Sözlü dönem destanlarının özellikleri 1. Toplumun ortak görüşleri yansıtılmıştır. 2. Olağanüstü özellikler bulunmaktadır. 3. Önemli kişiler han, kral gibi seçkin kişilerden veya toplumun kabullendiği bir kahramandan ibarettir. 4. Söyleyiş milli dil tarzındadır. 5. Oldukça uzun yazılardır. 6. Milli nazım ölçüsü kullanılmıştır. 7. Konuları bakımından savaş,deprem,yangın,mizah,ünlü kişilerin yaşamları şeklinde gruplandırma yapmak mümkündür. Türk Destanları Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar yaratmaya elverişli olması, O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar, değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir. Destanların oluşumu için gerekli olan bu şartlar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür. Seyit Kemal Karaalioğlu Türk Edebiyat Tarihi adlı yapıtında "Türk tarihine, Türk destanları ile girebiliriz, Türk tarihinin kökenine ilk Türk destanları ile inebiliriz" derken, Türk tarihinin destanlarla, destanlaşmış kahramanlarla dolu olduğunu da vurgular. Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde edilmektedir. Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır. Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır. Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler doğaldır. Destan Kültürünün Önemi Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Nihat Sami Banarlı'nın 1971 Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi "Destanlar halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir." Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı sağlayan en önemli etmenlerdi. Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları sağaltmatedavi görevi de üstlenirlerdi. Sözlü Edebiyat Dönemi Özet Bütün uluslarda olduğu gibi Türklerde de yazı kullanılmadan önce "sözlü" bir edebiyat vardı. Sözlü edebiyatta şiir önemli bir yer tutar. Eski çağlarda doğa olaylarının, savaşların, kahramanların anlatıldığı kuşaktan kuşağa geçerek şairlerin dilinde epik şiirin en güzel örneklerini oluşturdu. Çoğunlukla toplumun kurtarıcısı ve öncüsü sayılan kişileri yücelten kutsallaştıran bu öykü şiirlere "destan" adı verilir. Eski Türklerde bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü kısaca anlatan sözlere "sav" adı verilir. Savlar bugünkü atasözlerinin temelidir. "Yuğ töreni" eski Türklerde sevilen, sayılan kişiler için düzenlenen cenaze törenlerine verilen addır. Bu törenlerde ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden duyulan acıyı dile getiren şiirler söylenirdi. Bir tür ağıt olan bu şiirlere eski Türkler "sagu" adını verirlerdi. Eski Türklerde birlik ve beraberliği sağlamak çok önemlidir. Şölenlerde, toylarda, üstünlükle biten savaş sonlarında halkı heyecana getirmek için okunan şiirlere "koşuk" adı verilir. Çok zengin olduğu bilinen Türk destanlarıyla ilgili bilgiler Arap, Fars ve Çin kaynaklarından elde edilmektedir. Halk ağzından derlenen birbirinden güzel sav, sagu ve koşuklar ise XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânü Lûgati't Türk adlı yapıtta görülmektedir. Değerlendirme Soruları Aşağıdaki soruların yanıtlarını verilen seçenekler arasından bulunuz. 1. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı yaklaşık olarak hangi tarihleri kapsar? A. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, X. yüzyıla kadar sürer. B. 1000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. C. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. D. 400'lü-300'lü yıllarda başlar, IX. yüzyıla kadar sürer. E. 2000'li yıllarda başlar ancak ne zaman bittiği kesin olarak söylenemez. 2. İslamiyet öncesi Türk şiirinin şairi bilinen ilk örneği kime aittir? A. Çuçu'ya B. Ki-ki'ye C. Kalun Kayşi'ye D. Çisuya Tutung'a E. Aprın Çor Tigin'e 3. "Destanlar" için aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A. Uzun anlatımlı, olağanüstülüklerle yüklü öyküleyici özellikler taşıyan şiirlerdir. B. Destanlar, içlerinden olağanüstü özellikler, doğaüstü kahramanlar çıkarıldığında ulusların tarihlerini aydınlatan önemli birer kaynak durumuna gelirler. C. Destanların olağanüstü özellikler göstermesi, doğaüstü güçlerle süslenmesi destanların gerçeklerden uzak olduğunu gösterir. D. Destanlar epik şiirin en güzel örnekleridir. E. Destanları anlatan her yeni ağız onları her yönden zenginleştirmiştir. 4. "Sagu" nedir? A. Bugünkü Türk edebiyatında "mani"nin tam karşılığıdır. B. Eski Türklerde yılda bir kez belli dönemlerde totemlerin kurban edildiği törenlere verilen addır. C. Eski Türklerde bir düşünceyi, bir öğüdü, bir deneyimi kısaca anlatan sözlerdir. D. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen yuğ törenlerinde söylenen ağıtlara verilen addır. E. Eski Türklerde kutsal bir hayvana verilen addır. 5. Türklerde halk ağzından ilk defa sav, sagu ve koşuk örnekleri derleyen kimdir? A. Kalun Keyşi B. Mahir Ünlü C. Seyit Kemal Karaalioğlu D. Kaşgarlı Mahmud E. Homeros Kaynak İslamiyet Öncesi Türk Halk Edebiyatı/ Hülya PİLANCI Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar Banarlı, Nihat Sami. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul Milli Eğitim Basımevi, 1971. Boratav, Pertev Naili. Folklor ve Edebiyat 1-2. İstanbul 1982. Güney, Eflatun Cem. Masallar. Ankara Yayını, 1992. İslamiyet Öncesi Türk Halk Edebiyatı koşuk, kojan, koşma, takşut, takmak, küg, şlok, padak, kavi, baş, başik, sagu
divanı lügatit türk sav sagu koşuk örnekleri